Ara

İnsanlığın Âfeti: Siyonizm

İnsanlığın Âfeti: Siyonizm

Beşeriyetin fıtratına en uygun nizam, tartışmasız İslâm’dır. Hazreti Âdem’den Görklü Peygamberimiz’e (sav) ve O’ndan da günümüze kadar insanlık kronolojisini ele aldığımızda, bu tartışmasız hakîkat, bütün netliğiyle ortaya çıkar. Çünkü İslâm, zifîrî karanlığı yırtan bir şafak gibidir. Bu sebeple aklın, kalbin ve rûhun en güvenilir rehberidir.

Kişioğlu; şahsının, âilesinin, milletinin ve ümmetinin lâyık olduğu iklimde yaşamasını arzuluyorsa, İslâm’ı ve onun vücûda getirdiği medeniyet gerçeğini bir îman borcu gibi görmeli ve bu uğurda mücâdele etmeyi en büyük şeref saymalıdır.

Çünkü İslâm medeniyeti güzellikleri, hoşlukları ve hârikulâdelikleri salık veren fazîletler manzûmesidir. Bu medeniyet; ilmi ibâdet telakkî eden, merhameti kuvvetten üstün tutan ve hukûku varlığın mihveri kabûl eden bir dünyâ tasavvurudur. Bu tasavvurun en büyük sanat eseri ise zarîfâne düşünmek ve âdilâne yaşamaktır. Kadîm medeniyetimizden tevârüs eden zarâfet ve adâlet bakiyyesi, insanlığın muhtaç olduğu huzur iklîminin yegâne kaynağıdır.

Lâkin İblis ve onun hizmetkârları, her devirde ve her mekânda, insanın huzur iklîmine pusular kurar. Onlar, bâtılı hak sûretinde gösteren dalâlet simsarlarıdır. İyiliği yeryüzünden silmek maksadıyla dört bir yana kaos tohumları saçarlar. İşte bu tuzaklara düşmemek için dâimâ âgâh ve müteyakkız olunmalıdır. Peki, kimdir İblis’in bu sâdık hizmetkârları? 

Mühürlü Kalplerin Portresi

Bunlar; nebî ve resûllerin mukaddes dâvâlarına kasteden, nifak tezgâhlarında şer yumakları ören, sükût edilmesi lâzım geldiğinde anıran, duruş sergilenmesi gerektiğinde pısırıklık gösteren, sefâletini ihtişam gibi pazarlayan, dokunduğu her bünyeyi çürüten ve sirâyet ettiği her düşünceyi zehirleyen Yahudilerdir. Zîrâ onların nazarında hak, kuvvetin gölgesinde şekillenen izâfî bir mefhumdan ibârettir, adâlet ise ancak çıkarlarına hizmet ettiği nisbette mûteberdir. 

Kalpleri mühürlenmiş, gözleri hırsla körelmiş, kulakları Hakk’ın nidâsına tıkanmış olan bu zümre; mâsum kanına teşne bir mihnet yuvası ve insanlığı yutmaya azmetmiş gayya kuyusudur. Bu itibârla, desîse ve hîlekârlıkla temâyüz eden Yahudileri tanımak, medeniyet insanının en lüzumlu vazîfesidir. Fîlhakîka medeniyet insanı hem erdemlerinin farkında olmalı hem de millî kimliğini içten çökertmeye çalışan mahzurlu unsurları bütün cepheleriyle tanımalıdır. Çünkü iyiyi bilmek ayakta tutar, kötüyü tanımak yıkılmaktan korur. 

İslâm medeniyetinin o nezîh ve pak sahasından bahsederken Yahudiler gibi habîs ve kanserli yardakçıları mevzubahis etmenin lüzûmu sorgulanabilir. Fakat kötüyü tanımak en büyük müdâfaadır. 

Meselâ bir çiftçi, tarlasında yetiştirdiği mahsûl ile ona musallat olan yabânî otları ayırt edebildiği nisbette verim ve bereket alır. Şâyet zihin, bünyeye fayda temin eden gıdâ ile zehirli unsurları sağlıklı biçimde ayıramazsa denge bozulur ve kişi, bahçesini beslediğini zannederken farkına varmadan kökleri kurutur. Bu sebeple gerçeği ve mevcûdu korumak, önce düşmanı tanımakla başlar. 

Antisemitizm: Kavram Putçuluğu

Târihin şehâdetiyle sâbittir ki Medîne Vesîkası’nı imzālayıp Asr-ı Saâdet’in o mukaddes iklîminde dahî ıslâh olmayan, bulduğu ilk fırsatta arkadan hançerleyen, Hayber’de zehirli lokmalarla hîleler kurgulayan, Râşid halîfeler devrinde fitne ateşini körükleyip ümmetin sarsılmaz kardeşlik bağlarını lîme lîme eden ve Müslümanları hizipler girdâbına sürükleyen o şenâat operasyonlarının merkezinde hep bu mel’un güruh yer almıştır. Hâliyle, bu târihî tecrübeyi idrâk etmek, istikbâlin muhâfazası için zarûrîdir.

Bu mendebur topluluğun mâzîsi, şerli hâdiselerle doludur. Bütün milletler bunlardan sıtkını sıyırmış ve onları mahallerinden uzaklaştırmıştır. Yahudiler, şeytānın avenesidir. Öyle ki kalleşliklerini örtmek maksadıyla beynelmilel sahada maddî güçlerini kullanarak antisemitizm yāni Yahudi karşıtlığı gibi bir kavramı ortaya atmış ve bunun bir insanlık suçu olduğunu herkese kabûl ettirmişlerdir. Bununla da kalmayıp uydurdukları kavramların zırhıyla her türlü kalleşliği işlemişlerdir. 

Bugün herhangi bir kimse, siyonizmin cibilliyetsiz icraatlarına itirâz etse, devâsâ bir medya ve sermâye gücüyle Yahudi düşmanı ilân edilerek susturulmaktadır. Bu sinsî mekanizma, küresel vicdânın savunma sistemini çökerterek toplumları bir akıl tutulmasına sürüklemektedir. Çünkü siyonizm, gücünü kullanarak vicdanları ipotek altına alan bir illüzyondur. 

Birileri hesâbî sebeplerden dolayı siyonizmin cinâyetlerine sussa da Allâh’a, Kitâb’a, Sünnet’e ve töreye bağlı medeniyet insanları aslâ susmayacaktır. Bilakis onların kaypak tertiplerini meydanlarda haykıracak, susanların vebâlini ise târihe ve hesap gününe havâle edecektir. Bu bir kavgadır, kavganın kaçınılmaz olduğu yerde itidâl çağrıları yapmak enâyilik ve korkaklıktır. Müslüman ise şuurlu ve cesurdur. 

Aşağıların Üstünlük Masalı

Tevrat’ı yozlaşmış emellerine âlet eden Yahudiler, kendilerini sözde “seçkin” bir topluluk zannetse de hakîkatte en aşağılık, en bayağı ve en âdî topluluktur. Üstünlük iddialarının temel sebebi, kibir ve sapkınlıklarını meşrûlaştırmaktır. Bir de bunların mağduriyet sömürüsü vardır. Mağduriyet kisvesi altında en büyük zulümlerini ise en çok destek gördükleri Müslümanlara yapmışlardır. Bu gaddarların çıfıt ihânetleri, İslâm’ın sînesine bir hıyânet hançeri gibi saplanıp durmuştur. 

Zannedilmesin ki İslâm’a ve insanlığa revâ gördüğü fikrî ve fizikî işkenceler dolayısıyla yahudilere alelâde bir nefretle hakāret ediyorum. Hayır… Hayır… Ben onları hakāret etmeye lâyık bir ümmet vasfında dahî görmüyorum. Onlara yakıştırılan sıfatlar bir tanımlamadan ziyâde târihte sergilemiş oldukları rezilliklerin yansımasıdır. Yāni bu sıfatlar benim şahsî tasarrufum değil, onların mülevves sicillerinin ve verdikleri sözlerinden caymalarının tabiî bir netîcesidir. Çünkü siyonistler yalanın, safsatanın ve garezin mühendisleridir. 

Yahudiler, insanlığı ve bilhassa Müslümanları kandırmayı mukaddes bir gāye, onlara zulmetmeyi ise başlıca ibâdet sayarlar. Bu sebeple kalbinde hardal tânesi kadar îman ve zerre miskāl miktârı insanlık kırıntısı taşıyan her nefis, bu mücrim şebekesine ve onların sömürü çarkı olan siyonizm canavarına karşı mukāvemet göstermelidir. Bu mukaddes kavga, haysiyet sâhibi herkes için en onurlu mecbûriyettir. Çünkü zulüm karşısında susmak, mazlûmun evini yıkıp zālimin duvarına harç taşımaktır. 

Ne Yapmalı

İslâm dünyâsının en büyük cihatlarından biri şüphesiz ki kin çamuruna bulanmış siyonizmle mücâdele etmektir. Çünkü siyonizm; dil, din, ırk ve renk ayrımı yapmaksızın bütün kadınları câriye, bütün erkekleri ise köle gibi gören azılı bir cellattır. İnsanlığı amele gibi kendilerine hizmet ettiren, işe yaramaz hâle geldiklerinde ise öldürülmelerinde hiçbir beis görmeyen bir hıyânet sistemidir. Bu sebeple siyonizm, bütün insanlığın karşı karşıya bulunduğu ahlâkî ve siyâsî bir tehdittir.

Yirminci asrın şafağında, sömürgeci emperyalizmin müstebit pençesiyle gayrimeşrû ilişkiler kuran siyonizm; İslâm coğrafyasının tam sînesinde, irin ve dehşet saçan bir terör odağını, yāni İsrail denilen o mel’anet şebekesini peydahlamıştır. Böylelikle Filistin toprakları, bir tarafıyla işgālin diğer cihetiyle küresel güç dengelerinin laboratuvarına dönüşmüştür. 

Hayfâ ki, adâletin timsâli Hazret-i Ömer’in, cesâretin sembolü Selahaddîn Eyyûbî’nin ve sultanlar sultānı Yavuz Selim Hān’ın emâneti Kudüs, bu ayak takımının çirkefliklerine mâruz kalmıştır. Yahudilerin mâneviyâta dâir hiçbir değeri yoktur. Onların tek değeri ırkçılıktır. Bu sebeple, pervâsız sözleri ve cüretkâr davranışlarıyla Kudüs’e ve Mescid-i Aksâ’ya karşı dâimâ hoyrat ve kaba davranarak Müslümanlardan intikam almaktadırlar. 

Fakat ne acıdır ki; uyanıklık uykusuna dalmış Müslümanların ekseriyetinin, bu manzara karşısında kayda değer bir rahatsızlık hissettiği söylenemez. Zîrâ bırakın fiilî bir kıyâmı, İsrail’e buğz etmekten dahî imtinâ eden milyonlarca Müslümanın varlığı hepimizin mâlûmudur. Bu vurdumduymazlık, izzetin zâyi edildiği korkunç bir karakter aşınmasıdır. Konforlarını bozmamak adına zulme sağır kesilenler, bu ayıplarını “stratejik sessizlik” gibi yapay terimlerle örtemezler.  

Bazıları ise “yeterli gücümüz yok” deyip vahîm hâllerini meşrûlaştırma peşindeler. Halbuki güçlüyken haksızlığa ses yükseltmek, alelâde ruhların bile harcıdır. Esas olan, şartları düşünmeden hakkın nidâsını haykırmaktır. Bu sebeple, son iki asırdır siyonizmin o kokuşmuş ve menfur emellerine itirâz edip, doğruları canı pahasına müdâfaa eden her bir yüreğe omuz vermek, sâdece insânî bir erdem değil aynı zamanda îmânî bir mükellefiyettir.

Hâsılı siyonizm, târihin tanıklık ettiği en büyük mezbelelik, en murdar necâsettir. Bu pislik yuvasının mikrobu ise israildir. Bu korsan yapının, mukaddes topraklarımızı bir mezbahaya çeviren o kuruluş sürecini ve sonuçlarını üç ana başlık altında teşrîh etmeliyiz ki mesele daha etraflıca anlaşılabilsin: 

1. Emperyalist Stratejiler Açısından İsrail Projesi

2. Siyonist Yahudi İdeolojisi Açısından İsrail Tasavvuru

3. İslâm Dünyâsı ve Müslümanlar Açısından İsrail Meselesi

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak