Ehl-i Hakk Ne Diyor?

Ehlüllahın tek arzusu, Mevlâyı Mütâl’in aşkından, şevkinden, zevkinden, zikrinden, ve fikrinden (yüce kudret ve azametini – tefekkürden) uzak kalmamaktır. Bayezid (k.s.):”Allah dostlarının bir an Hak’tan gafil olmaları, cehennem ateşinde yanmaktan daha zordur.”der.

Ebü Bekir Şiblî (k.s.):”Bir ömür Rabbim ile halvet kalmayı istedim. Ben de ortadan kalkıp, sadece O kalsın dedim.” der. Yaradanımızı incitir miyiz korkusu kaplardı onların içlerini.

Sami Ramazanoğlu (k.s.)’nun böğür kısımlarına sonda takılırken, hafifçe ‘vah’ der. Sonra ağlamaklı bir tarzda, “Rabbime isyan mı ettim?” diyerek yakınır.

Hacı Hasan Efendi (k.s.) sohbetlerini en az bir buçuk saat yaparlardı. Görüşme az bir süre gerçekleşecekse, mazeretlerini şu şekilde belirtirlerdi:”Allah (c.c.)’a şikayet değil, halimi arz için söylüyorum. Rahatsızlıklarım sebebiyle sizlerle çok fazla görüşemeyeceğini için bizleri mazur görün.”

Onlar oturup, kalktıkları her yerde maşûk-i hakîkîlerinin, (aşık olunacak, sevilecek tek zât olan Rablerinin) isimlerini, sıfatlarını anlatır. “Ve de ki:”Hamd O Allah’a mahsustur ki, çocuk edinmemiştir; hem mülkte kendisine hiçbir ortak olmamıştır; acizlikten (münezzeh olduğundan) dolayı O’nun için hiçbir yardımcı da olmamıştır. Artık O’nu tekbir getirerek yücelt.” (İsrâ: 111). Muradımız sadece Allah (c.c.)’ın kapısında hizmet etmek olsun. Arzu ve isteğimiz O’na teslim olmak olsun. Her türlü hayır ve bereket, o zaman gelir bize. Korkumuz, Allah (c.c.)’a ve O’nun Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’ine kavuşmamıza vesile olan Hak kapısından ayrılmamak olsun. Bayezid (k.s.), “Birinci kat semadan düşmeye razıyım ama kâmil bir velînin gönlünden düşmeye râzı değilim” der. Teslimiyet en büyük sermayemiz olsun. Dedem Şeyh Mustafa Efendi (k.s.) bir evladı için, “İraden elinde” deyince, büyük alim Abdullah Develioğlu o kişiye, “Müridin iradesi Üstazının elinde olur. Git, yaptığın hataya istiğfar et.” der. En güzel hâl, kimseyi incitmeyip, kimseden incinmemektedir. Ariflerin, en bari özelliği de bu olsa gerek. Allah’a şöyle yalvaralım:”Yâ Rabb! Senden uzaklaştıracak hallerden San sığınırım. Ancak sen kurtarırsın. Sana kavuşturacak güzellikleri Senden dilerim. Ancak lutuf sahibi Sensin, Sen ikram edersin. Senin hoşnut olmadığın yersiz düşünceleri kalbimden çıkar.” Duâ ve niyazın kabul olunmasını umduğumuz mübarek gün ve geceler çokça yalvaralım Mevlâ’ ya. Said Nursi (rh.a), “Çocuğun elinin uzanamadığı yere, ana ve babasının ulaştığı gibi, kul da, acz ve fakrıyla Rabbine iltica eder.” der.

Halikımız, “(Ey Rasûlüm!) De ki:”Eğer duânız olmasa, Rabbim size ne diye ehemmiyet versin?” Gecenin, gece kalkan müminin ve Kur’ân’ın kalbi olan Yâsîn-i Şerifin kıraatiyle, üç kalbin bir araya geldiği teheccüd ânında, Allah’a samimi olarak yalvaran kulun duası reddolunmaz Hakk’ın izniyle.

Gördükçe hal-i zarını Mahbub eder ihsan sana
Terket heva-yı ıyşını, lütfeylesin canan sana
Sarf etme zayi vaktini, vermez şifa seyran sana.
Ey derde derman isteyen, yetmez mi dert, derman sana.
Ey rahat-ı can isteyen, kurban olan candır sana.

Pervane-i biçare veş cân u ciğer dağlar isen
Aşkın bilirsin feyzini ol dem eğer hüş-yar isen
Ben şimdi açık söylerem sen de işit bidar isen
Kulluğa bel bağlar isen şam u seher ağlar isen
Sular gibi çağlar isen, tiz bulunur umman sana
Esad Erbili (k.s)

(Sevgili senin inler hâlini gördükçe lutfeder.

Zevk, safa arzusunu terket de sevgili sana lutfetsin.

Vaktini boşa harcama, gezip seyretme sana fayda vermez.

Ey derdine derman arayan, sana derman olarak dert yetmez mi?

Ey kendi rahatını düşünen, sana fedâ edilen candır.

Çaresiz pervane gibi gönlünü, bağrını dağlar isen,

Aklını başına alırsan o zaman aşkın feyzini anlarsın.

Ben şimdi açıkça söylüyorum, sen de uyanıksan duy,

Kendini kulluğa verirsen, sabah akşam ağlayıp,
Sular gibi çağlarsan sana umman çabuk bulunur.)

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …