İslâm’a göre insanların birbirini dinlememesi, hakîkati anlamaktan kaçınması ve fıtrî bir iletişim vasfı olan kulak verme melekesini işlevsiz bırakması, hem bireysel ahlâkî çöküşün hem de toplumsal tefrîkanın en sinsî sebeplerinden biridir. Kur’ân-ı Kerîm, “sağırlık”, “dilsizlik” ve “kalplerin kilitlenmesi” olarak tasvîr ettiği bu iletişimsizlik hâllerine dikkatimizi çekmektedir.
İnsanların birbirini hakîkî mânâda dinlememesinin ve anlamamasının temel psikolojik, ahlâkî ve ontolojik sebepleri vardır. Bu konu ile ilgili İslâm ulemâsının görüşlerini arz etmeye çalışalım.
İşitme (Sema‘) ile Dinleme (İstima‘) Arasındaki Fark: Öncelikle “fiziksel olarak işitmek” ile “anlamak ve boyun eğmek üzere dinlemek” arasında net bir ayrım vardır. Sâdece işitmek (sema‘) sesin idrâk edilmesini ifâde ederken, bir şeye kulak vermek (istima‘ ileyhi) idrakle birlikte derin bir yönelişi ve can kulağıyla dinlemeyi içermektedir. Gerçek dinleme, yāni hakîkî istima‘, ancak sözün ardındaki kastı ve ince mânâyı kavramakla mümkündür; bu yüzden hayvanlar “dinleyici” olarak vasıflandırılamaz. Dinleme melekesi, ancak akıl süzgecinin (akl-ı selîm) doğru kullanılmasıyla kemâle erer.
Günlük hayatta kullandığımız “bir kulağından girdi, diğerinden çıktı” ifâdesi dinler gibi yapmayı anlatırken, “can kulağıyla dinledi” ifâdesi dinlediklerini kabûl etme isteğiyle dinlemeyi anlatmaktadır. Geçmişte peygamberlerin dinlenmemesi örneğinde olduğu gibi, günümüzde de insanlar arasındaki en büyük iletişim problemi birbirini dinlememektir. Peki bunun sebepleri nelerdir?
1. Muhâtaba Karşı Güven Kaybı ve Yalanın Yaygınlaşması: İletişimin ve dinlemenin en temel şartı karşılıklı güvendir. Toplumda yalanın ve uydurma sözlerin yayılması, insanların birbirine kulak tıkamasının başlıca sebebidir. İbn Abbas (ra), Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine sıkı sıkıya bağlı kalınan dönemden sonra insanların gevşemesiyle dinleme arzusunun nasıl yok olduğunu şu sözlerle açıklamıştır: “Biz bir zamanlar bir adamın 'Resûlullah (sav) şöyle buyurdu' dediğini işittiğimizde gözlerimiz ona dikilir, onu can kulağıyla dinlerdik. Ne zaman ki insanlar uysal ve hırçın her bineğe bindi (yāni yalana, uydurmaya ve gevşekliğe başvurdu), işte o zaman insanlardan bildiklerimiz dışındaki sözleri dinlemez ve almaz olduk.”
2. Nefsî Arzulara ve Dünyâlık Şeylere Karşı “Kör ve Sağır Edici” Tutku: İnsanın kendi hevâ, heves ve dünyevî hırslarına esîr olması, muhâtabından gelecek her türlü samîmî nasîhati ve hakîkati duymasını engeller. Mevkûf olarak rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte bu durum şu vecîz ifâdeyle beyân edilmiştir: “Bir şeyi (aşırı derecede) sevmen seni kör ve sağır eder.”1
Bu hadîs-i şerîf sâdece fiziksel bir durumu değil, rûhânî ve zihnî bir sağırlığı vurgulamaktadır. İnsanın kalbi bir makāma, mala veya nefsânî arzuya aşırı derecede bağlandığında, o sevgi kalbi tamâmen istîlâ eder. Bu istilâ netîcesinde kişi, kendisini uyaracak ya da doğru yola sevk edecek muhâtaplarının sözlerini işitse bile idrâk edemez hâle gelir; yāni mānen sağırlaşır. İnsanların hakîkat üzerinde birleşememesi ve birbirinin sözüne kulak tıkaması, hevâ ve bâtılın peşinden sürüklenmelerinin bir netîcesidir. Çünkü nefis, kendi yapısına uymayan her türlü yapıcı eleştiriyi ve doğruyu reddetmeye meyillidir. Bu da hevâ ve nefsî arzuların akla gālip gelmesinden kaynaklanır. Muhâtabın sözü, kişinin şahsî arzularına, menfaatlerine veya nefsî beklentilerine aykırı düştüğünde dinleme eylemi kesintiye uğrar.
3. Çekişme, İnatlaşma ve Cedelleşme Arzusu: Birbirini dinlememenin en yaygın sosyal sebeplerinden biri, muhâtabı anlamak için değil, onu alt etmek için konuşma (mirâ ve cidâl) arzusudur. Kur’ân-ı Kerîm bu tip kimseleri şöyle anlatmaktadır: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünyâ hayâtı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hattâ böylesi kalbinde olana (samîmî olduğuna) Allâh’ı şâhit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır.”2 Sevgili Peygamberimiz (sav) de bu tip kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah katında insanların en sevimsizi, düşmanlıkta/tartışmada sınır tanımayan amansız kavgacıdır.”3 Kirmânî ve Mübarekfûrî gibi şârihler, “el-eleddü'l-hasım” vasfını, hakkı kabûl etmemek için sürekli laf cambazlığı yapan, muhâtabına aslâ kulak vermeyen ve her söze inatla itirâz eden olarak açıklar. Bu tarz bir inatlaşma ve cedelleşme (mirâ), tarafların birbirini dinlemesini imkânsız kılar. Üstelik bu inatçı çekişmeler kalbi katılaştırır ve ilâhî bereketi ortadan kaldırır. Nitekim iki Müslümanın inatlaşarak tartışması (telâhî) sebebiyle Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğu bilgisinin kaldırılması, şerhlerde dinlememenin ve çekişmenin bereketi giderici tabiatına en büyük delîl olarak sunulur.
4. Zihinsel ve Ruhsal Dağınıklık (Öfke ve Diğer Zihnî Meşgûliyetler): İnsanın öfke, açlık, yorgunluk veya uykusuzluk gibi zihni bulandıran durumlarda olması, sağlıklı bir dinleme ve anlama sürecini engeller. Bu durum hadîs metinlerinde hâkimler üzerinden örneklendirilmiştir: “Hiçbir hâkim öfkeli olduğu halde iki kişi arasında hüküm vermesin (yargıda bulunmasın).”4 Hadîs şârihleri, bu nehyin illetinin öfkenin nefiste meydana getirdiği dağınıklık ve düşünce bozukluğu olduğunu belirtirler. Hattâ bu hükmün sâdece hâkimlerle sınırlı olmayıp zihni meşgûl eden aşırı açlık, susuzluk, sıkışıklık (ihtikan) veya derin keder gibi durumları da kapsadığını ifâde ederler. Bu zihinsel dağınıklık hallerinde insan, muhâtabının sözlerini sağlıklı bir şekilde dinleyip analiz edemez; öfke gibi şeytānî dürtüler aklı perdeleyerek muhâtaba karşı sağır bir duvar örer.
5. Fikrî Taassup, Güç Devşirme ve Siyâsî/İdârî Kibir: Toplumsal düzeyde insanların birbirini dinlemekten vazgeçmesi ve tefrîkaya düşmesi; idârî/siyâsî güç elde etme hırsından, fikrî taassuptan (bağnazlık) ve kendi ırkını/grubunu üstün görme hastalığından kaynaklanmaktadır. Bu tür bir kibir, muhâtabın görüşünü peşînen değersiz addederek dinlemeyi engeller. Günümüzde özellikle politik mecrâlarda bu dinlememe çeşidine şâhit olmaktayız.
6. Ön Yargı, Alışkanlıkların Tahakkümü ve Kör Taklit: İnsanların birbirini dinlemesini engelleyen en büyük zihinsel bariyer, geçmişten gelen alışkanlıklara körü körüne bağlılık ve yeniliğe karşı duyulan temelsiz dirençtir. Kur’ân-ı Kerîm bu zihniyeti şöyle tasvîr etmektedir: “Dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kılıflar (örtüler) içindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık (sağırlık) vardır. Bizimle senin aranda da bir perde mevcuttur.”5 Bu âyet, muhâtabı dinlemeyi peşînen reddeden kibirli ve taklitçi zihniyetin bir temsîlidir. Buradaki “kılıf” (ekinneh) anlamayı, “ağırlık” (vakr) duymayı, “perde” (hicâb) ise iletişim kurmayı engelleyen psikolojik duvarları simgelemektedir.
7. “Fısıldaşmalar” ve Muhâtabı Dışlama: Topluluk içinde bazı kişilerin kendi aralarında özel olarak fısıldaşması, dışarıda kalan kişide dışlanmışlık ve değersizlik hissi uyandırarak iletişim bağını koparır. Peygamber Efendimiz (sav) bu durumu edep dışı kabûl ederek kesinlikle yasaklamıştır: “Üç kişi olduğunuzda, diğer insanlara karışıncaya kadar iki kişi üçüncüden ayrı olarak fısıldaşmasın; çünkü bu durum onu üzer.”6
8. Kalbin Gafleti, Oyalanması ve Ciddiyetsizlik: Bir sözün kalbe ulaşıp orada bir tesir uyandırması için zihnin ve kalbin uyanık olması gerekir. Bu durum âyet-i kerîmede şöyle ifâde edilmektedir: “Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtârı ancak oyun ve eğlence içinde (ciddiyetsizce) dinlerler; kalpleri hep başka şeylerle oyalanmaktadır.”7Dolayısıyla dinlemenin meyve vermesi, ancak kalbin gafletten ve dünyevî meşgûliyetlerden sıyrılmasıyla mümkündür. Eğer kalp boş, gāfil ve başka hazlarla meşgûl ise, kulaktan giren söz kalbe nüfûz edemez ve dinleyici hemen ardından “Az önce ne demişti?” diye sorarak gafletini ortaya koyar.
9. Sosyal İlişkileri Zehirleyen Ahlâkî Zaafiyetler (Gıybet, Alay ve Nemîme): Bireyler arasındaki güven ilişkisini zedeleyen gıybet (arkadan konuşma), nemîme (laf taşıma) ve lemz (kusur arama/alay) gibi kötü huylar, kulakları ve kalpleri birbirine kapatır. İbnü’l-Kayyim, bu kötü huyların insanlar arasındaki sevgi bağlarını (evsâl) koparan ve onları âdetâ birer “düşman” hâline getiren öldürücü zehirler olduğunu belirtir. Birbirine karşı güveni sarsılmış, arkadan gıybet edildiğini düşünen veya alaya alındığını hisseden insanlar, ne kadar bir arada bulunsalar da birbirlerini dinlemezler; zîrâ kalpler arasında kopukluk meydana gelmiştir.
10. “Ruh Sıkıcı” Şahsiyet Yapısı ve Dinleme Edebi Eksikliği: Karşılıklı konuşmada dinleme disiplinine sâhip olmamak da iletişimsizliğin pratik sebeplerindendir. Bu tip kimselere dinlemeyi bilmeyenler denir. İbnü’l-Kayyim, bazı insanları “rûhun sıtması/ateşi” (humma’r-rûh) olarak tanımlar. Bu tip kimseler; ne konuşup fayda vermeyi bilirler, ne de susup dinleyerek istifâde etmeyi becerirler. Kendi sözlerine âşık oldukları için sâdece konuşma sırasının kendilerine gelmesini beklerler, muhâtabın ne dediğini aslâ umursamazlar.
Görüldüğü gibi insanların birbirini dinlememesinin toplumsal, bireysel, nefsî, kalbî, ahlâkî ve fikrî pek çok sebebi bulunmaktadır. Bu engelleri aşmanın yolu ise konuşmaktan ziyâde dinlemeye tâlip olmaktan (istimâa hırs göstermek), zihni vehim ve taassuptan arındırarak “akl-ı selîm” ile muhâtaba kulak vermekten geçmektedir.
Dipnotlar
1 Ebû Dâvûd, 5130.
2 Bakara 2/204.
3 Buhārî, 4523.
4 Buhārî, 7158.
5 Fussilet 41/5.
6 Buhārî, 6290.
7 Enbiyâ 21/2-3.
Ekim 2026, sayfa no:14-15-16-17
