Ara

Vicdan Gazzeli Midir?

Vicdan Gazzeli Midir?

Öyle zamanlar vardır ki söz ustalarının nutku tutulur, kalabalıkları galeyâna getiren hatîbin boğazında kelimeler düğümlenir. Öyle zamanlar vardır ki aç bir aslanın önünden avı geçer de aslan kımıldamaz, bahar gelir ağaçlar çiçek açamaz, zorla açsa bile meyveye duramaz. Öyle zamanlar vardır ki zaman, kendi rûhunu kirletir; hakîkat puslanır, vicdan susar ve insanlık siyonist hırıltılara mağlûp olur.

İtiraf

Kolay ve doğal olan bilmeyene, görmeyene ve tanımayana bilmediğini, görmediğini ve tanımadığını anlatmaktır. Fakat her şeyin herkesin gözü önünde cereyân ettiği zulüm silsilesini anlatmak çok zordur. Çünkü yaşanan her hâdise, tüm insanlığın gözleri önünde vukû buldu.

Bendeniz kelimelerle barışık, hür fikirlerle dost ve bilgiye meftûn biri olmam sebebiyle yazılarımı yazarken kelimelerin rahvan âhengiyle ilerlerim. Bir cümlenin mürekkebi kurumadan diğer cümle kâğıtla buluşur. Ele aldığım her mukaddes mevzûyu baştanbaşa akılla ve ruhla kuşatır, meselenin hem kabuğunu hem de çekirdeğini gözler önüne serer, bidâyetinden nihâyetine kadar en derin dehlizlerine inerek izah etmeyi yeğlerim.

Lâkin bahis mevzuu “Gazze” olunca kelimelerim eli koynunda ve gamzedeler gibi bir köşede, cümlelerim Yûsuf aleyhisselâm misâli kuyuya düşmüşçesine çâresiz, kurgum ise unutkanlık müptelâsı olmuş hastaların bir tabloyu hatırlayıp diğer tabloyu unutmasını andıran akāmetler serîsi gibi kesik kesik, görünüp kaybolan bir manzara misâli…

Açıkça itirâf etmeliyim ki bu yazı, düşünürken zorlandığım, kurgularken daraldığım ve yazarken insanlık ve Müslümanlık adına utandığım bir çile mahsûlüdür… Çünkü fazladan bildiğim bir şey yok, her şey herkesin gözü önünde oldu…

Müslümanlar kardeş midir?

Bilge dedem beni yetiştirirken hayâtın hırçın ve hırslı vechesini de tanımam için bazan acımasız kişilerden ve hattâ önüne çıkan her şeyi yok eden yedi başlı ejderhâlardan bahseder sonra çıkarmam lâzım gelen dersleri anlatırdı. Bu hikâye ve masalları dinlerken kâh kalbim çarpar kâh gözbebeklerim büyürdü ve bir an önce bitmesini isterdim. Fakat her korktuğumda da Bilge dedem beni bu tahakküm heveskârlarından korur diye düşünür ve ferahlardım.

Fakat ihtiras putuna secde eden gaddar Siyonistler, Gazzeli çocuklara masalların bile târif edemeyeceği cehennemî acıları yaşatırken onları kimler korumalıydı? Nefs-i emmâresinin zebûnu olmuş bu cinnet gürûhuna karşı; Müslüman halklar, bayraklarında hilâl dalgalanan devletler ve kalbinde insanlık esintisi dolaşan şahsiyetler bizi korur diye düşünmediler mi? Elbette düşündüler ve çığlıkları arş-ı a’lâya yükseldi… Lâkin bu sefil piyes herkesin gözü önünde yaşanırken görüp görmezlikten ve duyup duymazlıktan gelmenin, bu da yetmezmiş gibi hissedip yok saymanın o riyâkâr eylemsizlik tiyatrosu sergilendi.

Bir şehrin evleri mâtemhaneye, sokakları yetimhaneye dönerken en cılız ve kısık seslerle kınamalar yapıldı. Bir tarafta adâlet mezara gömülüyor diğer yanda zulmün sarayları tegallüp şarkıları söylüyorken, inisiyatif almak yerine herkes ortaya konuşuyor ve “İsrail durdurulmalı” diyordu. Peki, kim tarafından? Bu soruyu sormak mesûliyet almaktı, bu nedenle herkes sorumluluğu savuşturmayı tercîh ediyor ve bu hazîn manzara da yine herkesin gözü önünde gerçekleşiyordu.

Düşünmez misiniz?

İslâm dünyâsının hâl-i pürmelâli ortada olduğu için merhametin sürgün edildiği İsrail’e karşı gösterilen çekingenlik bir nebze anlaşılabilir lâkin Batı dünyâsının bu karanlığa karşı el pençe divan durması, her tâlîmâtını bir çırak gibi koşarak yerine getirmesi beşeriyet âlemi için kıyâmet kadar dehşet vericidir. Bu manzara “bâtıl ittifâkı” kabîlinden ifâdelerle açıklanamaz. Çünkü Gazze’nin mücâhit ve sebatkâr halkı, kalplerindeki kavî îmân ile bu eşed rejime karşı mücâdele verip kazandılar lâkin insanlığın geneli için bu mukāvemet mümkün değildir. Hâliyle siyonistlerin kurduğu bu ölüm siyâseti bütün insanlığın meselesidir ve herkesin üzerinde derinlemesine düşünmesi lâzım gelen en mühim konulardan biridir.

Vicdânî tahlil

Gazze’de her şey herkesin gözü önünde oldu. Peki, Gazze dışında? Hazret-i Ömer’in hilâfet sancağının dalgalandığı topraklarda, Gazneli Sultan Mahmut’un beldelerinde, muhteşem Süleyman’ın diyârında kimin cesur kimin korkak, kimin özgür kimin köle, kimin bağımsız kimin müstemleke olduğu ortaya çıktı. Gazze İslâm dünyâsının “ayar taşı” olmuştur. Kimin şuurlu kimin gâfil kimin şahsiyetli kimin menfaatçi olduğunun ölçüsü Gazze’dir. Açıkça Gazze’yi destekleyenler vicdânın temyiz noktasında yerlerini almışlardır. Ne mutlu onlara…

İslâm nizâmının en heybetli ağacı merhamettir. Hattâ diyebilirim ki her Müslümanın kalbi, merhamet ormanlarıyla kaplıdır. Lâkin bu süreçte bazılarının kalbinin çölleşmiş olduğunu gördük. Kendini târihçi ve mütefekkir zanneden cüruflaşmış zihinler, Gazze saldırılarında insânî bir duruş sergilemek yerine kimi kavmiyetçi bir tutum gösterip kimi ise yalan yanlış bilgilerle insanlığı sürekli manipüle ettiler. Maalesef bu şeref yoksunlarına karşı yeteri kadar hakîkati anlatmayan ve hakîkati yaymayan târihçiler ve mütefekkirler de mesûliyet altına girdiler.

Lâkin bütün bu karanlık manzaraya rağmen, ümmetin vicdânı bütünüyle sönmedi. Kendilerini Batı’nın aynasında seyretmeyi mârifet zanneden bazı müstağrip zümreler, makam ve mevki kaygısıyla suskunluğa gömülen kimi korkak bürokratlar ve hattâ Gazze’nin aleyhine söz söylemeyi maharet telakkî eden bazı bedbaht çevreler bulunsa da İslâm halkları onların hiçbirine aldırmadı ve irâdesini vicdânıyla yükseltti.

Gazze’nin mazlum fakat mağrûr evlatları enkazlar altında direnirken; İstanbul’dan Saraybosna’ya, Karaçi’den Yemen’e, Rabat’tan Jakarta’ya kadar milyonlarca insan meydanları doldurdu. İsrail’in işgal ve tahakküm siyâsetini tel’in eden, Gazze’nin sabır ve direnişine destek veren nümâyişler günlerce, haftalarca ve aylarca devâm etti.

Müslümanlar, kalplerinde ilâhî çağlayan gibi akan pınarı yeniden fark ettiler. O saatten sonra Gazze, yalnız ekranlarda seyredilen hüzün manzaraları olarak kalmadı. Çarşıda, pazarda, kahvede, mektepte, kürsüde, câmide ve evlerde konuşuldu. Her alışverişte boykotun ahlâkî mesûliyeti hatırlatıldı. Her şiirde biraz Gazze vardı. Her hitâbın içinde bir Gazze sızısı duyuldu. Her duânın ufkunda Gazze’nin yetimleri görüldü. Her Cuma hutbesinde Gazze’nin çilesi ve izzeti yeniden hatırlatıldı.

Öyle ki başlangıçta suskunluğu tercîh eden birçok devlet dahî zamanla halklarının vicdânına kayıtsız kalamadı. Evvelce çekingen davranan yönetimler daha gür seslerle konuşmaya mecbur oldu. Hattâ yalnız İslâm dünyâsı değil küresel sistemin birçok aktörü de işgal siyâsetinin vahşeti karşısında eski tavrını muhâfaza edemedi.

Gazze’nin mübârek topraklarında açan vicdan çiçekleri evvelâ İslam beldelerine akabinde bütün insanlığa kokusunu ulaştırdı. Dünyânın dört bir yanında yaşayan insaf sâhipleri, hangi inanca ve hangi millete mensup olurlarsa olsunlar, bu büyük insanlık imtihanı karşısında harekete geçmek mecbûriyetinde kaldılar. Nice yerde öyle manzaralar görüldü ki bazı kimseler samîmiyet ve fedâkârlık noktasında Müslümanlarla yarıştılar. Ve nihâyet Sumud Kāfilesi yola çıktı. Bu kāfile, insanlığın unuttuğu vicdânı omuzlarında taşıyordu. Tek techîzatları buydu.

Sırpların Bosna’da işlediği mezâlimden sonra dünyâ yine emsâlsiz bir katliâmı seyretmişti. Buna rağmen Gazze, insanlığın hangi noktaya savrulduğunu ve hangi noktadan yeniden ayağa kalkabileceğini gösterdi. 

Bugün geriye dönüp baktığımızda bir tarafta yıkılmış evler, on binlerce şehit, yüz binlere yaklaşan yaralılar, târifsiz acılar ve gözyaşları görüyoruz. Lâkin aynı zamanda başka bir hakîkati de görüyoruz. Bir tarafta insanlık haysiyetinin timsâli hâline gelen Gazze... Diğer tarafta ise târihin hükmüne terk edilmiş bir vahşet düzeni...

Gazze direnişi, uzun zamandır dağınık hâlde bulunan İslâm dünyâsına yeniden ruh üfleyen büyük bir diriliş hamlesi olmuıştur. Daha da mühimi, insanlık medeniyetinin hâlâ mümkün olduğunu bütün dünyâya göstermiştir. 

Umutla, unutmadan…

Teknolojinin, sermâyenin, propaganda aygıtlarının ve küresel güç odaklarının mutlak hâkimiyet vehmi; Gazze’nin sarsılmaz irâdesi karşısında yenilmiştir. Nice hesaplar yapılmış, senaryolar hazırlanmış, planlar kurulmuştur. Fakat Kudüs rûhundan beslenen îmân, bütün bu hesapları boşa çıkarmıştır.

Bu sebeple müverrihler gelecekte târihi yazarken vicdânın yeniden dirilişini de kayda geçirmek mecbûriyetinde kalacaklardır. Belki de insanlık târihini “Gazze’den Önce” ve “Gazze'’den Sonra” diye tasnîf edeceklerdir. Belki de İslâm medeniyetinin yeni uyanış devrinin başlangıcına “Gazze Müdâfaası” târihini düşeceklerdir.

Çünkü merhamet medeniyetinin meşalesi Gazze’de yeniden tutuşturulmuştur. Temennîmiz odur ki bu meşaleden yükselen her kıvılcım evvelâ İslâm beldelerini, ardından bütün arz-ı âlemi aydınlatsın; zulmün karanlığını dağıtsın, adâletin ufkunu genişletsin ve insanlığı yeniden merhametin, hakkāniyetin ve kardeşliğin iklîmiyle buluştursun.

Temmuz 2026, sayfa no: 76-77-78-79

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak