Anasayfa / Editör'ün Seçtikleri / İlmin Fezâili

İlmin Fezâili

İlmin Fezâili

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks)

Hadîs-i Şerîf’te: “Erkek ve kadın her müslim için ulûm-i dîniyyesini taleb edip öğrenmek farzdır.” “Velev ki Çin’de dahî olsa ilmi taleb ediniz.” buyurulmuştur.

Efendimiz (sav)’in bu hadîs-i şerîfte tahsîlini emir buyurmuş olduğu ilmi yalnız zâhirî ilme tahsîs etmek de doğru değildir. Çünkü ma’rifetullâh’a ve havf-i İlâhîye mukârin olmayan ve dünyâdan zühdünü artırmayan ilim, ind-i İlâhî’de şâyân-ı kabûl bir ilim sayılmaz.

Nitekim hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: “Bir kimse ilmini tezyîd eder de o kimsenin iktisâb eylediği ilim o kimsenin dünyâ muhabbetinden zühdünü tezyîd etmezse, o, Cenâb-ı Hakk’tan uzak kalmaktan başka birşey kazanamaz.”

Hakk Teâlâ Hazretleri: “Halbuki size ilim verilmedi, ancak az birşey verildi.” (İsrâ, 85.) buyurmuştur.  Sahâbeden birisi; “Yâ Rasûlallâh! Bu âyet-i celîlede siz de muhâtab mısınız?” diye suâl edince “Evet” buyurulmuştur.

Cemî’ enbiyâ ve evliyânın ilmi, Hakk Celle ve A’lâ Hazretlerinin ilmine nisbetle bir nokta kadar bile değildir.

Hadîs-i Şerîf; kavlî, fiilî ve takrîrî olarak üçe ayrılır. (Hadîs-i Kudsî kavlîye dâhildir.)

Peygamberimiz (sav)’den:

Hz. Ebû Hüreyre (ra) 5374.

Hz. Abdullah İbn-i Ömer (ra) 2633.

Hz. Âişe (r.anhâ) 2210.

Hz. Enes ibn-i Mâlik (ra) 2286.

Hz. Abdullah İbn-i Abbâs (ra) 1660.

Hz. Câbir İbn-i Abdillâh (ra) 1540.

Hz. Ebû Saîd’il-Hudrî (ra) 1170 hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir.

İşbu hadîslerden bir kısmı Buhârî ve Müslim’de, diğerleri başka kitaplarda ve başka ashabdan dahî birçok hadîsler rivâyet olunmuştur. Yekûnu muhakkak sûrette cem’ edilmemiştir. Mevzû hadislerin adedi hesapsızdır. Muhaddisîn ıstılâhına göre hadîslerin nev’i adedi otuz veya otuzdörde kadar varmıştır ki:

Mütevâtir, Müstefîz, Garîb, Ferd, Azîz, Merfû’, Mevkûf, Maktû’, Mürsel, Munkatı’, Mu’dall, Müdelles, Muan’an, Sahîh, Hasen, Zaîf, Şâz, Mahfûz, Münker, Ma’rûf, Muallel, Muztarib, Müdrec, Maklûb, Musahhaf, Muharref, Müdlec, Müdebbec, Mübhem, Münker, Müttefak. (Nuhbetü’l-fikr; İbn-i Hacer Şerhi)

Kütüb-i Sitte Sâhibleri

Buhârî (Vefâtı H.256), Müslim (Vefâtı H.261), Ebû Dâvûd (Vefâtı H.275), Tirmizî (Vefâtı H.279), Nesâî (Vefâtı H.303), İbn-i Mâce (Vefâtı H.385).

Ehâdîs-i şerîfe, ashâb-ı kirâm zamânında kısmen ve tâbiîn zamânında dahî tamâmen cem’ edilmeğe başlanmıştır.

Hadîs-i Kudsî: Peygamber (sav) Efendimiz’e rüyâ veya ilhâm ile Cebrâîl aleyhi’s-selâm’ın getirdikleridir. Peygamber (sav) mânâsını söylemişlerdir. Hadîs-i Kudsî müteferrik kitablarda zikrolunmuştur. Adedi mazbût değildir.

“Ey Rasûl-i Mükerrem! Sen Rabbin Teâlâ’nın ismiyle başlar olduğun halde Kur’ân oku ki, O Rabbin Teâlâ cümle mahlûkâtı halketti.” (Alak Sûresi, 1-5)

Yâni, bilcümle cihânın zerrâtını halkeden Rabbin Teâlâ’nın ism-i şerîfi ile yardım taleb eder olduğun halde sana nâzil olan Kur’ân’ı sen oku.

Kur’ân okumağa başlayacak olan kimsenin ibtidâ besmele-i şerîfe okuması vâciptir. Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’dan en evvel nâzil olan âyet-i celîle budur.

Rasûlullah (sav) nübüvvetle ba’s olunmadan evvel tevhîd fikriyle mu’tekid idi. Ve İbrâhîm aleyhi’s-selâm’ın şerîati ahkâmiyle ibâdet ederdi.

Ramazan aylarında bir miktar erzak alıp Hırâ dağına gider, orada kudret-i İlâhiyye’yi tefekkürle ibâdet ederdi.

Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz kırk yaşına eriştikten sonra vahy-i İlâhî’ye mazhar oldular. Fakat vahy ile başlangıç devri altı ay kadar rüyâ âleminde tecellî ediyor idi ki, gördüğü her rüyâ aynen zuhûr ediyordu.

Bir hadîs-i şerîfte: “Rüyâ-i sâliha, nübüvvetin kırk altı cüz’ünden bir cüzdür.” buyurulmuştur. Bundan maksad da, yirmi üç sene süren müddet-i nübüvvetin kırk altıda biri altı ay olduğu muhaddisîn-i kirâm tarafından îzâh edilmiştir.

Vahyin başlangıç keyfiyyeti Sahîh-i Buhârî metninde şöylece zikredilmiştir:

Ümmü’l-mü’minîn Hazret-i Âişe (r.anhâ) der ki:

“Rasûlullah (sav)’in ilk vahy başlangıcı altı ay kadar ruyâ-i sâdıka ile olmuştur. Sonra kalbine halvet, yalnızlık muhabbeti ilkâ olundu. Cebel-i Hırâ’ya gider, orada ibâdet eder, sonra yine Hatîce nezdine avdet eder ve yine tekrar azık tedârik eder, Hırâ’ya giderdi. Nihâyet vahy-i İlâhî Hıra mağarasında bulunduğu sırada geldi.”

Zât-ı Akdes-i Risâlet-penâhî buyurur ki:

Cibrîl-i Emîn, “İkra’!” “oku!” dedi. Ben de ona, “okuma bilmem” dedim.

O zaman melek beni alıp tâkatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni yine bıraktı.

Yine “İkra’” dedi, ben de ona, “okuma bilmem” dedim.

Yine beni, ikinci defa alıp tâkatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni yine bıraktı, “ikra’” dedi. Ben de, “okuma bilmem” dedim.

Nihâyet beni üçüncü defa sıkıştırdı.

Üçüncü tazyikte aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm Efendimize: “Ey Rasûlüm besmele getirerek Rabbı’nın adı ile oku ki, herşeyi O yarattı. İnsanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Senin Rabbin nihâyetsiz kerem sâhibidir. Ki O, kalem ile yazı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” âyetleri vahyolundu.

Bunun üzerine Rasûlullah (sav) de, Kendisine vahyolunan bu âyet-i kerîmeyi telakkî ile okudu.

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks) Musâhabe 1 kitâbından alınmıştır.

Haziran 2020, sayfa no: 34-35

Ayrıca kontrol et

Âfiyet

Âfiyet Alemdar Af ve âfiyet kelimeleri sözlükte şu mânâlara gelir: Af, yapılan bir hatâdan dolayı …