İlmin Fezâili

İlmin Fezâili

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks)

Rasûlullah Efendimiz (sav), “sulehâ meclislerine devâmı” emir buyurmuştur. Bu hikmete binâen ulemâ-i kirâm demişlerdir ki:

Bir kimse ulemâ ile birlikte oturursa ilmi artar. Bir kimse sulehâ ile birlikte oturursa ibâdet ve tâata rağbeti artar. Bir kimse ağniyâ ile oturursa o kimsenin kalbinde dünyâya muhabbet ve rağbet artar. Bir kimse ehl-i tekebbür ile oturursa kibri artar. Bir kimse çocukla oturursa lehv ü mizâhı, eğlenceli şeyleri artar. Bir kimse kadınlarla oturursa cehl ü şehveti artar. Bir kimse eğer fâsıklarla oturursa, tevbeyi ihmâl ile ma’siyyete cür’eti artar. Ve denilmiştir ki, ilme rağbet edenin kalbinde altı mühim haslet husûle gelir:

  1. Ferâiz-i ilâhiyyeyi edâya müsâraat eder ve der ki: Allâhu Teâlâ Hazretleri bana bu farîzayı emir buyurmuştur.
  2. Maâsîden nehy-i İlâhî muktezâsı ictinâb eder.
  3. İhsân-ı İlâhîye şükre devâmın vücûbunu idrâk ile şükrü tezâyüd eder.
  4. Halka karşı insâf ve merhametle hareket etmek husûsunda idrâki artar.
  5. Belâya ve mesâibe sabr etmeyi Cenâb-ı Hakk’ın emir buyurduğunu fehm ü idrâk ile sabrı artar.
  6. Düşmânı olan şeytan üzerine muhâlefeti artar.

Hazret-i Ali -kerramallâhu vecheh- şöyle buyuruyor: “Muhtâc olduğun devâ, sendedir. Fakat görmezsin. Dûçâr olduğun belâ yine sendedir fakat bilmezsin. Zannedersin ki sen küçük bir şeysin, fakat büyük âlem sende dürülmüştür, bir görsen! Sen kitâba bakar ve onu okuyorum zannedersin, fakat onun âyetleri senin hâlini haber vermektedir.”

Rasûl-i Ekrem Efendimiz (sav) hadîs-i şeriflerinde buyurmuşlardır: “Ben ilmin medînesiyim, şehriyim, İmâm Ali de kapısıdır. İlmi öğrenmek isteyen kapısına mürâcaat etsin.” (El-Câmiu’s-Sağîr)

Hazreti Ali -kerramallâhu vechehû- buyurmuştur: İlim maldan yedi vechile efdaldır:

  1. İlim enbiyâ mîrâsıdır. Mal ise firavunlar mîrâsıdır. Nitekim hadîs-i şerifte: “Ulemâ, peygamberlerin vârisidirler.” buyurulmuştur.
  2. İlim bezletmekle yâni neşretmekle artar, mal ise tükenir.
  3. Mal bekçiye muhtaçtır. Çalınır, zâyî olur. İlim ise sâhibini bi-iznillâhi teâlâ hıfz eder.
  4. Bir kişi ölünce malı ellere kalır. İlim ise sâhibi ile berâber kabre, tâ huzûr-i Hakk’a varır.
  5. Mü’minin de kâfirin de malı olur. Fakat ilim yalnız mü’mine şeref-i mahsûs olur.
  6. Din husûsunda âlime başkaları muhtaçtır. Fakat başkaları mal sâhibine muhtaç değillerdir.
  7. İlim âhirette sırâtı geçmeğe sâhibine kuvvet verir. Mal ise sırâtı geçmekte mâni olur.

Yûsuf (as) Mısır’a melik olunca bir vezîre muhtâc oldu. Rabb Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’nden vezârete lâyık bir vezîr taleb etti. Cebrâil (as) geldi ve dedi ki:

  • Rabbin Teâlâ “filân kimseyi vezirliğe ihtiyâr edesin başkasını etmeyesin” dedi.

Yûsuf aleyhi’s-selâm:

  • O kimsenin sû-i hâli vardır. Vezirliğe nasıl lâyık olur? dedi. Zâhirde o kimseyi kusurlu gördü.

Cebrâil aleyhi’s-selâm cevâb verdi ki:

  • Rabbin Teâlâ o kimseyi bu hizmete, vezirliğe lâyık görüp tâyin buyurduğu ol sebebtendir ki:

Züleyhâ seni bühtân ile ithâm eylediğinde o kimse daha sabî, çocuk iken:

“Eğer Yûsuf’un gömleği arka tarafından yırtılmış ise Züleyhâ yalancıdır ve Yûsuf sâdıklardandır.” dedi. Senin üzerinden töhmeti, iftirâyı Cenâb-ı Hakk def etti, men etti. İşte o kimsenin daha sabî iken olan ilmine ve firâsetine binâen vezâreti lâyık gördü. Bir nebînin üzerine isnâd olunan töhmeti defeyledi, nasıl olur da o kimse vezârete lâyık olmaz? dedi.

İşte burada teemmüle şâyân bir nokta vardır ki:

Bir kimse Yûsuf aleyhi’s-selâmın yolunu doğrultup üzerinden töhmeti defetmesi sebebiyle Cenâb-ı Hakk o kimseyi vezârete lâyık kılınca; Allâhü zü’l-celâl Hazretlerinin dîn-i mübîni, tarîk-i müstakîmi için sa’y ü gayret ederek, mü’minlerin menhiyyât ve dalâlet yolundan salâh yoluna yönelmesine çalışırsa, rızâ-yı Hakk için mükâfâtını Hâlık Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’nin nasıl ihsân edeceğini teemmül edelim.

Hazret-i Alî -radıyallâhu anh- buyurmuştur ki: Dünyânın kıvâmı dört şey iledir:

  1. Âlim, ilmiyle âmil olmaktır.
  2. Câhil, teallümden (ilim öğrenmekten) istinkâf etmemektir.      
  3. Ganî, malında buhul etmemektir.
  4. Fakir, dünyâsı için âhiretini satmamaktır.

Eğer ki âlim ilmiyle âmil olmazsa, câhil ilim öğrenmekten vazgeçerse, zengin malında buhlederse, fakir de dünyâsı için âhiretini satarsa: “Helâk onlar için yetmiş kerre..”

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks) Musâhabe 1 kitâbından alınmıştır.

Nisan 2020, sayfa no: 26-27-28

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …