Ara

Toplumlara Yön Veren Maneviyat Öncüleri ve Bazı Liderlik Sırları

Tarihte, toplumları peşlerinden sürükleyen birçok lider gelip geçmiştir. Bunlardan bir kısmı baskı, zorbalık ve maddî güç kullanarak insanları sindirmek sûretiyle liderliklerini ilân ederken bir kısmı da gönülleri fethetmek sûretiyle toplumlara maddî ve mânevî anlamda yön vermişlerdir. Hz. Peygamber’in (sav) insanların gönüllerini fethetmek sûretiyle gerçekleştirdiği mânevî fetihlere, O’nun (sav) izinden giden bütün maneviyat önderleri de aynen uymuşlardır. Bu ‘gönül mimarları’ toplumdan uzaklaşmayı değil, toplumun ıslahı için onlarla beraber olmayı seçmiş ve içerisinde yaşadıkları toplumların ihtiyaçlarını giderebilmek için toplumun daima bir adım önünde olmuşlardır. Bir anlamda toplumları iyiye, güzele, hakka ve hakîkate ulaştırabilmek için onların önderleri olmuşlardır.   Bu çalışmamızda, Osman Gazi’nin yanındaki Şeyh Edebali, Fatih’in hocası Akşemseddin, Kanuni’nin rehberi İbrahim Gülşenî ve III. Mehmed’in mânevî destekçisi Şemseddin-i Sivasî gibi birçok mânevî liderin başarılarındaki sırları incelemek istiyoruz.   LİDERLİĞİN İLK ŞARTI: ISLAHA KENDİNDEN/NEFSİNDEN BAŞLAMA Sûfîler, bu konuda son derece hassas davranan insanlardır. Onların, maddî ıslah için mânevî bir eğitim sürecinden geçmeleri bu noktada çok dikkat çekicidir. Nefsini ıslah edemeyen kimselerin toplumu/toplumları ıslah için liderlik yapmaları düşünülemez. Her tarikatta değişik şekillerde bulunan riyazet olayı bu açıdan son derece önemlidir. Hz. Peygamber’in (sav) risalet görevinden önce münzevi bir hayat yaşayarak bu ağır göreve hazır hâle gelmesini örnek alan sûfîler, ‘Nefsini bilen Rabbini bilir’ prensibi gereği başkalarını ıslah etmeden önce kendilerine çeki düzen vermişler, bu hazırlık safhasından sonra toplumu şekillendirmeye başlamışlardır. Sûfîler, bu işte öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, tarihte ‘Kırk Erbain’i peş peşe çıkararak toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek hâle gelen gönül insanları olmuştur. Abdülehad Nûrî-i es-Sivâsî (ö.1651) onlardan sadece bir tanesidir.1   AİLE VE AKRABALIK İLİŞKİLERİNE DİKKAT Allah dostlarının aile yaşantılarına bakıldığında mükemmel bir altyapıya sahip oldukları görülecektir. Sağlam aile ve akrabalık ilişkilerinden ve toplumu ıslaha aile ve akrabalardan başlamayı tercih etmelerinden dolayı birçok sûfînin çocuğu ve akrabaları toplumda söz sahibi insanlar olmuşlardır. İşte Hz. Mevlana’nın (ö.1273) oğlu Sultan Veled (ö.1312), torunu Ulu Ârif Çelebi (ö.1320),2 Somuncu Baba’nın oğlu Yusuf-ı Hakiki (ö.1486),3 Mustafa Takî Efendi’nin (ö.1925) oğlu Bedreddin Efendi (ö.1984)4 bu gerçeği gösteren numunelerdendir.   SAĞLAM BİR İLMÎ ALT YAPI Geniş bir kültüre sahip insanlar toplumlara yön verebilme hususunda başarılı olabilmişlerdir. Sûfîlere bu yönüyle bakıldığında, birçoğunun mânevî ilimlerin yanı sıra maddî ilimlerde de söz sahibi kimseler oldukları görülecektir. İlk defa mikropların varlığından bahseden kişinin meşhur sûfî Akşemseddin (ö.1459) olduğunu,5 ‘Menâkıbü'l-Ârifîn ve Merâtibü'l-Kâşifîn’ sahibi Ahmet Eflaki’nin astronomi ilmindeki mahareti nedeniyle ‘Eflâkî’ ismiyle anıldığını,6 Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın (ö.1780) Mârifetnâmesi’ndeki ilmî zenginliğini gösteren vesikaları,7 kitap basımını üstlenen ve insanlara bedava kitap dağıtarak onları irşat etmeyi hedefleyen, bu nedenle ‘Matbaacı Baba’ olarak anılan Necip Baba (ö.1874)8 gibi örnekleri, sûfîlerin sahip oldukları sağlam ve geniş ilmî altyapılarını göstermek için yeterli örnekler olduklarını düşünüyoruz.   MÜKEMMEL AHLÂKÎ VASIFLARA SAHİP OLMAK Mücadelesine inanan, iyimser, başkalarını kendine tercih edebilen, cömert, fedakâr, samimi, müsamahakâr, cesur, hilim sahibi, sabırlı ve kınamalara aldırmayan insanlardan olmak liderlerin vazgeçilmez şartlarındandır. Maneviyat öncüleri ise bütün bu ahlâkî meziyetleri bünyelerinde barındıran liderler olarak toplumlara yön vermeyi başarmışlardır. Aziz Mahmûd Hüdayî’nin (ö.1628) Bursa kadılığını bırakıp, hocasının abdest suyunu gönül ateşi ile pişirecek kadar olan samimiyetini,9 üç defa şikâyet edilip Edirne’ye çağırılan ama hiçbir kınamaya aldırmayan Hacı Bayram Veli’yi (ö.1430),10 seksen yaşında Sivas’tan kalkıp Eğri Seferi’ne katılmak için Avrupa’ya kadar giden ve müslüman kardeşleri için nefsini hiçe sayan Şemsi Sivasî’yi (ö.1597),11 içerisinde yaşadığı toplumun hemen her ihtiyacına cevap verebilmek için ömrünü harcayan İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak’ı (ö.1969) ve son günlerini geçirmesine rağmen herkesin derdi ilgilenmekten geri durmayan Hacı Hulûsî Efendi’yi (ö.1990) zikretmek ile yetinmek istiyoruz.12   SOSYAL FAALİYETLERİN MİMARLARI OLMAK Sûfîler, siyaset, iş hayatı, ekonomi, hastane, ordu ve memuriyet gibi sosyal alanlarda söz sahibi olmak suretiyle insanları doğruya yönlendirmeyi başarmışlardır. Birinci Ahmed’in, atı üzerinde yol alan Aziz Mahmûd Hüdâyî’nin arkasından yaya yürümesi, Şemsi Sivasî’ye üçüncü Mehmed’in eliyle kendi cübbesini giydirmesi, iş ve ekonomi hayatının vazgeçilmez garantörleri olan Ahileri; İttihat-Terakki Cemiyetine üyeliği, ilk TBMM’deki mebusluğu ile Mustafa Takî Efendiyi; ömrü cami hizmetleri, özellikle Sivas Ulu Camii hizmeti ve imam-hatip lisesi dernek başkanlığı ile geçen İharamcızâde’yi ve Darende’ye bir hastane yapılmasına vesile olan Hulûsî Efendi ve misyonunu devam ettiren gönül insanlarını zikretmenin, sûfîlerin sosyal aktivitelerdeki etkisini gözler önüne sermek için yeterli örnekler olduğu kanaatindeyiz.   İLETİŞİMİN TEMEL UNSURU: DİL VE SÛFÎLER Kendini ifade edip insanları ikna etmek için vazgeçilmez unsur olan dilin ve işlevlerinin liderlik için önemi aşikârdır. Mesajlarını gönüllere iletmek isteyen sûfîler de iletişimin bu olmazsa olmaz öğesine son derece önem vermişlerdir. Kur’ân’ın dili olması hasebiyle Arapçaya ayrı bir önem veren sûfîler, bunun yanı sıra Farsça, Rumca, Ermenice ve İngilizce gibi birçok dili de öğrenme noktasında hassas davranmışlardır. Hacı Bayram Veli’nin, kendisine gelen yabancı dildeki mektupları anlamak ve doğru cevaplar verebilmek içim müritlerinden yabancı dil öğrenmelerini istemesi ve Mustafa Takî Efendi’nin Arapça ve Farsçanın yanı sıra Ermeniceye de hâkim birisi olması bu konuda gerçekten dikkat çekici örneklerdir.   Cemiyetleri peşlerinden sürükleyen maneviyat önderlerinin bu başarıları tesadüfî bir başarı değildir. Onlar, kendi nefislerinden başlayarak, aile ve akrabaları ile ıslah hareketlerine devam etmişler, ilmî altyapılarını ise çok sağlam tutmuşlardır. Ahlâkî özelliklerin zirvesinde bir hayat yaşayan sûfîler bu özellikleri ve sosyal faaliyetlerdeki öncü etkenler olmaları sebebiyle içerisinde yaşadıkları birçok toplumu derinden etkilemeyi başarmışlardır. İletişimin vazgeçilmez unsuru olan dil konusunda da hassas davranan sûfîler bu özellikleri ile de liderliklerini pekiştirmişlerdir. Hacı Bayram Veli’nin, vergi alınmayan müntesiplerinin Osmanlı bütçesini sarsıntıya uğratacak bir miktara ulaşması, Şems-i Sivasî’nin cenaze namazında altmış bin kişinin hazır bulunması, Hamza Nigarî’nin isyan ederse önü alınamaz, düşüncesine devleti sevk edecek çapta geniş bir muhatap kitlesini etkilemiş olması ve bu nedenle Harput’a nakledilmesi, sûfîlerin manevî liderlik sanatını ustaca kullandıklarını gösteren örneklerdendir.13   Tabii ki, burada sıralanan liderlik özellikleri ve ismi zikredilen sûfîler ile konuyu sınırlamak mümkün değildir. Genel hatları ile sûfîler bir devlet adamını veya geniş halk kitlelerini bu metotlar ile etkilemişlerdir ve bu süreçlerin tarihte birçok örneği yaşanmıştır. Bugün bu insanları az-çok tanıyan kimseler olarak bize düşen görev, onların toplumlarına kendi renklerini vermelerini sağlayan bu sanatı/liderlik sanatını amacına uygun bir şekilde ve sağlam temeller üzerinde yeniden inşa etmek ve insanları güzelliğe, hayra ve hakka yönlendirmek için elimizden gelen her şeyi yapmak olacaktır.     Dipnotlar: [1] İbrahim Baz, Abdülehad Nûri-i Sivasî, Hayatı, Eserleri ve Görüşleri, İnsan Yayınları, İstanbul 2007, s.81. 2 Ahmed Dede, Mevlevîlerin Tarihi, Hazırlayan: Cem Zorlu, İnsan Yayınları, İstanbul 2003, s.145 vd. 3 Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ, Haz: Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz, Kitabevi, İstanbul 2006, c.II, s.433. 4 Fatih Çınar, Bedreddin Efendi ve Tasavvuf Anlayışı, Dilek Ofset Matbaacılık, Sivas 2005. 5 Vassaf, Sefîne-i Evliyâ, c.II, s.443–470. 6 İslâm Tarihi Ansiklopedisi; c.4, s.132–133. 7 İbrahim Hakkı, Mârifetnâme, Haz: M. Fuad Başar, Âlem Yayınları, İstanbul 2003. 8 Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, XIX. YY, İnsan Yayınları, İstanbul 2004, s.92. 9 Hasan Kâmil Yılmaz, Aziz Mahmûd Hüdâyî ve Celvetiyye Tarikatı, Erkam Yayınları, İstanbul 1999, s.51. 10 Ethem Cebecioğlu, Hacı Bayram Velî, TDVY, Ankara 1999, s.7–77. 11 Hasan Aksoy, Şemseddin Sivasî, Hayatı, Eserleri, Şahsiyeti, Tarikatı, Eserleri, CÜİFD, c.IX/2, Sivas 2005, s.1–43. 12 Çeçenistan’ın bağımsızlığı için mücadele veren İsmail Şirvanî (Fuat Sünger, İsmail Şirvanî ve Tasavvufî Faaliyetleri, CÜSBE, Sivas 2007), Şeyh Şamil(ö.1871) ve Hazma Nigarî (ö.1886) (Musayev, Eşlen, Mir Hamza Nigarî Karabağî, Tasavvuf Dergisi, Sayı:6, Aralık 2001, s.241–246) ve Kuzey Afrika’da ki insanların hakları için hayatlarını tehlikeye atan Senûsîleri (Kadir Özköse, Ömer Muhtar ve Senûsîler, Ankara, 2005) burada zikretmemiz yerinde olacaktır. 13 Mustafa Kara, Harput’ta Karabağlı Bir Derviş: Nigarî, Dünü ve Bugünüyle Harput Sempozyumu, TDV Elazığ Şubesi Yayınları, Elazığ 2005, s.179–199.    

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak