Mürşid-i Kâmilin Vasıfları IV

Evlatlarını Eğitecek Bilgiye Sahip Olmalı…

Cenâb-ı Hakk, ilim sahibi olmayan kimseye velayet de lütfetmez.

Tâlût’u, Cenâb-ı Hakk hükümdar olarak gönderdiğinde:”Onu Allah, size hükümdar seçmiş ve ona, bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir.”1 ayetiyle, “O, bize nasıl hükümdar olabilir?” diye itiraz edenlere Rabbimiz tarafından cevap verilmiştir.

Zahiren bir hocanın eğitiminden geçmeyenler ise, “Biz ona, katımızdan bir ilim öğretmiştik.”2 buyrulan ilm-i ledün ile (aracısız, Haktan gelen ilimle) marifetle mükafatlandırılırlar.

Abdest azalarını yıkarken, birinci yıkayışta emmareden (nefsin bütün arzularından), ikinci yıkayışta mülhimeden (nurla zulmetin karmakarışık olduğu halden), son defasında da mutmainneye (iradeyi tamamen Allah’a teslim etme makamına) erişerek, zahiri ve batıni temizliği yapmayı hiçbir hocadan, kitaptan görmedik ama, Üstadımızın mübarek dillerinden işittik. Namazda tekbir alırken, bir elimizle dünya, diğeriyle de uhra muhabbetini atıp, sırf Allah’ın aşkıyla namaz kılmayı da ondan duyduğumuz gibi Hakk’dan aldıkları ilimle, çevrelerini aydınlattıklarını müşahede ettik.

“Bir mektebe oldu ki müdâvim
Allah idi zâtına muallim.”

Müsabakaya girip boyayla, cilayla, envayi çeşit renklerle duvarını süsleyen Roma ustasının esrarengiz sanatına karşı; kum, kireç ve çimento karışımı harcıyla, sıvaya sıvaya duvarını âyine gibi yapıp, karşı duvardaki süsleri, pırıl pırıl kendisinde parlatan Çin ustası gibi zikir ve fikirle, Hakk’a duyduğu derin saygı, haşyet ve tazimle kalbini nurlandıran halis kul da kitaplardan, hocalardan aldığı ilimle kafasını tezyin eden ulemanın ilmini, fen ve sanatını gönlüne aksettirerek âlemi tenvir eder.

Hata ve kusurları biiznillahi Teâlâ müşahede ederek giderir.

Allah ve Rasulüne aşık bir kul haline getirmektir gayeleri, kendilerine tabi olanları.

Kendisinden geçerek ğaybet halini yaşayan manevi evladına Şah-ı Nakşibend (ks), “Bizi bırak, Allah’a dön!” der.

Üstadımız, âşıklardan biri için, “Peygamberimiz (sav)’in manevi defterine bu evladımızın ismini biz kaydettirdik.” buyururlar.

Müridin hedefi, Peygamberimiz (sav)’in aşkına ermek olmalı. Oradan da Rabbimizi bulmalı. Bu aksal gayeye erişemeyen bizleri de öğüt ve nasihatleriyle ıslaha çalışırlar. Hedefi gözetleyenlere sükûtî irşadlarını yaparken, bizlere de sözlü uyarılarla istikameti tayin ederler. İrfan çiçeklerinin açtığı, tecelli nurlarının aksettiği gönül bahçelerinin eşsiz nimetlerini, şeytan ve nefis kurtları yiyip talan etmesin diye Dînî görevlerimizi anlatırlar saatlerce.

Kalplerde zuhur eden manevi hastalıkları yüzümüzde  müşahede ederek, ikazlarda bulunurlar. Sanayi camiinde vaazlarını tamamladıktan sonra Üstadımız, birden heyecanla, “Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.”3 ikazıyla Rabbimizin, seslenir cemaate. Meğer son anda camiye giren, bu fena fiili yapmayı aklına koyan kimseyi Allah’ın izni ile hissederler. Allah korusun, bir cana kıymayı tasarlayan adamı da, “Allah’ın haram kıldığı canı, haklı bir sebep olmadan öldürmeyin.”4 ayet-i celilesiyle ve hadis-i şeriflerle, öğüt ve nasihatleriyle bu menhiyattan kaçındırırlar. Efendimiz (sav)’in hürmetine, isyanı sebebiyle mesh olmayan, şekli değişip hayvan simasına dönmeyen, fakat kalbi, gönlü bozulan kimseleri her fırsatta ikaz ederler. Nefisleri için kızmazlar, Allah rızası için gayrete gelirler.

Tevazu ve hilmiyetle, “Mü’minlere kanatlarını indir.”5 edeb-i İlâhîsi ile alçakgönüllü ve şefkatli davranırlar insanlara. “Kafirlere karşı çok çetin, çok şiddetlidirler.”6 esasını da koruyarak, Allah için sevgi ve Allah için buğz kanatlarıyla bir dervişin irfan semasında kanatlanacağını haber verirler.

1947 yılında vapurla gittikleri Hacc yolculuğunda Üstadımıza, yaşlı bir zât -Kendi suretini âyinede görerek kötü isnatlarda bulunur. Çok genç olan üstadımız, gayet beşûş bir çehre ile:”Amca, bu saydığın fena huylara tövbe etmek için bu yola çıktık.” buyurur. Memleketine döndüğünde, bu olgunluğa, kemâle hayran kalan amca, intisap ederek:”Beni kendine köle ettin.” der. Mahallemizde kavga, en çok, su sebebiyle çıkardı. Su pek yeterli değildi. Üstadımızın bahçesine akan suyu gasp eder biri. Üstadımız hiç kızmadan:”Bu su ile abdest al, guslet, temizlen.” der ve geçerler. Öyle bir kalbe maliktirler ki, o gönül, Hakk’tan gayrı bir endişeyi taşımaz. Rabiat’ül Adeviyye (ra)’ye, “Şeytana buğz eder misin?” diyen şahsa o, “Allah’a sevgiden ona yer kalmadı.” buyurur. Peygamberimiz (sav):”Düşmanını cezalandırmaya muktedir isen o nimetin şükrünü af ile yerine getir.” ,”Hakimlik (yumuşak huyluluk) gösteren, insanların gözünde büyüklük kazanır. Anlayış gösterenin de kemâli artar.” hadis-i şerifleriyle bu huyun güzelliğini haber verirler. “Kim af ve ıslah ederse, onun mükafatı Allah’a aittir.”7 buyurur Rabbimiz.

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Dipnotlar:

1- Bakara 267
2- Kehf 65
3- İsra 32
4- İsra 33
5- Hicr 88
6- Feth 29
7- Şuara 40

Ayrıca kontrol et

Îtidâl / Alemdar

Kullanımda îtidâl, idâre; harcama, sarfetme, ölçülü olma, israftan ve cimrilikten sakınıp orta yolu seçme mânâsına …