Kültürler ve medeniyetler, varlıklarını anlamlandıran remizler ile bu remizlerin doğurduğu davranışlar etrâfında teşekkül eder. Her irfan ve uygarlık, işâretlerin taşıdığı sembolik mânâlar ve estetik mesajlar ile nasıl bir toplum ve dünyâ kurmak istediklerini açıkça yansıtır. Tabiatıyla işâretler birer ipucu değil, cevâbın kendisidir.
Düşünce ile mekân, inanç ile davranış arasında sarsılmaz bir irtibat mevcuttur. Bütün düşünce sistemleri kendilerini belli başlı terim ve simgeler üzerinden tanımlarlar. İslâm medeniyeti ise kitaptan ilme, kalpten insâniyete uzanan çok katmanlı bir değerler manzûmesi üzerinden yükselmiştir. Bununla birlikte, bu medeniyet tasavvurunun hem başlangıç noktasını hem de devamlılık kudretini temin eden aslî bir hakîkat vardır ki o hakîkat, câmidir.
Mâbedden Medeniyete
İslâm medeniyeti, Mescid-i Nebevî ile başladığı kutlu yürüyüşünü asırlar boyunca yine câmilerin etrâfında sürdürmüştür. İlk devirlerde câmi, askerî bir karargâh, idârî bir meclis, ilmin tedris edildiği mektep ve sosyal problemlerin konuşulduğu müşterek bir zemin vazîfesi görmüştür. İslâm teşekküllerinin henüz kurumsallaşma sürecinde olduğu bu dönemlerde câmi, hayâtın bütün başlıklarını kuşatan merkezî bir mahfil olarak öne çıkmıştır. Bu yönüyle, İslâm toplumunun hem kalbi hem de aklı olmuştur.
İslâm nizâmı zamanla kendi müesseselerini kurdukça, câminin uhdesindeki bazı vazîfeler medreseye, dîvâna, tekkeye ve diğer kurumlara tevdi edilmiştir. Buna rağmen câmi, Müslüman toplumun baş mekânı olma husûsiyetini dâimâ korumuştur. Cemâat şuuru, birlik ve kaynaşma, ahlâkî terbiye, usûl ve üslûp eğitimi gibi temel değerler, her dönemde câmi merkezli olarak canlı tutulmuştur. Az da olsa günümüzde de o ilk devirlerdeki vasfını büyük ölçüde sürdürmekte ve cemiyeti bir arada tutan mânevî bir üs olmayı devâm ettirmektedir.
Câmiler, mekânların dînî kimlik belgeleridir. Bir yerleşim yerinde câmi kubbesini yâhut minaresini gören kimse, o beldenin İslâmî bir kimliğe sâhip olduğunu idrâk eder. Bu yönüyle câmi, inancın arza nakşedilmiş hâline dönüşür. Öte yandan câmiler, Beytullah telakkîsiyle Kâbe’den mülhem olarak Allâh’ın evidir. Bu sebeple, oralarda sergilenen tutum ve davranışlar, gösterilen hürmet ve ihtimam, Müslümanlar için îmânî bir hassâsiyettir. Câmiler, sâdece imamların işyeri olarak görülmemelidir. Aksine, bulunduğu mahallenin, köyün veya semtin sâkinleri için temizlikten sevgiye, nezâketten mesûliyete kadar geniş bir saha olarak telakkî edilmelidir. Dolayısıyla herkes bulunduğu konumdaki câminin birer paydaşıdır.
Sessiz Hesap
İslâm medeniyetinin en temel ve en baskın alâmetlerinden biri olan câmilerin, istisnâları olmakla birlikte bugün maalesef gariplikler zincirine duçâr olduğu bir devri yaşıyoruz. Ülkemizde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı târihten itibâren câmiler, giderek yalnızca namaz vakitlerinde açılan mahfiller olarak algılanmaya başlanmış, hayâtın ekseninden yavaş yavaş çekilmiştir.
Modern düzen, câmilerin sosyal hayattaki yerini sembolik bir paranteze hapsetmiştir. Netîcede câmiler, bir geleneği ayakta tutma gayretiyle saf tutan beli bükülmüş birkaç ihtiyarın omuzlarına terk edilmiştir. Bu toprakların rûhunu mayalayan câmilerin böylesi hazin manzaralara sahne olması, târihî ve mânevî mîrâsımıza karşı ağır bir vebâldir. Zîrâ câmi, ümmet bilincinin diri tutulduğu, ahlâkın öğrenildiği, edebin kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir mekteptir. Bu mektebin kapıları fiilen açık, mânen kapalı kaldığında, halkın irfan damarları tıkanır.
Câmiler, kendisini ihmâl edenlere karşı suskun bir şâhitlik taşır. Bu şâhitliğin muhâtabı olanlar için mutlak bir hesap vardır ve hiç kimsenin bu hesaptan vâreste kalması mümkün değildir. Bir diyarda câmiler tenhâlaştıkça yalnızca saflar seyrelmez; merhamet, edep ve kardeşlik de aynı ölçüde eksilir. Bu sebeple câminin garipliği, aslında toplumun yetimliği anlamına gelir.
Görenedir Görene
Köre Nedir, Köre Ne?
Bir belde fethedildiğinde öncelikle oranın merkezî konumuna câmi inşâ edilmiştir. Yeni bir şehir kurulacağı vakit yine evvelâ câmi yeri tâyin edilerek şehir onun etrâfında şekillenmiştir. Çünkü İslâm mührünün işâreti câmilerdir. Bu mühürden en çok rahatsız olan kesim ise müşrikler ve münâfıklardır. Müşrikler inançlarının hükmünü açıkça ilân ederler, ama münâfıklar lafı eğip bükerek, farklı sâikleri örnek göstererek câmilerin varlığından rahatsız olurlar. Abes ve yapay kıyaslarla bu kutsal damgayı hayâtın dışına itmeye çalışırlar.
Câmiler, son asırda inançlı insanların imece usûlüyle vücûda getirdiği mekânlardır. Peki, kendi imkânlarıyla ibâdethānelerini inşâ edenlere karşı bu ülkede belli kesimlerin “laiklik” maskesi altında çeşitli dayatmalarda bulunması ve ideolojik bir baskı kurması mâkûl bir yaklaşım mıdır? Bir yerde bir câmi yükselmeye görsün, hemen birileri kendilerine göre teviller getiriyor fakat başka dînî mahâller yapılırken yâhut tâmir ve restore edilirken kimsenin “buna ne gerek var; bu paraları yollara, köprülere, sağlık ocaklarına ve okullara ayırın” dediğine rastlamıyoruz. Çünkü bu ülkede laiklik, eşit mesâfede durmayı temin eden bir ilke değil İslâm düşmanlığı şeklinde tezāhür eden “Demokles’in Kılıcı”dır. Maalesef en seviyesiz vechesini ise câmiler üzerinde göstermektedir.
Kubbelerde Direniş
Cumhuriyetimizin bir asırlık serencâmı boyunca câmilere karşı pek çok menfî tutum sergilenmiş bu mukaddes mekânlar, kimi zaman ürkütücü bir unsur gibi gösterilmiştir. Ruhbanlık müessesesinin Batı’da kiliseye yüklediği olumsuz anlamlar, sanki aynı mâhiyetteymişçesine câmilere ve dîne teşmîl edilmiştir. Hâlbuki bu memleketin İstiklâl Harbi sürecinde en mühim karargâh merkezleri câmiler olmuş, kubbeler altında irâd edilen vaazlar ve yapılan çağrılar, millî mücâdelenin azmini pekiştirmiş ve direncini tahkîm etmiştir.
Ne var ki, İstiklâl Harbi’ne omuz veren bu mekânlar, sonrasında sanki o mücâdeleye köstek olmuşçasına en sert muāmelelere mâruz kalmıştır. Buna rağmen, “Bu da geçer yâ hû” teslîmiyetiyle sabrı kuşanmış vatanperver ve milliyetperver nefesler, mihraplardan ve minberlerden hiçbir vakit eksik olmamıştır. Câmilere en sert cephe alanlar dahi nihâyetinde musallâ taşına getirilmiş, kendileri için yine buralarda duālar edilmiştir. Câmiler kendilerine taş atanlara bile rahmetle mukābele etmiş, gülsuyu ile temizlemiş, namaz ve niyaz eşliğinde ebedî âleme uğurlamıştır.
Sâdece istiklâl harbinde değil, 15 Temmuz gecesinde yaşananlar da câmilerin bu milletin ruh kökleriyle olan derin bağını bir kez daha bütün vuzûhuyla ortaya koymuştur. Minârelerden yükselen salâlar halkın vatan sevgisini harekete geçirmiş; dâhilî ve hâricî bedhahlar karşısında nice yiğitler göğsünü siper ederek meydanlara akmıştır. Gecenin sarhoşları bile bu vakitte salâ okunuyorsa olağanüstü bir hâl vardır ferâsetiyle yönünü meydanlara çevirmiş; millet, kalpten kalbe yayılan bu mânevî çağrıyla aynı safta kenetlenmiştir.
Yeni Kıvılcım, Yeni Çağ
Toplumun en savrulmuş kesimlerinin dahi duygularına dokunabilen bu mahfillerin yıkıcı bir unsur olarak sunulması akıl kârı değildir. Aksine, câmilerin tashih edici, toparlayıcı ve ihyâ edici vasfını görmek gerekir. Bu sebeple gençlerimizi ve nesillerimizi câmi merkezli bir kültür iklîminde yetiştirmek bir tercîh meselesi olarak okunamaz; bu durum târihimizin, inancımızın ve ictimâî tecrübemizin bize yüklediği açık bir mecbûriyettir.
Bugün gençlerimizin her türlü fikrî, kültürel ve psikolojik saldırı karşısında millî hâfızasının görünmez ağlarla kuşatıldığı bir vasatta, onları hakîkî özgürlüğe kavuşturacak en sahîh zemin câmi geleneğidir. Bu an’ane, tâlî bir unsur addedilemez. Saf düzenine giren bir gencin ufku, sıradan bir mekân birlikteliğinin ötesinde, bambaşka bir teyakkuz merhalesine yükselir. Orada insanın insanla eşitliği; dünyevî imkânların, mevkilerin ve pâyelerin hakîkat karşısında hükmünü yitirdiği bir farkındalık hâline dönüşür. Kula kulluğun reddi, insanlık cevherinin haysiyeti ve baş eğilecek yegâne kudretin kim olduğu gerçeği, en berrak hâliyle câmide yanıtını bulur.
Câmi, millî karakter inşâsının mayalandığı bir irfan ocağıdır. Çağdaş câhiliyye düzeninin genç zihinlere hangi telkinleri fısıldadığı, hangi sahte özgürlük vaadleriyle onları kuşattığı, en açık biçimde bu mekânda anlaşılır. Aynı zamanda, din kisvesi altında cemâat, cemiyet, iktisâdî yâhut ictimâî güç devşiren istismarcı yapıların mâhiyetini fark ettiren en sahîh terâzidir. Hak ile bâtılın, samîmiyet ile istismârın, kulluk ile tahakküm arzusunun çizgileri burada belirginleşir. Bu sebeple câmi, gençler için hem bir sığınak hem de bir uyanış menzilidir.
Vahdetin Son Menzili
Câmi, her şeyden evvel, son iki asırdır semtimize pek uğramayan birliğin kutbudur. Türk-İslâm ittihâdını düşleyen bir idrak, bu ülküyü sâir unsurlarla birlikte câmilerin kuşatıcı rûhunda aramalıdır. Dünyânın neresinde bulunursak bulunalım, hangi renge mensup olursak olalım, hangi dili konuşursak konuşalım bu farklılığı birliğe, bu kesreti vahdete tahvîl edebilecek yegâne zemin câmidir. Irk, coğrafya, lisan ve örf çeşitliliği burada ayrışma vesîlesi olmaktan çıkar aksine rahmete dönüşen bir zenginlik hâlini alır. Çünkü İslâm milletlerinin müşterek kaderi câmilerdir.
Şubat 2026, sayfa no: 56-57-58-59
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak