Zühd

Elde mevcut olsa bile gönülde mal, mülk sevgisine yer vermeme anlamına gelir zühd. Arifler, ‘El kârda gönül yarda’ derler. Abdülkâdir Geylânî (k.s): ‘Mal, kesede, kasada, evde câiz. Fakat gönül evinde câiz değildir.’ buyurur.

Taatler mâlî, bedenî, hem mâlî hem de bedenî ibadetler diye kısımlara ayrılır. Dinin kıyamı (ayakta durması) zenginlerin cömertliğine bağlıdır. Okuma imkânından mahrum tâlipler, bir dilim ekmeğe muhtaç yoksullar, zulme uğrayan mazlumlar mü’minlerin infâkıyla saadete erecektir. Mâlî taatlerden zekâtın verileceği yerlerden biri de mücahitlerdir. Yerinden, yurdundan edilen Kosovalı müslümanlar, Sırp kâfirine karşı muvaffak olabilmek için, dünya müslümanlarından gelecek yardımları beklemektedirler. Doğuda bir mü’min esir edilse batıdaki, batıda bir mü’min zulme uğrayacak olsa doğudaki ‘Müslüman, müslümanın yardımına koşar’ esâsına sâdık kalarak bütün gücüyle kardeşlerine destek verir. Böyle bir muvahhit, geceleri uykusunu kaybettiği gibi, elinde, avucunda ne varsa onu infak etmek için yardıma koşar.

1986 yıllarında isimleri değiştirilen, camileri park haline getirilen, Bulgar’ların zulmü altında inleyen müslümanların ızdırabını gönüllerinde hisseden H. Hasan Efendimiz (k.s) uykularını kaybetmişlerdir. Akşam namazını edâ ederken bir yakınına ‘Evimizden un çuvalını al, altı çocuğu ile açlıktan kıvranan fakire yetiştir.’ diyerek yoksulları gözeten Üstadımız’ın bu merhametini hiç unutamayız. Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Efendimiz’in torunları Sâmi Bey’in, arabasının bagajına yiyecekleri doldurup Medine’nin fakirlerine dağıttığına şâhid olduk. Bize, ‘Dedem Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s), evrâd ve ezkârdan ziyâde fakir ve yoksulu gözetmemizden memnun olurlardı.’ demişti.

Peygamberimiz (s.a.v): ‘Cömert olan bir cahil Allah indinde cimri bir âlimden efdaldir.’ ‘Sahi olan bir cahil, indallah bahil (cimri) olan bir âbidden daha makbuldür.’ hadis-i şerifleriyle, Hakk’ın yolunda sarfedilen malın değerini bildirir bize.

Zühd; dünyadan el-etek çekme anlamına gelmemeli. Rabbimiz (c.c):

‘Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O’dur.’

‘Şurası muhakkak ki: Biz bu dünyada size yer vermişizdir. Size burada geçim vasıtaları temin etmişizdir. Fakat siz ne kadar az şükrediyorsunuz.’

‘Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara, dünyadaki nasibini de sakın unutma.’

‘Allah yeri sizin emrinize vermiştir. Omuzları üzerinde yürüyün, rızkından yeyin! Şurasını da unutmayın ki: Sonunda toplanacağınız yer Allah’ın huzurudur.’

‘Cuma namazı kılınca yeryüzüne dağılın. Allah’ın fazlu kereminden nasibinizi arayın ve Allah’ı çokça zikredin ki umduğunuza kavuşasınız.’* Yukarıdaki ayet-i celîleler dünyevî nimetlerden istifâde etmemiz gerektiğini, ama mutlaka bir gün hesap vereceğimiz makâmın huzûr-ı ilâhî olduğunu haber vermektedir. Dünyadan kesilmemiz gerektiğini Efendimiz (s.a.v) mübârek sözlerinde şöyle bildirirler: ‘Temin-i mâişet için çalışan sanat
sahiplerini Allah sever.’

‘Sıdk ve emin olan tacir yevm-i kıyamette enbiyâ ile sıddıklarla ve şehitlerle beraber haşr olunur.’

‘Sıdk ile mevsuf olan tâcir, yevm-i kıyamette arşullahın gölgesinde hararetten mahfûz olur.’

‘Helal lokma aramak, onunla karnını doyurmak cihad gibi ecre nâil kılar.’

‘Bir ağacın yenilen meyvesi, ağacı diken için sadaka olur.’

Dünyevî çalışmaların Allah (c.c)’ı unutturmaması gerekir. ‘Ey iman edenler! Sakın mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın! Kim bunu yaparsa onlar hüsrana uğrayanların tâ kendileridir.’

Zühdü, Selmânı Fârisî şöyler târif eder: ‘Meşrû olarak ye, iç, oruç tut, namaz kıl, uyu, hayat yoldaşın ile ol.’ Ömrünün sonuna kadar oruç tutmaya, namaz kılmaya, evlenmemeye azmeden üç kişiye Efendimiz (s.a.v): ‘Ben Peygamber olduğum halde bazen oruç tutar, bazen iftar ederim. Bazen namaz kılar, bazen istirahat ederim. Hayat yoldaşlarım da vardır.’ buyururlar.

Her türlü davranışımızı Üsve-i Hasene (en güzel örnek) olan Peygamberimiz (s.a.v)’e göre tesbit etmek zühdî hayattır. Fıtratı zorlamamak en güzel yoldur.

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Ayrıca kontrol et

Dil Edebi / Alemdar

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk sözden kelâmdan, kalemden satırdan, beyandan, “mantıkuttayr”dan bahis buyurur. Bu vâsıtalarla hakkı …