Mürşid-i Kâmilin Vasıfları -2-

NASİHAT

Gece gündüz kavmini davet eden Nuh (as)’un:”Onlar Mü’min olmayacaklar.”[1] diye canından olacak kadar say ü gayret gösteren [2] Efendimiz (sav)’in ve varis-i enbiya olan mürşid-i kâmillerin hayatlarını bu yolda feda ettikleri en önemli konudur nasihat.

Nasihat edecek insanın şu üç evsafı haiz olması gerekir.

1- Seyr-ü sülük: İçini, dışını nur-i İlahi ile tezyin etmek.
2- Güzel ahlâk.
3- Halinden bir başkalarını da istifadelendirmek.

Sami Ramazanoğlu (ks)’nu ziyaretimizde, “Eğer sohbette huzur oluyorsa evladımız, kardeşlerimizin dersleriyle meşgul olsun Hasan Efendi!” buyurdular. Yıllarca vaizlik yapan bir hoca efendiye Üstazımız, “İlminiz Allah tarafından lutfedilen ilim olmazsa dışarıdan doldurulan kuyunun suyunun bıkkınlık verdiği gibi, insanlara usanç verir. Eğer gönlünden kaynarsa, tabanından fışkıran suyun lezzeti gibi, insanlar neşe duyar.” tavsiyesinde bulundular. Kendilerine cemaatten biri “Efendim, saatlerimizin yelkovanını siz mi çeviriyorsunuz da vakit bir anda tamam oluyor?” der. Cemaatten bir diğeri de “Ağlaya ağlaya kafamda su kalmadı.” espirisinde bulunur. Niğde’nin Bor ilçesinde, damad-ı âlileri Hafız Ahmet Dinç’in imamlık yaptığı Paşa Camii’nde, yatsı namazından önce vaaz ederler. Sohbetin hazzından kendinden geçen cemaat, ezan okumak için minareye doğru giden müezzin ayağını defalarca tutarak mani olurlar. Merkezi sisteme bağlı olan camilerin cemaati de “Bizi mest eden bu kıymetli zat-ı âli kimdir?” diye koşup gelirler. Kuyuların acı olan suyu, mübarek tükürükleriyle bal olur da ağızlarına Fahr-i Kainat (sav)’ın Fem-i saadetlerinden ikramda bulunduğu üstazımızın sohbeti bal olup gönüllere şifa olmaz mı? Hakk’ın izniyle Adana’nın Kozan ilçesinde Hasan Basri Bey, “Hiç tükenmeyen bu ilmin kaynağı nereden?” diye sorunca, Üstazımız “Fişimizi Habibullah (sav)’ın prizine takıyoruz, menba O.” buyururlar. Hiç şüphesiz bu sır ilmine hayran olan ulema-i kiram’a, Emir Buhari (ks)’nin “Babam, bir kimsenin medresesi arş-ı azâm, hocası da Fahr-i Âlem (sav) olursa ona kim güç yetirebilir.” cevabında yatar. Pisliğe bulaşan bir kaşık, ne kadar yıkansa bile onunla yemek yemeye insanın içi atmaz. Temiz kaşıkla yemek ister. İnsanlarımız, ahlâken mazbut, arınmış gönül erbabının, tecelli-i İlahiye mazhar velinin sohbetini arıyor. Dedem Şeyh Mustafa Hulusi (k.s)’nin ziyaretine gelenleri çekemeyenlere, bir zatın verdiği cevap şu olur:”Biz arı gibiyiz. Bal olan çiçeklere konarız.” Nasihatçi hizmetini Allah’ın rızası için yapar. Üstazımıza, vaazlarına mukabil yardımda bulunmak istediklerinde, “Biiznillah isyandan kurtardığım genç en büyük kazançtır.” der. Kendilerini dünyaya bağlayan sebebin de Allah’ın kullarına hizmet olduğunu belirtirlerdi. Bütün Enbiya-ı İzam, “Ben tebliğime karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatım alemlerin Rabbinden başkasına ait değildir.”[3] buyurmuşlardır. “Cenab-ı Allah seninle bir şahsa hidayet ederse senin için ondan hasıl olacak sevap o kadar büyüktür ki; üzerine güneş doğan eşyanın hepsinden hayırlıdır.”[4] , “Kulumun bana en ziyade makbul taati yalnız rıza-i İlahi için insanlara nasihat eylemesidir.” buyurur Efendimiz (s.a.v). [5]

Sohbet İki Türlüdür:

1- Sohbet-i cismaniye: Bedenle olan sohbette ilm-i marifet, Allah’ın isim, sıfat ve fiillerini tanıdıktan sonra, Allah tarafından lutfedilen ilimle, tabilerini Hakk’a ulaştırır. Bişr Hafi (k.s)’nin huzuruna gelip “Bana Allah’tan haber ver.” diyen Ahmet b. Hanbel (ra)’e:”Bu kadar ilimle bu yalın ayak gezen dervişin kapısında ne arıyorsun?” diyenlere, “Ben ilmi ondan iyi bilirim, ama o da Allah’ı benden daha iyi bilir.” derdi.

2- Sohbet-i ruhaniye: Bu taife ne kadar az da olsa, ruhaniyetten istifade edenler mevcuttur. İbrahim-i Metbuli (ks) ve Taha el Hariri (ks)’ye, Efendimiz (sav), “Sizin mürşidiniz benim!” buyurmuşlardır. Aslında hepimiz ruhaniyetten faydalanarak, görmediğimiz halde istifade eden üveysiyiz. Çünkü mürşidimiz, mişkat-i nübüvvetten, (Peygamberimiz (sav)’in nurundan), O da Hakk’tan feyz alır. Ne kadar murakabeden (kalbini Arş-ı Azam’a açıp) feyz alsa bile, mürşidine edep ve erkanda kusur etmez. Çünkü onu, Hakk’a vasıl kılmaya vesile kılan O’dur. “O’na vesile arayın”[6]  ayet-i celilesi bu hakikati bildirir. Peygamberimiz (sav)’e dahi Cenab-ı Hak, “Sen de onların yoluna uy.”[7] ayetiye, İbrahim (as)’in kıssasında geçen hakikatler anlatılarak, Allah’tan başkasından korkmamayı, hiçbir kimseden bir şey beklememeyi tavsiye buyurarak iktida, bir başkasını örnek almayı öğütler. “Sen öğüt ver, çünkü öğüt mü’minlere fayda verir.” (İmanın kuvvet bulmasına, gafletten kurtuluşa, inanmayanların hidayetine vesile olur)[8] “Din nasihattir.” buyurdu Efendimiz (sav). Ashap, “Kimler için?” dediler. Peygamberimiz (sav):”Allah, (O’na can u gönülden teslimiyet) Resulü, (sünnet-i seniyyelerine uyup, ahlâkıyla ahlâklanmak) mü’minlerin idarecileri ve diğer Müslümanlar için (onlara hakkı tavsiye etmek için) buyurdu.”[9] Şüphesiz Allah’ın kulları içinde en ziyade sevdiği kimse insanlara nasihat edenlerdir.[10]

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Dipnotlar:

[1] Nuh, 5
[2] Şuara, 3
[3] Araf, 79
[4] Buhari, Cihad
[5] Ebu Nuaym, Hiilye
[6] Maide, 35
[7] En’am, 90
[8] Zariyat, 55
[9] Buhari, İman, 42
[10] Münavi, Künûzu’l-Hakaik, s. 36

Ayrıca kontrol et

Îtidâl / Alemdar

Kullanımda îtidâl, idâre; harcama, sarfetme, ölçülü olma, israftan ve cimrilikten sakınıp orta yolu seçme mânâsına …