Mevt

Ölüm, tabiî ve irâdi ölüm olmak üzere iki kısma ayrılabilir. “Tabiî ölüm”, canın bedenden ayrılması; “İrâdi ölüm” ise, “Ölmeden evvel ölünüz.” esası, nefsi öldürmek, ruhu, aklı ve kalbi diriltmek1, manalarına gelmektedir.

Esad Erbili (ks),
“Bezm-i maâriften seni yok etmiş bu varlığın
Mahzâ bu yüzdendir senin cânândan ağyârlığın
Öldür şu nefsini serkeşin öğren tarikın bârlığın”2

Hâtem-i Esam (ks), “Ölümü tatmadıkça kişi hakka layık olmaz.” der.

  1. Mevt-i Ebyaz (Beyaz ölüm):Nefsi aç ve susuz bırakmaktır.
  2. Mevt-i Esved (Kara ölüm): Ezâ ve cefâya tahammül etmektir.
  3. Mevt-i Ahmer (Kızıl ölüm): Nefse muhâlefettir.
  4. Mevt-i Asfer (Sarı ölüm): Eski elbise giymektir.3

Mevt-i İrâdi ile ölenler (Nefsin fena arzularını kahredenler):

Hz. Mevlânâ, “Cenazemi görünce, el-firâk! el-vedâ! deme. Zira bu an bizim vuslat anımızdır. Ölüm başka türlü görünse de, o aslında yeniden doğuştur.” diyerek ölümü gülerek karşılar. Ölüm gününe Şeb-i Arûs (gerdek gecesi) der.

Hz. Ali (ra), “Dünyadaki ömür ruh için azaptır, ölüm ise ruhun rahatıdır.” buyurur. Nebi (sav), “Mü’minler ölmezler, ancak bir evden öbür eve nakledilirler.”,”Kabir, ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” buyururlar.

İmam Gazali (ks) rahatsızlanır. Muayene için iki doktor gelir, biraz hava alması için dışarı çıkarırlar. Hz. İmam, evinin yanı başında bulunan çayırlı çimenli, güllük gülistanlık bir bahçe görür. “Allah Allah, bu güzelliklerden hayatım boyunca habersizmişim.” diye yakınırken, evden bir tabutun çıktığını görür. Ona doğru koşarken, doktorlar kollarından tutarlar. “Ya imam, bu tabut senin tabutundur. Sen öldün. Şimdi ise cennetlerdesin.” derler.

Peygamberimiz (sav), “Mü’minler ölmezler, fâni olan âlemden bâki olan âleme göç ederler.” buyurmuşlardır.

İmam Gazali’ye göre ölüm iki şekildedir:

1- Ruh-u hayvânî; ateş, su, hava ve topraktan oluşur.

2- Ruh-u İnsâni; melekî ve lâtiftir. Ölmez ve çürümez.

Ruh-u hâyvanî yok olunca, ölüm dediğimiz hadise vukû bulur. Fakat ruh-u insâninin yok olmasıyla, “Sonra O’na döndürüleceksiniz.” ayet-i celilesiyle, geliş yeri olan mele-i âlâya, arşa yükselinir. Sa’d İbni Muaz (ra)’ın irtihâlinde Cebrail (as) gelip, “Ya Muhammed! Bu salih kul kimdir ki, ruhunun yükselmesi için semâların kapıları açıldı. Teşrifinden dolayı arş-ı Rahmân titredi.” demiştir.

Cüneyd Bağdâdî (ks);’ye melekler, “Rabbın kimdir?” diye sual sorunca, “Ben size Allah kelâmıyla cevap vereyim. O Allah ki gökleri, yeri ve onun aralarındakini altı günde yaratmış, sonra arşa istîva etmiştir. (O) Rahmândır. Sen O’nu haberi olana sor.”4,”Beni öldürecek ve diriltecek olan da O’dur.”5 ayetlerini okudu, melekler çekip gittiler. Rabbımız, “Ya Cüneyd, cennete girer misin? deyince, “Rabbim, seni güçlükle buldum, bırak beni karşına hayrân durayım.” demiştir.

Asıl ölüm, bedenin ölümü değil, kalbin ölümüdür.

Abdullah bin Mubârek (ra) vefatı anında gözlerini açar, gülerek, “Amel edenler, bunun  gibisini elde etmek için amel etsinler.”6 ayetini okur ve ruhunu Mevlâ’ya teslim eder. Bir Ayet-i Kerime’de, “Ki bunlar, meleklerin pâk ve âsûde olarak canlarını alacakları kimselerdir. Selâm size, yaptıklarınıza karşın haydin Cennete girin.”7 buyrulmaktadır. Necmüddin Isfahânî (ks), âriflerden bir zâtın cenâzesinde güler. Pek gülmeyen efendi hazretleri, “Neden güldünüz?” diyenlere, “Hocanın telkîninde kabirde bulunan zât:”Elhamdülillah, benim kalbim diridir fakat bana telkin verenin kalbi ölüdür. Ölü diriye telkin veriyor.” demesine hayret ettim.” der.8

Aşık öldü diye salâ verirler
Ölen hayvân imiş âşıklar ölmez” diyen Âşık Veysel bu gerçeği ne güzel dile getirmiştir.

Ölüme Hazırlanmak

Süfyan-ı Servî (ra), “İbâdetler ölümü hatırlatmanın meyvesi, günahlar da ölümü unutmanın neticesidir. Ölüm her ân gelebilir, yarına çıkacağım düşünen, ölüme hazırlanmış sayılmaz.” der.

Bir iftar sofrasında Sâmi Ramazanoğlu (ks) ölümden bahs ile, “Mevtin ne zaman geleceği belli olmaz.” diye Faik Bey isminde bir zâta dikkatlice bakar. Faik Bey, “Üstadımız bana öleceğimi imâ ettiler, herhalde ben artık yaşayamam.” der ve vasiyetlerini yapar. Sohbeti müteâkip Kur’ân-ı Kerim okunurken, en feyîzli anda, kutb-u cihânın huzurunda, kul ile Mevlâ arasında perdelerin kalktığı iftar anında, “Allah” diyerek ruhunu Hakk’a teslim eder. Üstadımıza duyurulmaz, yemekler yenir, ellerin yıkanacağı ânda duyurmak için, “Efendim..” diye söze başladıklarında, “Faik Bey’in ölümünü mü haber vereceksiniz? O, böyle bir mecliste ölmeye lâyıktı.” buyururlar. Sami Efendimiz (ra), biiznillah sekerât halinde olan ihvânını da terk etmezlerdi. Kayseri’nin Develi ilçesi, Gazi kasabasında tatlı bir sohbet anında, Ramazan isminde bir amcanın birden gözleri semâya dikilir. “Ey mel’un, Efendim gelince nasıl kaçarsın. Söylüyorum efendim, lâ ilâhe illâllah.” der ve yanı üzerine devrilir.

Hacı Hasan Efendi (ks)’nin damadı, Hafız Ahmet Dinç (ra) çok rahatsızlandığı bir anda şehâdet parmağını şiddetle kaldırır indirir, kendisine gelince neden böyle yaptığı sorulduğunda, “Hacı baba, mel’ûn geldi. illâ “Allah iki diyeceksin.” dedi, ben de, “Hayır! Allah birdir.” diye mücadele ediyordum.” demişti. İrtihalinden sonra bir zât ile haber gönderir. “Benim halim Hacı babamın bu günlerde okuduğu kitabın şu sahifesindeki velilerin halidir.” der. Kitaba bakıldığında haberin doğruluğu görülür. Esad-ı Erbili (ks)’nin dergâhında yıllarca aşçılık yapan Tevfik Baba, Medine-i Münevvere’de  son nefeslerinde yanında bulunan cemaate, “Âsamı verin.” der. Süratle âsâyı atar, karşıda bulunan camlar yere iner. Buyurur ki, “İmanımı almak için mel’ûn geldi, onu kovmak için âsâmı attım.” Esad-ı Erbili (ks) Hazretleri, “İki ay oldu içime iman korkusu girdi, ne olur imânıma dua edin.” diye dostlarına yalvarır. Hacı Hasan Efendimiz (ks) bir sabah gülerek uyanırlar. “Yavrum, rüyamda ölüyordum.” buyururlar. Hasan-ı Basri (ra), Hakk Teâlâ Hazretleri’nden öyle korkarlardı ki, sanki cellât elinde dururdu. Ömrü içinde kimse onu gülerken görmedi. Daima melîl ve mâhzûn idi. Bir dün bir kişi bu hadîsi okudu:”“Tamudan bin yıl sonra Hannâd isimli bir kişi zuhur edecektir.” 

Hasan-ı Basrî bu hadisi işitince, zarîlik eyledi. “Keşke bin yılda tamûdan çıkan Hannâd ben olaydım.” dedi.

Yezid er-Rakkâşî (ra), nefsine hitapla, “Sana yazık! Ölümünden sonra senin yerine kim namaz kılar, kim oruç tutup taat yapar. Vâdesi ölüm, evi kabir, yatağı toprak, arkadaşı kurt, yılan, sonra da en büyük korku var.” der ve baygın düşerdi. Abdullah b. Ömer (ra)’den rivâyetle Peygamberimiz (sav) Ensardan birisinin, “Ya Rasulullah, insanların en akıllısı kimdir?” sorusuna, “Onların ölümü en çok zikredeni, ölüm için hazırlığı en çok olandır. İşte o zeki kişiler yok mu? Onlar dünyanın şerefi ile, ahiretin de kerâmetiyle gittiler.”9, “Ölüm; dünyada zâhid (Takvâ) sahibi kılar ve ahirete  teşvik edici olarak da kâfîdir.” buyurur Peygamberimiz (sav).

Lüfâf (ra), “Kim ölümü çok anarsa üç şey ona ikrâm edilir  buyurur:

1- Tevbeyi hemen etmek
2- Nefsi kanaât sahibi kılmak
3- İbadette neş’e ve huzur duymak

Şakik ez-Zâhid (ra), “Söz sırasında insanlarımız; “Evet ölüm haktır, hepimiz öleceğiz.” derler, fakat sünnet-i seniyyeye muhâlefetlerini, haram helâl demeden mal topladıklarını görürsünüz de “Sanki ölüm onlara gelmemiş.” dersiniz.” buyurmuştur.

Hasan-ı Basri (ks), “Üç şeyi unutmak mü’mine yakışmaz.” buyurur:

1- Dünyanın geçiciliğini,
2- Dünya ahvâl ve nimetlerinin biteceğini,
3- Ölümün hak olduğunu hatırlamamak.

Allah’a muhabbetin alametleri yedi maddede özetlenir:

1- Ölümden nefret etmemek,
2- Sevdiğini Allah için sevmek,
3- Allah’ın ismini her an yâd etmek,
4- Kur’ân-ı Kerim’i okumak, anlamak ve hayatına geçirmek,
5- Tenhâda Allah’a yalvarmak.
6- Zevkle ibadet yapmak.
7- Allah’ın sâdık kullarını sevmek. 10

Emaneti Hakk’a istediği şekilde arz etmek asıl gayemiz olmalı. “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, Nasıl ölürseniz öylece Rabbınız (c)’ın huzuruna varırsınız.” hakikât-i âliyesini hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Ölüm kapısından gerçek hayata ulaşabilmek için, bu dünyanın idrakine varabilmeyi Cenâb-ı Allah hepimize nasip eylesin.

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Dipnotlar:

1- Avarif’ül Meârif
2- Divan-ı Esad
3- Feridüddin-i Attar, Tezkiretü’l Evliya
4- Furkan 59
5- Şuara, 81
6- Saffat, 61
7- Nahl, 32
8- Ruhu’l Beyan
9- Tarikat-ı Muhammediye, Muhammed Mevlana Ebu Said Hadimi
10- Ruh ve Ölüm Ötesi, Mustafa Ertuğrul Kaan, Gayret Kitabevi

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …