Firaset

İnce anlayış, sezgi, keşif ve ileri görüşlülük olarak tanımlanır firaset.”Elbette bunda düşünce ve anlayışı olanlara deliller vardır.” (Hicr 75) ayetinde belirtilen “mütevessimin” kelimesi, firaset olarak tanımlanır hakikat ehline göre.

İnsanın fiziki yapısından ahlaki yönünü sezmek diye de tarif edilir firaset. Yahyalının nahiye müdürü, yoldan geçen bir hocaya, “Bu zat iki evli.” der. Sebebini de, “Adımlarını atışından anladım.” der. Kılavuz Hafız diye maruf bir âşıka da, “Vallahi bu zât, bin kişiye denktir.” senasında bulunur. “Nereden bildiniz?” diyenlere:”Etrafına bakmadan, ayaklarının ucuna nazar ederek, huzurlu yürüyüşünden fark ettim.” der.

“İlmü kıyafeti’l eser”le Araplar, İslamdan önce ayak izlerinden kişinin ahlaki yapısını haber verirlerdi. Efendimiz (sav) hicrette, iz sürücünün delaletinden istifade etmişlerdir.

Firaset iki kısma ayrılır:

1- Riyazi
2- İlâhî.

Riyazi metotla, aç kalarak bile isabetli tahminler yapanlar olmuştur. Hristiyan’ın biri aç kalmak suretiyle sihirbazlığa soyunur. Hal ehli bir zât, “Ben bu sihirbazı temizleyeceğim.” diye eline silahını alıp kapıyı çalar. Hristiyan kapıyı açmaz. “Elindeki silahı bırak da açayım.” der. Ehl-i hal zât ona, “Sen bu hale nasıl eriştin?” der. O da, “Nefsime zor geleni terk ederek.” diye cevap verir. Ârif olan kişi:”Nefsine İslam’ı teklif et, kabul edecek mi?” deyince, “Teklif ettim de kabul etti İslam’ı nefsim.” diyerek Kelime-i Şehadet’i getirip Müslüman olur.

İlâhî firasetin, “Ey iman edenler! Allah’a sığınıp korunursanız, O, size iyiyi kötüden ayıran furkan, bir ölçü verir.” (Enfal 29) ayetinde, ilâhi bir nur olduğu beyan edilir. “Mü’minin firasetinden sakınınız. Zira o, Allah’ın nuruyla bakar.” (Suyuti, el-Camiu’s-Sağir, 1, 24). Münafıkların konuşma tarzından (Münafikun 4), Mü’minlerin secde eserinden (Feth 29) tanınmaları, “Onları simasından tanırsın.”(Bakara 273) ayetleri, firasete işarettir. İlâhî firaset, sünnet-i seniyyeye uyan, nafile taatlerle Allah’a yaklaşan, gözünde, kulağında, elinde, ayağında nur olan kimselere hastır. Sehl bin Abdullah et-Tüteri (ks), yoldan geçen bir inkarcı için, “Bunda iman nuru var” buyurur. Yıllar sonra inkarcıya, bu söz hatırlatılınca, “Kabrine gidelim, aynı sözü tekrarlarsa iman ederim.” der. Kabre vardıklarında Efendi Hazretleri kabrinden kalkarak, “Cennet ehli mi, yoksa cehennem ehli mi olmak daha iyidir?” deyince, inkarcı, Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olur.

Hace Muhammed Baba Simasi (ks), tabileriyle Muhammed Bahaeddin (ks)’in evinin yanından geçerken, “Bu evden bize bir ârifin, bir Allah erinin kokusu geliyor.” buyurur. Doğunca da bağrına basıp, “Biz bunu şimdiden kabul ettik.” diyerek, onun ileride kemal ehli biri olacağını firasetleriyle haber verirler.

Es’âd Erbîlî (ks), Galata Köprüsü’nden geçerken, o dönemde askerliğini yapmakta olan Sami Ramazanoğlu (ks)’nu görür ve ona, “Makamımıza geçecek olan asker geliyor mu?” buyurarak, Allah’ın kalplerine bahşettiği irfan nuruyla, bu sırrı keşfederler.

Adana’dan iki kişi, İstanbul’a Es’âd Erbîlî (ks)’yi ziyarete gelir. Hizmette bulunan Sami Efendimiz için birbirlerine, “Bu delikanlı kim?” derler. Adana’dan denince, “Belki doğum yeri Adana olabilir, ama edebine, ahlakına bakılacak olursa bu delikanlı, Medineli.” diye övgüde bulunurlar.

Söylenildiğine göre, üstazının huzuruna, gusül abdesti almadan çıkmazlarmış. Şimdi ise, sandalyelerde ayak ayak üstüne atan kimselere de tesadüf edilebiliyor.

Es’âd-ı Erbîlî (ks), büyük bir cemaatin huzurunda “Melek görmek ister misiniz?” deyince, “Evet” derler. Pir Efendimiz de, “O zaman melek Adanalı Sami evladımız.” buyururlar.Konvoy halinde Niğde’den Adana’ya giderlerken Sami Efendimiz (ks), trafik memuru, geriden takip eden arabayı durdurur ve sorar. “Allah için söyleyin, önden giden taksideki zat, peygamber miydi yoksa melek miydi?”

Biz Kayseri İmam Hatip Okulunda okurken, Hacı Hasan Efendimiz (ks) teşrif ettiler okulumuza. Arapça hocamız Süleyman Uğur Bey, üstadımızı görünce, birden afalladı, “Bu zât-ı âli kim?” dedi. Daha sonra girdiği bütün sınıflarda Yahyalılı öğrencilerine seslenerek, “Sizin memleketinizden bir kâmil veli gördüm, ona son derece saygı gösterin.” der.

Efendimiz (sav):”Cenâb-ı Hakk’ın velileri onlardır ki görüldüklerinde Allah (cc) hatıra gelir.” buyurur. Hayız halinin bitimini öğrenmekten utanan bir kadın, İmam-ı Azam (ra)’ın önüne, yarısı beyaz yarısı da ala bula olan bir elmayı bırakır gider. Hz. İmam (ra)’da, tamamen temizlenmeyi ifade için, elmayı ikiye bölüp kadına vererek yüksek firasetini ortaya koyar.

Yahyalının Elmabağ köyünde bakımlı, güzel, yemyeşil bir bahçede, suların şırıl şırıl aktığı, kuşların öttüğü bir anda Üstazımız kendisini ziyarete gelenlere sohbet buyuracaklardı. Tam karşılarında da kimseden rencide olmamalarına rağmen ahlaki bakımdan kötü bir adam oturuyordu. Bize yapacakları sohbetin maneviyatını zedeler düşüncesiyle endişelendim. Onu incitmeden kaldırayım dedim. Adam güneşli tarafta oturuyordu. “Amca güneşli tarafta oturuyorsun, gölgeye gel.” dedim. Efendimiz de:”Evladımız doğru söylüyor, gölgeye gelin.” buyurdular.

Es’âd-ı Erbîlî (ks):”Firaset, kerametten üstündür.” buyurur. Nefsani mutmain kılan, tamamen Hakk’ın emrine itaat eden; ruhunu, geliş gayesine uygun, Allah’ı tanıyıp marifeti bulan, malını ve bedenini, her şeyini Rabbimize feda eden salih kullar gerçek firasete, ince anlayışa nail olurlar.

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …