Yeni mekanik dünyâ artık yaşamımızda sâdece filmlerde gördüğümüzden ibâret değil, hayâtın tam merkezinde, yaşamımızın tam ortasında.
Küresel dünyânın üzerine kıyâmet senaryoları yazılan, gün geçtikçe hızına hız katan belki de en tehlikeli görünen ama bir o kadar da ihtiyaç duyulan ürünü: Yapay zekâ.
Üstelik artık bize yalnızca 1 tuş uzaklıkta, çoğu zaman en yakınımızda elimizdeki cep telefonlarında, bilgisayarda, tabletlerde yaşamımıza kolaylık sağlıyor, bilgiye erişimimizi oldukça hızlı hâle getiriyor. Savunmadan sanâyiye; eğitimden sağlığa hattâ biri ile nasıl sohbet başlatacağınızdan, biriyle iletişim kurarken nelere dikkat etmeniz gerektiğine, artık yemek sitelerine bakmadan yemek târifi almaya kadar aklınıza gelebilecek pek çok alan hakkında yapay zekâ sâyesinde sâniyeler içerisinde bilgi sâhibi olabilirsiniz.
Bununla birlikte bilginin birçok versiyonu ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün. Artık bir şey öğrenmek bilmek ile değil, olanı nasıl yorumladığımız ve kullandığımızla ilgili süreçlere bağlı. Tüm bu süreçler bilgiye ulaşma süreçlerimizi de etkiliyor. Peki yapay zekâ yalnızca yetişkin yaşantımızı mı etkiliyor? Elbette ki hayır. Yalnızca bizleri değil bizden sonra gelecek olan nesli de etkiliyor.
Son yıllarda yapay zekâ butonlarında çocuklar tarafından aratılan konuların başlarında ödevler ve dersler geliyor. Üstelik artık ödevlerin pek çok kısmının veriliş şekli de yine sanal mecrâlardaki sosyal haberleşme ağları üzerinden. Çok uzak bir târih değil bundan yaklaşık 15-20 yıl önce verilen ödevlerin yapılış şekli basitti. Önce verilen konu kırtasiyede veya mahallede çok az kişinin evinde bulunan bilgisayardan araştırılır, renkli A4 kağıtlarına yazının güzel olması için kurşun kalem ve cetvel ile çizgiler çizilir, çizilen çizgilerin üzerine araştırılan bilgiler yazılırdı. Bir de kapak sayfası vardı ki bütün hayâl gücümüz oraya giderdi. Şimdilerde bu uygulamalar hâlâ az da olsa var tabii. Ancak işin seyri artık değişti. Verilen ödevlerin ve araştırmaların yeni yüzü yapay zekâ oldu.
Bilgiye ulaşma şekli her zaman merâkı azaltır mı tabii ki hayır. Yapay zekâ teknolojileri çocukların kodlama, aritmetik, uzamsal ve soyut düşünme becerilerine de etki ediyor. Bu alanlardaki becerilerini geliştirme, eleştirel ve problem çözme becerilerini destekleme noktasında yapay zekâ, yol haritasını belirliyor, pek çok yazılım bilgisini hem oluşturmaya hem de geliştirmeye ön ayak oluyor. Bir yandan da çocukların ve gençlerin gelişmelerden, haberlerden, popüler olandan çok hızlı bir şekilde haberdâr olmalarını sağlıyor.
Ancak bazan tehlikelere dikkat çekici unsurlar da mevcut.
Yapay zekâ çocukların ve gençlerin sosyalleşme ve bağ kurma ihtiyaçlarıyla yalnızlıklarını giderdikleri bir konum almakta aynı zamanda. İletişim ve duyguları üzerine konuşuyor, sıkça geri bildirim alıyorlar. Zaman zaman bu tarz geri bildirimler duygu düzenleme becerilerine katkı sağlıyor ancak görünmez bir noktayı berâberinde getiriyor.
Hadi onlar açısından bakalım. Söylediklerinizi unutmayan, tam da istediğiniz gibi cevap veren birileri var. Sizi koşulsuz şartsız kabûl eden, eleştirmeden, nasîhat etmeden dinleyen üstelik istediğiniz her zaman erişilebilir olan biri var. Hele bir de bir çocuksanız bu oldukça dikkat çekici hâle geliyor.
Yapay zekâ ile tıpkı bir arkadaşla olduğu gibi yapılan sohbetler, kimi zaman gerçeğini aratmayacak durumda. Zaman zaman da gençlerin birbirleri arasında konuşmak istedikleri bir konu üzerine tıpkı karşısında gerçek bir arkadaşı varmış gibi konuşup iletişim kurmaları, buradan hareketle yapılan çeşitli davranış denemeleri, aralarında bir bağ kurmalarına ve yalnızlıklarını giderdiklerini düşünmelerini neden olabiliyor. Başlarda iyi bir fikir gibi görünse de bu durum çocukların ve gençlerin giderek yalnızlaşmalarına, sosyal hayatta zorlanmalarına ve benlik sorunları yaşamalarına sebebiyet veriyor. Duygusal yakınlık, uzun zaman ve paylaşımlar hâline gelince duygusal bir bağımlılığa dönüşebiliyor.
Ayrıca nereden bilebilirdik ki çocukluğumuzda popüler olan mâsum sarı çizgi film karakterinin, yıllar geçip de çok bilindik bir sanal oyuna dönüşmesiyle, çok bilindik bir arama botundaki haritanın görsel olarak bilinmeyen kısımlarının aydınlatılabileceğini? Bizler sâdece oyun oynadığımızı zannederken hem de.
Bugün karşılaştığımız hiçbir teknolojik gelişme artık tesadüf ve bir anda ortaya çıkmış değil. Her bir yeniliğin uzun uğraşlar sonucu ve zamânının çok öncesinde gerçekleştiği âşikâr. Yalnızca piyasaya sürüleceği günü bekliyor. Bu sebeple yapay zekâ verileri zaman zaman ticârî çıkarların amacına hizmet edebiliyor.
Peki ne yapacağız?
En nihâyetinde “Gerçekçi” olarak işe başlamalıyız. Nasıl yâni gerçek ne demek? Yapay zekânın, duygusal bir insan figürünün yerini alması o an için rahatlatıcı olsa da gerçekçi değil. Yapay zekânın bir araştırmaya, bir bilgiye hızlı erişim sağlıyor olması bir gerçek. Yapay zekânın çocuklar için herhangi sanal risk taşıması bir gerçek. Ama yapay zekânın artık yaşamın ayrıştırılamaz bir parçası olduğu da bir gerçek.
Yapay zekâ teknolojilerinin hayatımızın merkezine yerleştiği bir gerçek. Bu gerçeği yalnızca “Hayatlarımızı ele geçirdi!” diyerek eleştirmek ya da ondan bütünüyle uzaklaşmak artık mümkün değil. Hâliyle günümüz çağı içerisinde ilerlemeye devâm etmek istiyorsak yapay zekâ teknolojilerine de hâkim olmak durumundayız. Çocuklarımızı gerçeklerle koruyabiliriz. Gözlerimizi ve kulaklarımızı kapatarak değil. Yapayın farkında olarak ama gerçeklikten uzaklaşmayarak…
Duygusal deneyimler paylaştıkça rahatlatır. Rahatlattıkça paylaşılır. Kısacası bağ kurmak biraz zahmet gerektirir değil mi? O zaman, çocuklara ve gençlere zaman ayırmanın önemiyle berâber, dijital okur-yazarlık ve yapay zekânın verimli kullanımını öğrenmek bir ihtiyaç. Nasihatten, eleştiriden, kıyastan uzak bir zaman… Dinlediğimiz ama anlamasak dahî dinlediğimiz. Dinledikçe dinlenir; anladıkça anlaşır, anlaştıkça kendimizi açarız. Bir çocuğun gözüne bakmak… Özellikle küçük çocuklarla çalışırken ebeveyni de katarak sıkça oynattığım bir oyun bu. “Çocuğunuzun gözbebeğine bakın ve ne kadar güzel gözleri olduğunu söyleyin.” Ne kadar basit ve sıradan değil mi? “Annemin gözlerinde bir deniz varmış.” sesleri de eşlik ediyor tabii. Yapay zekâdan yararlanalım ancak bağ kurmayı “Gerçek’e bırakalım.
Reçeteyi şöyle özetleyelim:
Yaşa göre belirlenen, anne-baba tarafından deneyimlenmiş içerikler sunmak işin önemli bir parçası. İçeriklerin kullanım koşullarını belirlemek: Nerede kullanılacak? Ne sıklıkla ve ne kadar süreyle bu içerik sunulacak? Okulda mı, evde mi dışarıda mı?
Rutinler, güvende hissettirir. Sınır koymak, çocuğun ve gencin verimli bir şekilde kullanımı somutlaştırmasını ve kullanım kurallarını içselleştirmesini sağlar. Dijital okur-yazarlığı desteklemek ve geliştirmek de önemli bir adım. Dijitalleşme yazının genelinde de savunduğumuz üzere yaşamın kaçınılmaz bir parçası. Tüm bunları yaparken kendi kullanım alışkanlıklarımızı da gözden geçirmemiz gerek. Model olmak, bu listenin en başında olmayı hak ediyor.
Her mesleğin bir de erbâbı var. Gerçek dünyâda karşılığı olan, yardım istenebilecek unsurları gerçek dünyâdaki kişilere bırakmak gerek. Eğer ki duygusal desteğe ve yakınlığa ihtiyâcı olan bir çocuk varsa bu ihtiyâcını yapay zekâ sistemlerine değil ruh sağlığı uzmanlarına bırakmakta fayda var.
Ve karşımızdakinin, ne kadar yaşamımızı kolaylaştırırsa kolaylaştırsın gerçek bir insan olmadığı gerçeğine inanmak gerekiyor.
Unutmayalım ki karşımızdaki yapay zekâya nasıl yaklaşır, ondan nasıl bir tavır beklersek onunla kurduğumuz etkileşim de büyük ölçüde bu beklentiler doğrultusunda şekillenir. Ona bir arkadaş gibi yaklaşırsak bir arkadaşın dilini, bir yönetici gibi yaklaşırsak bir yöneticinin tavrını, bir çocuk gibi yaklaşırsak da bir çocuğun tepkilerini andıran cevaplarla karşılaşabiliriz.
Öyleyse mesele açık ve net: Gerçek ilişkiler, gücünü bağlardan alır. Gelin, insanlarla aramızdaki bağları güçlendirelim ki duygusal bağ kurma ihtiyacımızı yapay dünyalarda değil, gerçek dünyanın sahici ilişkilerinde karşılayabilelim.
Kasım 2026, sayfa no: 22-23-24