Zikrullâh ile Îman Kuvvetlenir

Zikrullâh ile Îman Kuvvetlenir

Kalemdar (ks)

Kıymetli kardeşlerim!

Cenâb-ı Mevlâ, Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyuruyor:

‘Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir; kendilerine O (cc)’nun âyetleri okunduğunda (bu, onların) îmanlarını artırır ve (onlar yalnız) Rabblerine tevekkül ederler.’ (Enfâl 8/2.)

Hakk’a inananları göstermek için bu âyet-i celîle kâfî. Hakk’a inanan kim, inanmayan kim, besbelli oluyor. Hakk’a inananlar Mevlâ’yı, berâber veya gizli bir şekilde, seher vaktinde hâcet kapıları ardına kadar açık olduğunda ‘Allah! Allah!’ diyerek, boyunlarını bükerek, gözlerinden yaşlar dökerek zikrederlerse, Arş-ı Âzam’ın gölgesinin altında gölgelenecek yedi sınıftan biri olmaya hak kazanırlar. Onun için Mevlâmızı zikredelim, boynumuzu bükelim, acziyetimizi idrâk edelim. Allah korkusundan kalblerimiz ürpersin.

Allah (cc) zikredildiğinde, Allah lafza-i celâl’i duyulduğunda Hakk’a inananlar hemen belli oluveriyor. Hâlik-ı zü’l-Celâl’in âyet-i kerîmeleri okunduğunda -hele bir de ehil birisi tarafından tefsîr ediliyorsa-; îmanlarının kuvveti artıyor, kemâle eriyor.

Îmânın artmasını şuna benzetebiliriz: Biz lüks yakardık; lüksün gömleğine ispirto dökeriz, ispirto içine iyice işleyen gömlek ısınır, ateşi yaktı mı yavaş yavaş tutuşur ve bütün odayı ışıtır. İşte mü’min de böyle yanmaya hazır hâle geldiğinde, hakîkî bir mürşid-i kâmilin elinde ateşi yakıldığında, yanmaya ve çevresini aydınlatmaya başlar. Ziyâsı fışkırır artık.

– Ne oluyor ona?

– Îmânı artıyor.

Taklîdî îmandan tahkîkî îmâna geçiyor. Onun için kardeşlerimizden îmânı kuvvetli olanlar va’z u nasîhat dinlediklerinde, îmanları daha da kemâl buluyor.

Peygamber Efendimiz (sav) ashâbına hitâben: ‘Ey ashâbım! Sıddîkin îmânı, kıyâmet kopana kadar gelecek bütün insanların îmânından daha ağırdır’ buyurmuştur. Îman zikrullâh ile, Kur’ân-ı Kerîm ile, namaz ile kuvvetlenir bi-iznillahi Teâlâ. Namaz da bir zikirdir.

Lokmân (as.): ‘Namazda isen kalbini muhâfaza et. Eğer namaza durmuşsan vesveseyi bırak’ buyurmuşlardır.

Vesvesenin de ayrı ayrı ilaçları var. İnsanın takvâsı arttıkça vesvesesi de artar. Vesvese; nefisten, şeytandan, dünyâdan, hevâdan kaynaklanıyor olabilir. Vesvese nereden gelirse gelsin insanı zarara uğratır. İbâdetlerde vesveseden uzak durmak gerekir.

Bir gün Hârun Reşid kardeşi Behlül Dânâ Hazretleri’ne ‘Akşam, namazdan çıkanları getir de bir ziyâfet verelim.’ der. Behlül Dânâ akşam câminin kapısında durur; câmiden çıkanlara teker teker imamın namazda hangi sûreyi okuduğunu sorar. Bilemeyenler türlü türlü bahanelerle, akıllarının başka yerlerde olduğunu söyleyerek mâzeretler bulur. Koca cemâat içinden yalnızca sekiz kişi imamın namazda ne okuduğunu bilmiş. Hârun Reşid akşam eve geldiğinde büyük bir kalabalıkla karşılaşmayı beklerken yalnızca sekiz kişi görünce kardeşine bu durumu sorar. Behlül Dânâ’nın cevâbı pek mânidâr: ‘Câmide namazı tastamam kılan yalnızca bu sekiz kişi, gerisi vesvese ile vakit geçirmiş.’

Cenâb-ı Mevlâ, bize kâmil îmânı lutfetsin. Kalbleri Allâh’ın zikriyle ürperen kullardan eylesin cümlemizi. (Âmîn)

Hamd olsun âlemlerin Rabb’i olan Allâh’a.

Temmuz 2020, sayfa no: 34-35

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …