Elbise Eteğinin Uzatılması ve Tesettür

Elbise Eteğinin Uzatılması ve Tesettür

Mehmet Odabaşı

Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’ân Yolu tefsîrinde geçen “Hz. Peygamber’in (sav) bir eşinin sorması üzerine yaptığı târif ile kızı Fâtıma üzerindeki bir uygulamasının, eteklerin topuklardan bir karış yukarıya kadar olabileceğini gösterdiği” https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsîr/Nûr-sûresi/2822/31-âyet-tefsîri görüşü hakkında bir değerlendirme1:

Rasûlullâh’ın (sav) kibir taslayarak elbiselerini sürüyenlerin bu tavrını yasaklayan ve onlara elbiselerini kısaltmalarını emrettiği rivâyetler mâlûmdur. Bunların çoğu özellikle erkekler hakkındadır. Ancak Ümmü Seleme annemizin, elbiselerin uzatılıp sürülmesi hakkında Rasûlullâh’ın (sav) genel nitelikli bir tehdîdi karşısında “kadınlar ne yapsın peki?” diye Efendimiz’e (sav) sorduğu bir rivâyet bulunmaktadır. Rivâyet şöyledir:

Abdullah bin Ömer radıyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Peygamber (sav):

– Büyüklük taslayarak elbisesinin eteğini yerde sürüyen kimseye, Allah Mahşer Günü rahmet nazarıyla bakmaz buyurdu. Bunun üzerine, Peygamberimizin hanımı Ümmü Seleme:

– Peki kadınlar elbiselerinin eteklerini (zeyl) nasıl yapacaklar? diye sordu. Peygamberimiz (as):

– Onlar, bir karış daha aşağı uzatırlar, buyurdu. Ümmü Seleme:

– O takdirde ayakları açıkta kalır, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav):

– Öyleyse, bir zirâ’ fazla uzatırlar, daha fazla değil, buyurdu.

(Ebû Dâvûd, Libâs 36; Tirmizî, Libâs 9. Nesâî, Zînet 105; İbn-i Mâce, Libâs 15.)

Bu rivâyeti değerlendirmeden önce bâzı kavramları açıklamakta fayda vardır:

İsbâl: Elbisenin eteğini yerde sürünecek şekilde uzatmaktır.

Zeyl/ç.Züyûl: İbn Hacer’in belirttiğine göre Taberânî’de geçen bir rivâyete göre Rasûlullah (sav) Hz. Fâtımâ’nın eteğini ayak topuğundan îtibâren karışla ölçmüş ve işte kadınların zeyli (eteklerinin kuyruğu, sarkan/sürünen kısmı) budur, buyurmuştur. (İbn Hacer, Fethü’l-bârî, X, 259.) Elbise eteğini uzatıp kuyruk bırakmaya da tezyîl denir.

Şibr: Karış demektir.

Zirâ’: Konuyla ilgili farklı değerlendirmeler ve açıklamalar bulunmakla birlikte bu rivâyet açısından normal bir elle iki karış demektir. (İbn Hacer, Fethü’l-bârî, X, 259.)

Öncelikle bu rivâyet doğrudan kadının tesettürü hakkında değildir. Efendimizin herhangi elbisenin kuyruk bırakılıp sürünmesine yönelik genel nitelikli tehdît içeren ifâdesi üzerine Ümmü Seleme annemizin, elbiselerini uzatmaları hâlinde kadınların da aynı kapsama girip girmeyecekleriyle ilgili bir açıklama talebi vardır. Genel olarak elbise eteğinin uzatılması ve özelde de Ümmü Seleme annemizin sorusu hakkındaki tesbitlerimizi şöyle sıralayabiliriz:

1. Rasûlullâh’ın elbiseleri kısaltmaya yönelik emri veya elbiselerin uzatılmasına ilişkin yasağı, “kibir ve büyüklük taslama” amacı taşıyanları hedef almaktadır. Bu açıdan erkek ile kadın arasında bir fark bulunmamaktadır.

Konuyla ilgili hadisler bir bütün olarak değerlendirildiğinde Rasûlullâh’ın yasağının kibir, büyüklük taslama ve meşhur olma isteğine ilişkin olduğu görülecektir. Nitekim tâbiûn âlimlerinden Ebû Bekr Eyyûb b. Ebî Temîme Keysân es-Sahtiyânî (ö. 131/749) erken sayılabilecek bir dönemdeki zihnî ve amelî değişimleri dikkate alarak bu konu hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Eskiden şöhret elbise eteklerinin kuyruklarını salıp sürümede idi, şimdilerde ise şöhret elbise boyunu katlayıp kısa tutmada olmaktadır.” (Ma’mer b. Râşid, Câmi’, XI, 84; Dîneverî, Ebû Bekr, el-Mücâlese ve cevâhirü’l-ilm, V, 110; Beyhakî, Şuabü’l-îman, VIII, 283.)

Bir fıkıh ve hadis otoritesi olan Eyyûb es-Sahtiyânî’nin bu yaklaşımı yasağın gerekçesini göstermesi açısından kayda değerdir. Toplumun anlayışı öylesine değişmiştir ki, bir dönem kibirden kaçınmak için önerilen davranış onun yaşadığı devirde artık kibir alâmeti olmuş; birtakım kimseler elbiselerini katlayıp kısaltmayı toplumda yer edinme, insanlardan saygı ve îtibâr görme fırsatına çevirmişlerdir. Eyyûb es-Sahtiyânî de sünneti doğru anlayan bir âlim tavrıyla, artık elbiseyi kısaltmak kibir alâmetine dönüştüğü ve şöhrete hizmet eder hâle geldiği için, elbisesini ayaklarının üzerine kadar uzatmıştır. (Ahmed b. Hanbel, el-İlel ve marifetü’r-ricâl rivâyetü Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, I, 406.) Elbisesinin eteğinin düştüğünü söyleyen Hz. Ebûbekir’e Rasûlullâh’ın: “Sen bunu büyüklük taslamak için yapmıyorsun ki.” (Buhârî, Libâs 2, Fezâilü’s-sahâbe 5; Müslim, Libâs 43–44.) buyurması bu kanâati pekiştirmektedir. Zâten büyüklük taslamadan Allâh’ın nîmetlerinin iyilerinden istifâde etmenin ve bundan hoşlanmanın bir mahzuru da yoktur. Bunu teyit eden pek çok rivâyet bulunmakla birlikte şu rivâyet çok ilginçtir:

“Birisi gelip Rasûlullâh’a bir soru sordu ve aralarında şu konuşma geçti:

  • Ben güzeli severim. Hattâ ayakkabımın bağından tutun kamçımın askısına kadar güzel olmasını isterim. Benim hakkımda kibir endîşesi duyulur mu?
  • Kalbini nasıl buluyorsun?
  • Hakkı bilen ve hakka yatışmış bir halde buluyorum.
  • Burada kibir yoktur. Ancak kibir insanları hor ve hakîr görmek, hakkı inkâr etmektir.” (Beyhakî, Şuabü’l-îman, VIII, 283; Ma’mer b. Râşid, Câmi’, XI, 84.)

2. Elbisenin ölçüsüyle ilgili olarak erkekler açısından şu sonuca ulaştık:

a. Ayak bilek kemiklerini aşacak ve örtecek kadar (mâ esfele mine’l-ka’beyn) uzatmak yasaktır.

b. Baldırın yarısından (nısfü’s-sâk) aşağıya uzatmak yasaktır.

Hattâ bir rivâyete nazaran Hureym İbn Fâtik elbisesini uzatırdı. Efendimizin kendisi hakkında “ne güzel adam bir de elbisesini kısaltsa” buyurduğunu işitince, ölçünün ne olacağını hiç sormadan baldırının yarısına kadar çekmişti. (Ebu Davud, Libâs 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 179–180.)

Bu da onun o dönemde örfen kısaltma ölçüsünün baldırın yarısına kadar olduğunu bildiğini gösterir nitelikte bir rivâyettir.

3. Elbisenin uzatılmasını yasaklayan hadisler birlikte düşünüldüğünde öyle anlaşılıyor ki, erkeklere yönelik uygulamada aslolan baldırın yarısına kadar çekmek ve en fazla ayak bileklerine kadar uzatmaktır. Şu halde erkek için elbisenin uzatılması husûsunda ölçü bellidir. Ancak yasağın hikmeti veya gerekçesi hakkında yukarıda yaptığımız açıklamanın dikkate alınması gerekir.

Bu konuda İbn Hacer şöyle diyor: “Erkekler için elbisenin etek boyuyla iki durum vardır: Müstehab olan durum ve câiz olan durum. Müstehab olan baldırın yarısına kadar, câiz olan da ayak bileklerine kadar elbiseyi çekmektir.” (İbn Hacer, Fethü’l-bârî, X, 259.) Buna göre erkek açısından elbise baldırın yarısını geçecek şekilde uzatılırsa müstehab terk edilmiş olacak, ayak bileklerini aşacak şekilde uzatıldığında ise yasak kapsamına girilmiş olacaktır.

4. Ümmü Seleme annemizin “kadınlar ne yapsın peki” şeklindeki sualinden onun bu hadisteki tehdît ile “Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine salsınlar/bürüsünler.” (Ahzab, 59.) âyeti arasında bir teâruz gördüğü anlaşılmaktadır. Ve tesettürü ihlâl etmeden işin hakîkatini öğrenmeye çalışmaktadır.

5. Ümmü Seleme annemizin kadınlar ne yapsın sorusuna Efendimiz bir karış uzatsınlar diye cevap verdiğinde nereden îtibâren uzatılacağı açıklanmamıştır. Bunun için şu ihtimaller vardır: Erkekler için müsâade edilen iki yerden (ayak bileklerinden ve baldırın yarısından) îtibâren uzatılması veya kadınların o dönemde yere sarkıtarak sürüdükleri elbise kuyruklarının kısaltılması.

Öyle görünüyor ki, Ümmü Seleme annemiz bu ifâdeyi, elbise kuyruğunun kısaltılması değil baldırın yarısından îtibâren bir karış uzatılması diye anlamış ve ‘öyleyse ayakları açıkta kalır’ demiştir. Zâten “Onlar, bir karış daha aşağı uzatırlar” anlamı verilen cümlede geçen “irhâ” kelimesi de indirmek, salmak, sarkıtmak anlamına gelmektedir.

Ayaklarının bile açık kalacağından endîşe eden annemizin bu rivâyetinden “Hz. Peygamber’in bir eşinin sorması üzerine yaptığı târif ile kızı Fâtıma üzerindeki bir uygulaması, eteklerin topuklardan bir karış yukarıya kadar olabileceğini göstermektedir” sonucunu çıkarmak, metinlerin doğru anlaşılmadığını gösterir.

Efendimizin, Fâtıma annemizin üzerindeki denemesi denilerek atıf yapılan rivâyet ise şöyledir: “Rasûlullah Hz. Fâtıma’nın eteğini ayak topuğundan îtibâren karışla ölçmüş ve işte kadınların zeyli (eteklerinin sarkan/sürünen kısmı) budur, buyurmuştur.” (İbn Hacer, Fethü’l-bârî, X, 259.) Efendimizin bu tanımlamasından kadınların etek boyunun yukarıya doğru bir karış kısaltılabileceği sonucu aslâ çıkmaz. Bu anlayış yüzyıllardır ümmetin üzerinde icmâ ettiği kanâate tamâmen aykırıdır. Bu tür yanlış çıkarımlar, rivâyetleri doğru okumamak ve anlamamaktan kaynaklanmaktadır.

Demek ki mesele eteği topuklardan yukarıya çekmek değil, topuklardan îtibâren veya baldırın yarısından îtibâren salmaktır. Nitekim Efendimiz, sevgili annemizin bu hassâsiyeti karşısında biraz daha (yâni toplam iki karış) uzatılmasına müsâade etmiş ve daha da fazla uzatılmamasını istemiştir. (bkz. Azîmâbâdî, Avnü’l-ma’bûd, XI, 118)

6. İbn Hacer’in bu konuda söyledikleri şöyledir: “Kadınlar için de erkekler gibi iki durum söz konusudur: Müstehab olan ve câiz olan. Kadınlar için müstehab olan, kadınların erkeklere câiz olan ölçü esas alınarak yâni ayak bileklerinden îtibâren bir karış daha fazla uzatmaları iken kadınlar için câiz olan durum, ayak bileklerinden îtibâren bir zira (ki bu da iki karıştır) uzatmaktır.” (İbn Hacer, Fethü’l-bâri, X, 259.) Şu durumda kadınlar ayak bileklerinden îtibâren bir karıştan fazla uzattıklarında müstehap hükmünü terk etmiş olacak, ayak bileklerinden îtibâren iki karıştan fazla uzattıklarında ise yasak kapsamına girmiş olacaklardır.

7. Görüldüğü gibi İbn Hacer ölçüyü ayak bileklerinden başlatmaktadır. Ancak kanâatimizce yukarıda ifâde ettiğimiz gibi bu ölçünün baldırın yarısından başlatılmış olma ihtimâli daha fazladır. Zîrâ ayak bileğinden îtibâren bir karış uzatılmış olsaydı ayakların açıkta kalması söz konusu olmazdı. Hâlbuki Ümmü Seleme annemiz bir karış uzatmaları hâlinde ayaklarının açık kalacağından endîşe ederek daha fazla uzatmak için ruhsat istemiştir. Bu ruhsat tesettürü ihlâle değil daha fazlasıyla îfâ etmeye yöneliktir. Tepeden tırnağa örtünmeye odaklı olan annelerimiz ayakları bile açıkta kalmasın ve isbâl tehdîdine uğramayalım diye daha da fazla uzatmak hakkı istemişler ve bunun üzerine onlara iki karışa (bir zirâ’) kadar müsâade edilmiştir. Efendimiz ona erkeklerden bu açıdan farklı olduklarını anlatmıştır. (İbn Hacer, Fethü’l-bâri, X, 259.) Böylece annelerimiz eteklerini daha fazla sürüseler bile isbâl yasağına girmemiş olacaklardır. Zâten “İbn Reslan Şerhü’s-sünen’de Müslümanların, kadınların elbiselerini sürümelerinin (isbâl) câiz olduğunda icmâ ettiklerini söylemiştir.” (Azîmâbâdî, Avnü’l-mâ’bûd, XI, 96.)

8. Aslında kadınlar da elbise eteklerini veya etek kuyruklarını fazla uzatmak sûretiyle erkekler gibi “kibir ve büyüklük taslama” amacı taşıyabilirler. Her durumda aşırıya gitmemeleri ve kibre varacak şekilde elbiselerini uzatmaktan sakınmaları istenmiş olmaktadır. Yâni erkeklere göre müsâade edilen yerlerden îtibâren bir karış daha fazla uzatmak asıl iken, bir zira uzatmak ruhsat olmaktadır. Tekrar belirtmek isteriz ki, bu rivâyet tesettürün ölçüsünü değil, tesettür ihlâl edilmeden isbâl yasağına girmemenin yolunu açıklamaktadır.

9. İbn Reslân der ki: “Anlaşıldığına göre, kadınlar için müsâade edilen bir karış ve bir zira ölçüsü, erkeklerin kamîs (gömlek) denilen kıyâfeti dikkate alınarak, bir veya iki karış ölçülerinde uzatmaktır, yoksa bu miktarlarda yerde sürünecek kadar uzatmak değildir.” (Azîmâbâdî, Avnü’l-mâ’bûd, XI, 119.)

Kamîs, iki kollu olarak dikilmiş pamuktan mâmûl bir giysi olup dış elbisenin altına giyilir. (İbnü Allân, Delîlü’l-fâlihîn li-turuki Riyâzi’s-sâlihîn, III, 266.)

İbn Reslân’ın bu kanâati esas alındığında da aslında kadınlar için baldırın yarısından îtibâren bir veya iki karış uzatma sonucu çıkar. Çünkü Rasûlullâh’ın kamis’i ile izarının boyu baldırının yarısına kadar olup baldır adalesini örtüyordu ve ayak bilek kemiklerini aşacak kadar da uzun olmuyordu. (İbn Kayyim, Zâdü’l-meâd, IV, 217.) Dolayısıyla yukarıda tesbît ettiğimiz kanâatlerden farklı bir durum ortaya çıkmaz.

Sonuç

Sonuç olarak kadınların elbiselerini ve eteklerinin kuyruklarını, verilen ölçüleri aşmamak kaydıyla uzatıp sürümeleri Rasûlullâh’ın yasakladığı isbâl kapsamına girmediği gibi, bu şekilde uzatmak tesettürün olmazsa olmaz şartı değildir. Zâten erkek ve kadın tesettürü hakkında mezheplerimizin koyduğu kurallar net olarak belli olup bizim ele aldığımız konu farklıdır. Kadınların elbise eteklerini ve etek kuyruklarını uzatabilecekleri ölçü, yukarıda bir kısmına yer verdiğimiz rivâyetlere göre, ayak bileğinden veya baldırın yarısından îtibâren bir veya iki karıştır. Ümmü Seleme annemizin isbâl tehdîdine uğramadan tesettürü tam sağlamak amaçlı sualine Efendimizin verdiği cevâba ve Hz. Fâtıma annemizin topuğundan îtibâren bir karış ölçüsüyle zeyl’in ne demek olduğunu açıklamasına bakarak kadınların baldırlarını ayak bileğinden yukarıya doğru bir karış açabilecekleri sonucunu çıkarmak büyük bir yanlıştır. Bu yanlıştan dönülmesi en büyük arzumuzdur.

Dipnotlar

[1] Bu değerlendirme Kur’an Yolu tefsîrinde geçen sadece bu ifâdeye ilişkindir. Eserin bütünü hakkında bir yazı olmadığı için eserin tamâmını etkileyecek genellemelerden sakınılmasını kardeşlerimize tavsiye ederiz.

Haziran 2020, sayfa no: 54-55-56-57-58

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …