Hubb-i Dünyâ / Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu

Kalbi, dünyâ muhabbetinden halâs edip Hakk Sübhânehû ve Teâlâ’nın harâret-i muhabbetiyle germ olmak, o mü’min için saâdet alâmetidir.

Allâhu Teâlâ’nın abdinden i’râzının alâmeti, o kulun mâlâya’nî ile iştigâlidir.

Dünyâ muhabbeti günahların pîridir.

“Dünyâ sevgisi bütün günahların başıdır.” buyurulmuştur. Ve onun terki de cemî ibâdâtın başıdır. Dünyâ mağzûbe-i Hakk Sübhânehû ve Teâlâ’dır ki, tâ hılkatinden beri ona sürûr ile nazar buyurmamıştır. Ve onun ehli nişân-ı tard ve la’n ile mersûm ve ma’lûm olmuştur.

Haberde gelmiştir ki:

“Dünyâ mel’ûndur, onda olanlar da mel’ûndur, ancak Allâh’ı ananlar müstesnâ.”

Çünkü zâkirler ve belki her zerre-i vücûdları dahî Allah Sübhânehû ve Teâlâ’nın zikri ile doludur. Böyle olunca zâkirân-ı Hakk Sübhânehû ve Teâlâ bu vaîdden hâriçtir, fefhem. (anla!)

Dünyâ, bir nesnedir ki, gönlü Hakk Sübhânehû ve Teâlâ’dan alıkor. Ve Hakk’tan gayrı mal, evlâd ve esvâb ve riyâset gibi şeylere meftûn eder.

“Ey mü’minler! Emvâliniz ve evlâdınız sizi Allâh’ın zikrinden ve üzerinize farz olan ibâdeti edâdan meşgûl etmesin. Eğer bir kimsenin emvâl ve evlâdı ferâizini edâdan onu meşgûl ederse onlar zarar görücüler ve husrânda kalıcılardır.” (Münâfikûn, 9.)

Kezâ: “İ’râz et o kimseden ki, o kimse zikrimizden i’râz etti ve yüz çevirdi ve o kimse hayât-ı dünyâdan başka bir şey murâd etmez.” (Necm, 29.) nass-ı kâtı’ dır.

Her ne ki dünyâdır, belâ-i cândır. Ve ehli dahî dünyâda tefrika sâhibi ve âhirette nedâmet ve hüsrân ehlindendir.

Onun hakîkatta terkinin alâmeti; onun vücûdu ile ademi müsâvî olmuş ola. Bu mânânın husûlü de erbâb-ı cemiyyetsiz müteassirdir. Kalbin selâmet bulması da ancak mâsivâ-i Hakk Celle ve A’lâ’nın nisyânı ile hâsıl olur ki, ona fenâ tâbir olunur. Tefekkür etmek gerektir ki, âhireti verip de dünyâyı ivaz almak bey’ u şirâsı ne keyfiyettir?

Bu dünyâ-i mebgûza harîs olunmaz. Cenâb-ı Kuds-i Hudâvendî Celle Sultânuhû’ya devâm-ı ikbâl sermâyesi elden bırakılmaz.

Hakk Sübhânehû ve Teâlâ’dan yüz çevirmek sefâhet ve cünûndur. Dünyâ ve âhireti bir kalbde cem eylemek cem-i ezdâddır.

“Allah bir adamın içinde iki kalb yaratmadı.” (Ahzâb, 4.)

Âhiretin azâbı ebedîdir. Dünyâ metâı Hakk Sübhânehû ve Teâlâ’nın mebğûzudur. Âhiret de Hakk Teâlâ’nın merzıyyesidir.

“Dilediğin kadar yaşa, muhakkak (bir gün) öleceksin! (Dünyâya) dilediğin kadar sarıl, (bir gün) çâresiz ayrılacaksın!..”

Ebû Ubeyde -radıyallâhu anh- me’mûren Bahreyn’den sulh ile aldıkları cizye mallarını alarak Medîne-i Münevvere’ye gelince:

Ashâb-ı Kirâm -radıyallâhu anhüm- sabah namazını kılar kılmaz hemen Ebû Ubeyde’ye karşı çıktılar.

Rasûlullah -sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem- ashâbı bu halde görünce gülümseyerek onlara:

“Öyle sanıyorum ki siz Ebû Ubeyde’nin hayli dünyâlıkla geldiğini duydunuz da onu sevinçle karşılıyorsunuz.” buyurdu.

Onlar da:

– “Evet Yâ Rasûlallah!” diye tasdîk ettiler.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem-:

“Şâd olunuz! Ve sizi sevindirecek nîmetleri bundan böyle her zaman umunuz. Vallâhi bundan sonra size fakr u ihtiyâç geleceğinden hiç korkmam. Fakat sizin için korktuğum bir şey varsa o da, sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünyâ nîmetlerinin yayıldığı gibi sizin önünüze yayılarak onların birbirlerine hased ettikleri gibi ve nefsâniyet güttükleri gibi sizin de birbirinize düşmeniz ve onların helâk oldukları gibi sizin de mahv olup gitmenizdir.” diye ümmetini intibâha dâvet buyurmuştur. Fa’tebirû. (İbret alınız)

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- İran fütûhâtını müteâkib ashâb-ı kirâma şu hitâbede bulundu: “Mecûsî devleti mahvoldu. Bundan sonra bir karış yerlerini istirdâd edemezler. Cenâb-ı Hakk onların diyâr ve emvâlini size mevrûs kıldı. Tâ ki sizin ne gûnâ amel edeceğinize nazar buyura… İmdi hâlinizi tebdîl etmeyiniz! Yoksa sizi başka bir kavm ile istibdâl buyurur. Ben bu ümmet hakkında bir taraftan korkmam, illâ sizin kendi tarafınızdan korkarım.” buyurdu.

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks) Musâhabe 1 kitâbından alınmıştır.

Aralık 2020, sayfa no: 36-37

Ayrıca kontrol et

Îtidâl / Alemdar

Kullanımda îtidâl, idâre; harcama, sarfetme, ölçülü olma, israftan ve cimrilikten sakınıp orta yolu seçme mânâsına …