İletişimsizlik, insanın kendi evinde gurbet hâlidir.
Âile, insanın dünyayla kurduğu ilk ilişkinin başladığı yerdir. Çocuk, güvenmeyi, sevilmeyi, sınır koymayı, kendini ifâde etmeyi ve bir başkasının duygusuna temâs etmeyi önce âilesinde öğrenir. Bu nedenle âile içindeki iletişim yalnızca konuşma biçimimizle ilgili değildir, âile bireylerinin birbirlerinin yanında nasıl hissettiğiyle de ilgilidir.
Bugün birçok âilede dikkat çekici bir nokta var, konuşulanlar âile içinde yabancı bir ses gibi geliyor. Kimse kimseyi duymuyor ya da kimse kimseyle konuşmuyor. İnsan için çok üzücü bir durum bu. Çünkü iletişimsizlik, insanın kendi evinde gurbet hâlidir.
Aynı evde eşler birbirleriyle gün boyunca onlarca cümle kuruyor. Çocuklarla okul, ödev, yemek, uyku ve sorumluluklar konuşuluyor. Faturalar ödeniyor, işler yapılıyor, hayat bir şekilde devâm ediyor. Fakat bütün bu konuşmaların arasında bazan kimse kimseye gerçekten “Nasılsın?” diye bakmıyor. İletişim kursa da bağ kuramıyor; iletişim ile bağ kurmak aynı şey değil. Örneğin; bir âile üyesine “Bir şeyin mi var?” demek iletişimdir; sesindeki değişikliği fark edip yanında kalabilmek ise bağdır.
Bu çağda en çok karşılaştığım konulardan birisi, büyük tartışmalar olmaksızın âilelerin kopma seviyesine gelmesi. Kurulamayan bağ ve benzer küçük ihmâller, büyük kopuşlar getiriyor ardından.
İletişimin hiç olmadığı kadar arttığı bir çağda, iletişim konusunda zorlandığımız pek çok zaafımız var. Anlamaya çalışmadan kurduğumuz cümleler, dinlemeden verdiğimiz cevaplar ve karşımızdakinin duygusuna temâs etmeden sunduğumuz çözümler, zamanla iletişimdeki kopukluğu büyütüyor. Bir çocuğun anlattığını yarıda kesmek, her duygusuna nasihat vermek, “Bunda üzülecek ne var?” diyerek yaşadığı duyguyu küçümsemek… Eşimizin her şikâyetini savunmayla karşılamak, dinlemek yerine hemen çözüm üretmeye çalışmak, karşımızdaki insanın ne söyleyeceğini daha konuşmadan bildiğimizi düşünmek… Böyle olunca insan zamanla anlatmayı bırakıyor. Çünkü insan, kendini güvende hissetmediği yerde iç dünyâsını da paylaşmaktan vazgeçiyor.
Kıymetli okur, insanın rûhu da hicret eder.
Fark edilmesi en zor yolculuklardan biridir bu hicret. İnsan çoğu zaman ne zaman uzaklaştığını, ne zaman sustuğunu, ne zaman içinden bir şeylerin koptuğunu kendisi bile fark etmiyor. Bir gün bakıyor ki aynı evde, aynı sofrada, aynı hayâtın içinde ama rûhen göç etmiş ikisi de. Vazgeçmek, yolculukların en zorudur. Sonrası gurbet ve yabancılaşma. Bu yabancılaşma, insanın evden gitmesi olmuyor; rûhen o evden sessizce hicret etmesi oluyor.
Özellikle âile içinde önemli olan, her konuşmayı çözmek değildir. Bazan karşımızdaki insanın ihtiyâcı çözüm bulmamız değil, anlaşılmaktır. “Bunu yaşamak senin için zor olmuş.” cümlesi, uzun tavsiyelerden çok daha değerlidir.
Mekanikleşmiş eş ilişkilerine şâhidim. İlişki zamanla yalnızca “Çocuğu sen al”, “Marketten bunu al”, “Faturayı yatırdın mı?” gibi hayâtın organizasyonuna dönüşebiliyor. Ev düzeni devâm ediyor, sorumluluklar yerine getiriliyor ama iki insan birbirinin iç dünyâsından uzaklaşıyor. Oysa eş olmak, hayâtı yürütmek ve yürütürken o hayâtın içinde birbirini görebilmektir.
Âile içi iletişimi güçlendirmek için birkaç küçük ama önemli adım:
Dinlemek için dinleyin. Cevap vermek için değil, anlamak için dinleyin.
Her duyguyu düzeltmeye çalışmayın. Bazı duyguların çözülmeye değil, paylaşılmaya ihtiyâcı vardır. Böyle hissetmemelisin, en yanlış yaklaşımlardan biridir.
Çocuğun davranışının arkasındaki ihtiyâcı görmeye çalışın. “Yine ne yaptın?” demeden önce “Seni buna iten ne oldu?” diye sorabilmek çok şeyi değiştirir.
Eşinizle yalnızca sorumlulukları konuşmayın. Günün nasıl geçtiğini değil, günün içinde onun nasıl hissettiğini de merâk edin.
Telefonu bırakıp yüzüne bakın. Bazan âile iletişimini güçlendirmek için yeni bir yöntem öğrenmekten önce, elimizdeki telefonu bırakmamız yeterlidir.
Haklı çıkmakla ilişkiyi korumak arasında kaldığınızda, neyi büyütmek istediğinizi düşünün. Her tartışmanın kazananı olmak, ilişkinin kazandığı anlamına gelmez.
Ve belki de en önemlisi;
Âilenizde insanların hatâ yapabilecekleri, kırılabilecekleri ve zorlandıklarında birbirlerine dönebilecekleri bir güven alanı oluşturun.
Sağlıklı âile, hiç tartışmayan âile değildir. Sağlıklı âile; tartışmanın, kırgınlığın ve farklılığın ilişkiyi tamâmen tehdit etmediği âiledir.
Aynı evde yaşamak, birbirine yakın olmak için yeterli değildir. Bazan aynı sofrada oturup birbirimizden kilometrelerce uzakta olabiliriz. Âile olmanın asıl tarafı, birbirimizin sesini duymaktan biraz daha fazlasıdır. Birbirimizi gerçekten görebilmek, duyabilmek ve anlaşılmadığımızı düşündüğümüz anlarda bile birbirimizin yanında kalabilmek.
İnsan için dünyâdaki en büyük mutluluktur, eve döndüğünde âilesinin kapıda onu karşılaması. O evde kendisine de bir yer açıldığını hissederse eğer, o zaman âile içi âidiyeti kuvvetlendirebilmiş oluruz.
Ekim 2026, sayfa no: 20-21-22
