Ara

Zekât ve İctimâî Adâlet

Zekât ve İctimâî Adâlet

“O kimseler ki onlar altınla gümüşü cem ederler de o cem ettikleri altın ve gümüşü Allah Teālâ yoluna sarfetmezler. Onlar için acıtıcı azâbı onlara müjde et... O günde ki bahîllerin cem edip sakladıkları altın ve gümüş, cehennem ateşinde kızdırılıp alınları, yanları ve arkaları onunla dağlanacağını hatırlasınlar. Ve onlar hakkında denilir ki: Şu sizin nefsiniz için cem ettiğiniz malınızın azâbıdır. İşte şu malın gıdâsını tadınız.” (Tevbe, 34-35.) 

“El-cezâu min cinsi’l-amel” düstûru îcâbınca herkes ameline göre cezâ alır. Zekâtını vermeyen kimseler sâil geldiğinde evvelâ yüzünü çevirir. Sâil ısrâr ederse yanına döner. Daha ısrâr ederse arkasını döner. İşte zekât vermekten yüz çeviren kimsenin îrâzına göre yüzlerini, yanlarını ve arkalarını döndürüp de zekâtını vermedikleri o paraları cehennem ateşinde kızartılır, vücûtları dağlanarak azâb edilir. 

"Kārûn muhakkak Mûsâ -aleyhisselâm- kavminden olduğu halde onlar üzerine isyanla tekebbür etti. Biz Kārûn'a hazînelerden o kadar çok mal verdik ki o hazînelerin anahtarlarını kuvvet sâhibi olan bir cemâatin götürmesi ağır geliyordu. (Rivâyete göre kırk katır yükü anahtarı vardı.) İşte o zamanda Kārûn'un kavmi, Kārûn'a: "Yâ Kārûn, malına mağrûr olup ferahlanma. Zîrâ Allah Teālâ ferahlananları sevmez. Ey Kārûn! Allâh'ın sana verdiği nîmetle sen âhiret evini talep et. Emelini büsbütün dünyâya hasretme. Belki dünyâ nîmetini âhiret nîmetine sebep kıl ve Allâh’ın verdiği nîmeti rızâsının hilafına sarf ile nefsini mehlekeye koyma ve dünyâdan son nasîbin olan kefeni unutma ve Allâh’ın sana ihsân ettiği gibi sen de kullarına ihsân et. Malına mağrûr olup yeryüzünde fesat arama. Zîrâ Allah Teālâ müfsitleri sevmez." (Kasas, 76-77.) diye pek müessir nasîhatta bulundular.

Kārûn, Mûsâ -aleyhisselâm-'ın amcazâdesi idi ve Tevrât'ı çok okurdu. Nâs beyninde âlim fâzıl olduğu halde Mûsâ -aleyhisselâm-'a münâfıklık ederdi. Fakat sonra nifâkını gizlemedi, âkıbet izhâr etti. 

Allah Teālâ hazretleri Firavn'ı suya garkedip de Benî İsrâîl onun şerrinden selâmete çıkınca Hârûn -aleyhisselâm- Benî İsrâil'in kurbanlarına nâzır tâyin olundu. Kurbân etmek isteyen kimseler kurbanlarını getirir, Hârûn -aleyhisselâm- da kurbânı muayyen olan mahalle kor, semâdan bir ateşin nâzil olup o kurbânı yakması o kurbânın kabûlüne delîl olurdu. Kārûn buna haset etti. Mûsâ -aleyhisselâm-'a dedi ki: "Sende bir risâlet var! Birâderinde kurban riyâseti var. Bende bir şey yoktur. Ben bunu çekemem. Bana da bir riyâset verilmeli." demekle hasedini ortaya koydu. Onun kibr ü gurûru, azamet ve hasedi Cenâb-ı Hakk'ın kendine bahşettiği servetine binâen idi. 

Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- da: "Birâderime riyâseti ben vermedim Allah Teālâ verdi." deyince Kārûn: "Allah Teālâ’nın verdiğine bir alâmet göster." dedi. Onun üzerine vahy-i ilâhî geldi.

Mûsâ -aleyhisselâm- eşrâftan kırk kişinin asâlarıyla birlikte, ibâdet ettikleri kaya altına gelmelerini emir etti. Kārûn ve Hârûn -aleyhisselâm- asâlarıyla geldiler. Sabaha kadar kaya altında beklediler. Sabah olunca Hârûn -aleyhisselâm-'ın badem ağacından asâsının yeşil yaprak vermiş olduğu görüldü. Mûsâ -aleyhisselâm- da Kārûn'a: "İşte alâmet, buna ne dersin?" dediğinde Kārûn: "Bu senin sihrindir!" diyerek nifâkını ortaya koydu. Etbâıyle Mûsâ -aleyhisselâm-'dan ayrıldı. Açıktan tuğyâna başladı. Fukarâyı istihfâfa ve zulmetmeğe başladı. 

Mûsâ -aleyhisselâm- nasîhat ettiyse de kibr ü gurûru her tarafını kapladığından nesâyihe aslâ kulak asmadı. Âkıbet gurûru helâkine sebep oldu. 

"Kārûn'â insaf gelmeyince biz Kārûn'u ve hānesini berâber yere batırdık. Kārûn'u Biz yere batırınca Cenâb-ı Allâh’ın gayri Kārûn'a yardım eder bir cemâat bulunmadı. Binâenaleyh Kārûn yardım görenlerden olmadı." (Kasas, 81.)

Haziran 2026, sayfa no: 42-43

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak