İnsanın aradan çıkmak üzere olduğu bir çağda yaşıyoruz. Eşyânın egemen olduğu modern zamanlarda bir değerler manzûmesinden bahsetmemiz de artık zor. Sâdece nesnelerin değil insanların fiyatlarının da değerlerinden önce geldiği yeni bin yılda zihnin önem sıralaması da yer değiştirmiş durumda. Değeri ifâde ve iāde etmenin yerini yakalara iltifat ve taltif rozeti asma almış. Günlük yaşam şekil ve muhtevâ noktasında klişeleşmiş. Herkes her yerde hep aynı ya da benzer şeylerden bahsedip benzer davranışlar sergiliyor. Herkesleşme salgını ile karşı karşıyayız. Modern psikoloji ve pedagoji aynı tip çocuk inşâ etmenin peşinde. Küresel çocukluk global gençlik ve tabii ki nevzuhur ihtiyarlık. Sorularımız bile cevapları önceden paketlenmiş ve ambalajlanmış biçimde hep aynı: Biz bu hâle nasıl geldik? Bize ne oldu? İyi de neden?
İnsan hızlı bir şekilde şeyleşiyor. Şeyleştikten sonra sıradanlaşmanın da zemînine inmiş oluyoruz. Vekil terbiyeci olan insanın kalp, göz, dil ve elde toplanan dokunma hassâsiyeti de bu şeyleşmeyle birlikte berhavâ olmakta. Evet, insan kaplumbağa terbiyecisi değil vekîl terbiyecidir. Zîrâ kaplumbağayı da insanı da terbiye eden onu yaratıp koruyup gözeten Rabbidir. Terbiyenin kaynağında Yaratıcı vardır. Yaratıcı tarafından terbiye edilen insanın terbiye ettiği nesillere ihtiyaç var. Her terbiye eden aynı zamanda sıradaki terbiye edicidir. Yaratıcının terbiyesinden (Rahle-i tedrîsinden) geçmiş pedagoglar ve doğal eğitmenler ancak yeni nesillerde kalıcı pozitif davranış değişiklikleri oluşturabilirler. Her yetişkin birey resmî bir formasyona sâhip olmasa bile doğal bir eğitmendir. Eğitim (terbiye) sâdece formel (resmî) eğitimcilere bırakılmayacak denli ciddî bir iştir.
Tabiatın boşluk kabûl etmediği yerde eğitim ve terbiye vardır. Şâyet bu boşluklar doğal eğitmenler tarafından kapatılmazsa çocuklar ve gençler bir tarafa yetişkinler bile bu kuyuya düşmekten kurtulamazlar. Kitle iletişim aygıtları, sosyal medya ve her boyuttaki ekranlar beyni otomatikleştiren -kalbi zekâya tahvîl eden- insan öğütücüleridir. En çok da çocukları öğütürler. Zîrâ küçüğün daha küçük parçalara ayrılmasının bir sonraki aşaması yok olmaktır.
Çocukların dikkatleri de küçük ve uçucudur. Hafifçe bir esintide bile dağılır gider. Ekran küçüldükçe çocukların dikkati de ufalanıverir. Televizyonun büyüyen ekranı daha okul öncesi çağda çocuk bakışlarını yutup öğütür. Cep telefonu ekranı ise televizyon ekranına göre “çekici” niteliktedir. Ekran çocuğu çekmez, çocuk ekranı kendine çeker. Taşınabilir yönüyle cep telefonu, internet, tablet gibi vâsıtaların çocuklara karşı çeldiricilik yönü daha fazladır. Çünkü gelirken peşinde sürükledikleriyle berâber gelirler.
Ekranlar yanlış cephelere açılan pencerelerdir. Kimi zaman kör noktalara bakarlar, kimi zaman mahrem odalara. Perdesi yoktur ekranların, kendini dayatır, gözü icbâr eder. Dünyâyı bir kutucuğa sığdırır, dikkat kesildiklerinin dışındaki dünyâyı seyredenin dikkatinden uzaklaştırır. Ebeveyn etkisini kırar, okula alternatif olur. Ne rahlesi vardır ne hocası ve yazılı müfredâtı. Bütün buna rağmen ekran başında durduğu sürece izleyiciyi terbiye etmeye soyunur. En dezavantajlı grup çocuklardır. Çünkü çocuklar ekranlara mukāvemet gösterebilecek güce sâhip değildirler. Bir tür ekran zorbalığına mâruz kalırlar. Büyük ekranlar annenin yerine geçer. Çocuk çıkıp geldiği ana rahmine geri dönme isteğini vaktinin büyük kısmını ekranın içine gömülerek gerçekleştirir. Oradadır ve başka bir yer yoktur artık. Bir tür annesiz ümmîliktir ekran başındaki çocukların yaşadığı.
Hıza ayarlı olan cep telefonları ve ona bağlı internet ağları kullanıcıyı kendine uyarlı hâle getirir. Burada cep ekranlarına endeksli internet mecrâlarının dediği olur. Çocuk, küçücük ekrana gövdesi sığamadığı için onu gövdesinin bir parçası, uzvu hâline getirir. Onsuz yapamaz, onun yokluğunda eli ayağı yokmuş gibi davranır. İçine düştüğü durum bağımlılıktan öte bir durumdur. Sâdece elinde tutmak değil beyninde de ona müsâit bir yer bulup oradan gelen komutlara göre yaşamak zorunluluğu da hissetmeye başlar. Dili de kendi mihveri etrâfında değil cep ekranından gelen konutlara göre dönüşünü tamamlar. İnternetin hızı ile düşünme, konuşma ve yazmanın hızı birleşmiştir. Düşünme durmayı gerektirdiğinden bu hıza daha ilk dakîkadan itibâren uyum sağlayamaz ve iletişim sahasından çekilir. Geriye konuşmak ve yazmak kalır. Konuşmanın da hıza intibâk edebilmesi için emoji diline yakın durması gerekir. Yazarak iletişim kurulan sohbet odalarında ve mesajlaşmada dilin kuralları değil dijital teknolojinin ve hızın ilkeleri esastır artık. Aklını, kalbini, beynini, elini ve dilini kullanabilen bir kuşaktan bütün bunların engellisi bir nesle dönüşmek bir topluma tâlihsizlik olarak yetip de artar bile. Mevlânâ’nın dediği gibi, göz kalpten gizli iş yapmaz. Bütün organların selâmeti kalbin sıhhatine bağlıdır. Kalp ise sâdece duyarlık sağlayıcı bir memba değil, aynı zamanda düşünce üretim ve akıl yürütme merkezidir.
Kullandığı aracın aracı hâline gelmeyen nesiller yetiştirebilmek bir maarif meselesidir. Maarif denilen bilme-bulma ameliyesi ise beşikten mezara süren bir sürecin adıdır. Ne kullandığımız değil ne ve kim tarafından kullanıldığımız önemlidir. Zorbalık sanıldığı gibi hep akranlardan gelmez, ekranlardan da gelir.
Kasım 2026, sayfa no: 12-13