Anasayfa / Yazarlar / Fatih Çınar / Ümmî Sinan Hazretleri’ne Göre Mânevî Yolculuğun Öznesi Olarak Derviş

Ümmî Sinan Hazretleri’ne Göre Mânevî Yolculuğun Öznesi Olarak Derviş

Ümmî Sinan Hazretleri’ne Göre
Mânevî Yolculuğun Öznesi Olarak Derviş
Fatih Çınar

Şeyh Muslihuddîn Mustafa Uşşâkî, Gülaboğlu Muhammed Askerî, Şeyh Ahmet Matlâî, Müftî Derviş, Muhammed Uşşâkî ve Niyâzî-i Mısrî gibi birçok ismin gönül dünyâsında etkili olan ve daha birçok isme mânevî rehberlik görevini îfâ eden Ümmî Sinan Hazretleri, seyr u sülûk denilen mânevî yolculuğun esaslarını özümsemiş müstesnâ şahsiyetlerden biridir.1 Allah Teâlâ’ya mânen yaklaşmayı arzulayan kişinin/tâlibin/mürîdin/dervişin mânevî seyrinde irâdesini Allah Teâlâ’nın irâdesine endekslemesi gerektiğini, dolayısıyla bu süreçte “Mürşid-Mürid” ilişkisinin zorunlu olduğunu benimseyen Ümmî Sinan (ks), yol gösterici olarak mürşid-i kâmili görmesine karşın bu zorlu süreçte “Vâsıl illallah” olmak için gayret göstermesi gereken, bir başka ifâdeyle nefsini dizginleyip ruhunun sesine kulak vererek hayâtını anlamlı kılmaya çalışması gereken taraf olarak dervişi görmüş ve bu anlayışıyla mânevî yolculuğun öznesi olarak/faâl olması gereken taraf olarak dervişi/mürîdi benimsediğini ifâde etmiştir. Ona göre derviş, kuru bir iddia sâhibi değil, nefsinin telkinlerine dur diyebilmek için sahih niyet, ibâdet ve ahlâkî güzelliklerle donanması gereken kişidir. Bu çalışmamızda mürşid-i kâmil olarak gönüller fetheden Ümmî Sinan Hazretleri’nin dervişlik anlayışına dikkat çekmek istiyoruz. Bu çalışmayla gâyemiz, maddî şartların bir hayli iyileşmesine karşın gönülleri mesrûr etmede başarısız olan günümüz insanına gönül sürûrunun, mânâ rehberleri eşliğinde Hakk’a ulaşıp gerçek huzûra kavuşabilmesinin bir örneğini sunabilmektir.

Ümmî Sinan Hazretleri’ne Göre Derviş Kimdir?

Sûfîler dervişi gönlünü Hakk’a adayan ve O’nun rızâsı için yanıp tükenen kişi olarak kabûl etmişlerdir.2 Sûfîlerin bu genel kanâatini Ümmî Sinan (ks);

“Derviş olanın gönli vîrandır,
Derd-i yar-ıla ciğeri kandur.”

dizelerinde dile getirmiştir. Ümmî Sinan’a (ks) göre derviş, görüntüde halk içerisinde olup, bütün işini Hakk’a endeksleyen kimsedir. Ona göre, gerçek mânâda dervişin özelliği dünyâyı ve mânevî seyrini mürşid-i kâmilin eliyle yapmasıdır:

“Halk-ıla daşı Hakk-ıla işi,
Top idüp başı yola girendür.
Gezer cihânı sever Sübhânı
Mürşid eline yüzler sürendir.”

Elmalı’nın mânevî ışığı Ümmî Sinan (ks) dervişin, başına gelen ne olursa olsun endîşe duymayan, bu mânâda tevekkül zırhına bürünen kimse olduğunu da vurgulamıştır:

“Ne gelse başa yimez endîşe,
Tevekkül Hakka kılup turandır.
Yürür sır-ıla özü nûr-ıla,
Aşk-ı yâr-ıla benzi solandır.”3

Görüldüğü gibi Ümmî Sinan (ks), “Sır” ve “Nûr” ile rotasını belirleyen kimse olarak takdîm ettiği dervişin en önemli özelliği olarak, onu “Aşk” ile benzi solan ve aşkın kılavuzluğuna kendisini teslîm eden kimse olarak tanımlamıştır. Hazret’in bu dizelerinde dervişi; gönlü yanık, halk içinde Hakk ile berâber, mürşid-i kâmilin rehberliğine dayanan, tevekkül ehli, sır ve nur bahirlerine dalmış ve aşkın kılavuzluğunda yol kat eden kimse olarak tanımladığını da görmekteyiz.

Ümmî Sinan (ks), ancak mânevî seyrin tadını almış kimselerin dervişi doğru tanımlayabileceğini ve ancak mârifet sırlarına ulaşmış kimselerin insân-ı kâmil vasfını elde etmiş kimseler olduğunu ise şu veciz ifâdelerinde dillendirmiştir:

“Dervişliğin vasfını dimege irfan gerek,
Ma’rifet yemişini yemeğe insan gerek.”

Bu mısrâdan Ümmî Sinan’ın (ks), gerçek mânâda insanlığın ancak irfan güneşi ile bezenmiş kimselerde ortaya çıkacağı ve bu kararlılıkla dervişin hedefine doğru ilerlemesi gerektiği yönündeki kanâatine şâhit olmaktayız. Hazret, hemen akabinde dervişin nefs duvarını “Hû” zikriyle yıkıp,4 can kuşundan aşk ile geçen kimse olduğunu şu şekilde ifâde etmiştir:

“Kudret topın atmayan nefsin burcun yıkamaz,
Hû diyup can virmege aşk-ıla mihman gerek.”

Bu büyük Allah dostu, dünyâ sevgisinin dervişin Hakk’ın nazarlarına muhatap olmasına engel olduğuna ve dervişin zikir ile kalp kapısını açması gerektiğine de değinmiştir:

“Taşın düzen dem-be-dem Hakdan nazar bulır mı?
Kalbin bâbın açmağa zikr-ile devran gerek.”
“Aç gözün Ümmî Sinan dostu bunda göre gör,
Dost dîdârın görmeğe ehline ferman gerek.”5

Dervişi, cânânın bulmak için candan vazgeçen bilinçli kimse olarak takdîm eden Ümmî Sinan (ks), seyr ü sülûkünde mânevî rehber olmadan tuzaklara aldanıp yanlış noktalara varmaması için dervişin yine ehline/mürşid-i kâmile başvurması gerektiğine vurgu yapmıştır:

“Dervişe bi-can gerekdür câna cânân isteyen,
Ehline ferman gerekdür ilm ü irfân isteyen.”

Ümmî Sinan Hazretleri, sonsuz güç ve kudret sâhibi olan Allah Teâlâ’nın gönüllerde tecellî etmesi için dervişin dünyâ-âhiret kaygılarından vazgeçmesi ve gönül evini saf hâle getirmesi gerektiğini de hatırlatmıştır:

“Pâdişah inzâl ider mi menzili olsa harab,
Dü cihandan el yusun zâtında seyrân isteyen.”

Hazret, gaflete düşmeden sürekli bir zikir hâlini koruması gerektiğini bahsettiği dervişin ummânâ dalabilmesi için gece ve gündüz sular gibi çağlayıp büyük bir gayretin içerisinde olmasının zorunluluğuna da şu şekilde göndermede bulunmuştur:

“Niçe akar gör sular leyl ü nehâr olup revân,
Yek nefes aram ider mi bahr-ı ummân isteyen.”

Ümmî Sinan’ın (ks) fikir dünyâsında derviş; kalbini ilim ve hikmet kapısı olarak gören, derdine dermânı yine derdinde arayan kimse olarak tasvîr edilmiştir:

“İlm ü hikmet bâbının kâr-hânesidür kalbimiz,
Dir Ümmî Sinan kanı derdine dermân isteyen.”6

Ümmî Sinan (ks), dervişe sıklıkla mürşid-i kâmil elinden tutmasını, kalb-i selîm’e şeyhin rehberliğinde erebileceğini ve bu şekilde zâhir-bâtın varlıktan sıyırılıp cânâna vuslatın mümkün olacağını vurgulayan birisidir. Şu seçkin ifâdelerinde bu vurgularını gözlemlemek mümkündür:

“Mürşide dil virmeyince bulmadı kalb-i selîm,
Aşk-ıla yur kalbini zâkir kılan evrâdıma.”7

“Mürşidinden gayrı yire bir nazar,
Kılmaz âşık olan olur dîvâne.
Aşk-ıla mürşide virdi varını
Zâhir bâtın kim ki irdi cânâne.”8

Netîce olarak şunu ifâde edebiliriz ki Ümmî Sinan (ks), seyr ü sülûk sürecinde dervişin aktif bir hayat sürmesi gerektiğini söylemiş; bu cümleden olarak, aşkın sürgününde bir ömür geçirmesini, bir mürşid-i kâmile bende olmasını, dertli bir gönle sâhip olmasını, halk içerisinde Hakk ile berâber olmasını, tevekkül, sır, nûr ve irfân ile nefs burcunu yıkmasını, dünyâ beklentisini yok edip kalbini tecellîlere hazır hâle getirmesini ve zikir bahrine dalıp gönül dergâhında pâdişâh-ı lem yezel’i misâfir etmesini dervişin özellikleri olarak sıralamıştır. Gönlün îmârı için gerekli şartları bu şekilde özetleyen Ümmî Sinan’ın (ks) bu fikirlerinin, gönül dünyâsını ihmâl eden günümüz insanına da yüklü mesajlar verdiği kanâatindeyiz. Sıralanan bu ilkeler, teknolojik gelişmeler karşısında gönlünü ihmâl ettiği için âilesinde sıkıntı yaşayan, komşusuyla problemli olan, gün geçtikçe bireyselleşme hastalığına doğru ilerleyen ve netîce îtibâriyle toplumsal mânâda büyük krizlerle yaşamak durumunda kalan günümüz insanına, ancak gönül medeniyetini inşâ ederek bu tür sıkıntılardan kurtulabileceği ufkunu işâret etmektedir. Unutulmamalıdır ki insan beden ve ruhtan müteşekkil, Rabbini tanıyıp O’na (cc) kulluk yapmakla sorumlu bir varlıktır. Bedensel ihtiyaçların alabildiğine giderildiği fakat rûhun ihtiyaçlarının ihmâl edildiği bir süreç, insanın fıtratı gereği, onu huzursuzluğa mahkûm edecektir. Bu sıkıntılı sürecin insanın lehine dönüştürülmesi ise gönül erlerinin gönle şifâ veren ve ona istikamet çizen telkinlerine kulak vermekle mümkün olacaktır. Bu gönül terapistlerinden birisi olan Ümmî Sinan (ks)’un maddî-mânevî anlamda mutluluğa/huzûra erdirici telkinleri altın değerinde tavsiyeler olarak değerlendirilmelidir.

Dipnotlar:
1 Haririzâde, Tibyânu vesâili’l-hakâyik fî beyâni selâsili’t-tarâik, Süleymaniye ktp, Fatih, nr. 432, c.III, vr.134a; Sadık Vicdani, Tomâr-ı Turûk-ı Aliyye’den Halvetiyye, İstanbul 1338, s.111.
2 Ali Çavuşoğlu, “Yusuf-i Hakîkî’nin Tasavvuf Risalesi”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: XIII, Kayseri 2002, s.132.
3 Ümmî Sinan, Divan, Hazırlayan: A. Azmi Bilgin, MEB Yay., İstanbul 2000, s.78-79.
4 Şu beyitte de aynı noktayı vurgulamıştır: “Vâridât ü varlığa irmek dilersen gel berü/ Zikr-i Hû’nun bahrına tal gevheristan isteyen.” Ümmî Sinan, Divan, s.214.
5 Ümmî Sinan, Divan, s.122-123.
6 Ümmî Sinan, Divan, s.172-173.
7 Ümmî Sinan, Divan, s.214.
8 Ümmî Sinan, Divan, s.218.

Ekim 2019, sayfa no: 44-45-46-47


Ayrıca kontrol et

Vakıf İnsan

Vakıf İnsan Alemdar İnsan Allah Teâlâ’ya adanmıştır. “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve …