Mürşid-i Kâmilin Vasıfları III

Şefkat ve Merhamet:

Kafirin, küfürden imana, mü’minin emri ilahiye imtisalle (Allah’ın emirlerini gözeterek) İslam’a; Müslimin de, her an Rabbim beni görüp, gözetiyor düşüncesiyle ihsan mertebesine erişmesi için bütün insanlara şefkat gösterir Mürşid-i Kâmil.

Şah-ı Nakş-i Bend (ks)’in yıllarca yolların temizliğine, hayvanların bakımına, yaşlı insanların, muhtaçların hizmetine koşması ahlâk-ı ilâhîdir. “Merhamet edenlere Rahman da merhamet eder. Yeryüzündekilere merhamet edin, göktekiler de size merhamet etsin.”1 Sırtı karnına yapışmış bir devenin yanından geçerken Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:”Bu dilsiz hayvanların hakkında Allah’tan korkun! Onlara besili olarak binin ve etini de besili olarak yiyin!”2, “Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.” (Hicr 49). Hiçbir peygambere verilmeyen Allah’ın güzel isimlerinden “Rauf” ve “Rahîm” isimleriyle, engin şefkat ve merhametinden dolayı Habibi Muhammed Mustafa (sav)’yı, Cenâb-ı Hakk, taltif buyurmuştur Kitab-ı Kerim’inde (Tevbe 128). “Muhakkak ki Allah insanlara Rauf ve Rahimdir.” (Bakara 143).

“Şefaatimiz, dostlarımızdan ziyade muhaliflerimize olacak.” diyen İmam Şarani (ks)’nin sözü, Efendimiz (sav)’in:”Şefaatim ümmetimin günahkarları üzerinedir.” Hadis-i Şerif’inde şefkat ve merhamete ne kadar uygundur. Bütün veliler bu evsaf ve ahlâka bürünmüşlerdir. Üstadımız, yalnız, bir odada bulunurken hiç unutamayacağım şu sözü söylemişlerdi:”Ya Rabbi! Bize muhalif olanları velayet mertebesine eriştirerek öldür.” Şu gerçeği de göz ardı etmeyelim. İntikam sahibi olan Mevlâ, riba alıp verene Kur’ân-ı Kerim’inde, velisine, dostlarına düşman olanlara da Hadis-i Kudsi’sinde harb ilan ediyor.

Üşümesin diye soğuktan çocuğunu korumak için üzerini örtmek, insanlar sıkıntıya düşmesin diye ihtiyaçlarını gidermek değildir sadece şefkat. Asıl merhamet, namaz ve dualarımızda,” Ya Rabbi! Ateşin azabından bizi koru!” (Bakara 201), niyaz ve yakarışında belirtilen ikaba, ateşe girmemek, Allah’ın Cemaline ve Zâtına kavuşmak için yapılan ikaz ve uyarılardır. Bu öğüt ve nasihatten mahrum olan ana ve baba bizim ruhumuzu arştan ana rahmine, oradan da dünyaya getirirken, Mürşid-i Kâmiller de, şefkat ve merhametle tarif ettikleri Evrâd ve Ezkârla, nasihat ve hayırlı tavsiyelerle, ruhumuzu, bizim geliş yerimiz olan aslî vatanına, arşa götürürler. Bizi ulvî âlemden indiren mi, yoksa kudsî âleme çıkaran mı daha muhteremdir, varın siz kıyas edin.

Edeb ve Erkânla Zikrullaha Teşvik Eder: 

Yolda bir kağıt üzerine yazılı ism-i Celâl’i temizleyip, güzel kokularla pâk eden Bişr-i Hafi’yi, arkadaşları içerisinde ikrama layık kılan Rabbimiz, ism-i ilâhîsine saygı duyulmasını ister kullarından. Ne latif bir elma bu, diyen ariflerin sultanı Bayezid Bistami (ks), Hakk (cc) tarafından:”İsmimi bir elmaya mı verdin?” diye ikaz olunur. “Allah” diye, kucağına atılan yavrusunu almak isteyen babaya, “Bu çocuk bize Halikımızın ismini hatırlattı.” diye mani olan Mahmud Sami Ramazanoğlu (ks), Mevlâ’ya duyduğu derin saygıyı ifade eder. İsmi, ismiyle beraber yazılan Peygamberimiz (sav)’in, mübarek ism-i âlilerinin, belki saygıda kusur ederiz düşüncesiyle, Ashab-ı Kirâm’ın yavrularına vermeyişi, ism-i Peygamberi anılınca renklerinin atması, ne eşsiz bir sevgidir kudsi değerlere. Gazneli Mahmud’un, “Vezirin oğlu” diye seslenip, ismini söylememesi, veziri hayrete düşürünce, padişah, “Vezir! Ben bu âna kadar, “Muhammed” ismini abdestsiz ağzıma almadım.” der. Bayezid (ks)’in Zikrullaha başlamadan ağzını gül suyu ile yıkaması, sigaralı ağızları düşünceye sevk etmeli.

“Dühan3, melaik dağıtır,
Zikrin tesirin soğutur,
Letaiflerin ağıdır,
İçmeyene ezadır bu.”4

Kimi zikrettiğimizi, O’nun isimlerini, efal ve sıfatlarını düşünerek tazimle, huzur ve erkanla bir defa “Allah” demek, binlerce defa “Allah” demekten üstündür.

Aşk ile bir kez Allah dese lisan,
Dökülür cümle günah misl-i hazan.”

Bir defa can u gönülden Allah derse kişi, güz gününde yaprakların döküldüğü gibi bütün günahlardan temizlenir der Mevlid yazarımız Süleyman Çelebi. Dağ başında yalnız kalan birine, “Ne yer ne içersin?” denilince, “Hû” der. Bu ıssız yerlerde ne ararsın? sorusuna da, “Hû” der. Ne sorulsa “Hû” diye cevap verince, “Hû demekten gayen Allah demek değil mi?” denildiğinde, İsm-i Celâl’i işitir işitmez, bir sayha atıp ruhunu teslim eder sahibine. Zikir, yalnız dilin Lafza-i Celâl’i tekrarı değil, yapılan zikirle, ferdî, ailevî, içtimaî görevleri, Allah ve Rasulünün doğrultunda yerine getirmektir. Ana ve baba, kim olursa olsun her ferdin,  evladını Kur’ân tilaveti, ehl-i beyt ve Rasulullah sevgisiyle yetiştirmesi, tacirin ticaretini, doktorun tabipliğini, muallimin talimini, çiftçinin mahsulünü, her meslek sahibinin, vazifesini en güzel bir biçimde icra etmesidir zikir. “İşini sağlam ve düzgün yapanı Allah sever.” buyurur Efendimiz (sav). Talim olunan zikirler, bizi her türlü kötülükten men etmiyorsa Habibullah’ın ifadesiyle ancak, bizi Allah’tan uzaklaştırır o zikir. Ayakta iken, otururken, yanımız yatakta iken, her halimizde zikretmemizi emir buyurur Mevlâ (Âl-i İmran, 191). Yaşantımızın her anını ibadetle ihyâ edip gaflete düşmemeye çalışalım. “Herhangi bir topluluk eğer oturdukları meclisten Allah’ı zikretmeden kalkarlarsa, merkep leşi bulunan bir meclisten kalkmış gibi olur. Kazançları da pişmanlık olur.”5

Adamın biri, “Hayır kapıları çoktur, hepsini yerine getirmem güçtür, bana bir şey söyle de onu yapayım.” deyince, Efendimiz (sav):”Dilin daima Allah’ın zikri ile yaş kalsın!”6 buyurdu. Kimi andığımızı tefekkür edersek, zikrullahta huzur meydana gelir.

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Dipnotlar:

1- İbn Amr bin el Âs (ra)’tan. Tirmizi, Ebû Dâvud.
2- Sehl bin Hanzeliyye (ra)’den, Ebû Dâvud.
3- Dühan: Sigara.
4- Dergahtan dür dâneleri. Hacı Hasan Dinç (ks)
5- Ebû Hureyre (ra)’den. Ebû Dâvud.
6- Abdullah b. Büsr (ra)’den. Tirmizi.

Ayrıca kontrol et

Îtidâl / Alemdar

Kullanımda îtidâl, idâre; harcama, sarfetme, ölçülü olma, israftan ve cimrilikten sakınıp orta yolu seçme mânâsına …