Hırs ile başladık, dünya işine
Gittiğimiz belli, nefsin peşine
Çoğumuzun kulak versen döşüne
Diyor: Letâiften balım kalmadı
Kıymetli kardeşlerim!
Mefhar-ı mevcûdât olan Efendimiz (as), hadîs-i şerîflerinde “Bizden değildir” ifâdesiyle mü’minlerin üzerinde taşımaması gereken bâzı hususları zikretmişlerdir. “Bizden değildir” ifâdesi çok ağır bir beyandır. “Bizden değildir” yâni bizim muhabbetimize, şefaat-i uzmâmıza yakın değildir.
Resûlullah (sav) buyuruyorlar ki: “Tefrika çıkaran bizden değildir.”[1] Bunu ben söylemiyorum ki “Ağır söylediniz Efendim” diyesiniz. Resulullah (sav) söylüyor. Bir insan için en kolay ibâdet, dilini tutmaktır. Dilini tutmak, ibâdetin büyüğüdür. Çünkü konuşsan fitne çıkacak. Öyle ise bari sus da ibâdet sevabı kazanasın.
Ehlullah, insanı sesinin tonundan, nefes alıp verişinden tanır. Nasıl bir insan? Yâr mı? Ağyar mı? Allah katında derecesi nedir? Bilir. Üstadımız Hazretlerine bir kimsenin nasıl olduğu sorulduğunda, sadece “Kişi sevdiğiyle berâberdir.”[2] hadisini nakleder, sözü fazla uzatmadan geçerlerdi. Ehlullahla beraber olmak onların yolundan gitmekle olur. Onların ahlâkı üzere yaşamakla olur. Onların sevdiklerini sevmek, kızdıklarına kızmakla olur. Bunlara riâyet etmiyor, bir de diyor ki, “Efendim, biz sizinle berâber olmak istiyoruz.” Olamazsın ki… Kardeşlerinin arasını bozuyorsun, laf götürüp getiriyorsun. Tesettüre riâyet etmiyorsun, hanımlarla sohbete oturuyorsun, gözünü kulağını korumuyorsun… İşte bunun adı “tefrika.” Kendi kalbini bozmuşsun, bir de kardeşinin kalbini bozup yolundan alıkoyuyorsun.
Halvette kadınla oturma
Kalb gülistanın batırma
Ordan ora laf götürme
İçimizde nemmâmdır bu
İşte böyle kişiye “Bizden değildir” buyuruyor Resulullah (sav). Yani buyuruyorlar ki kovdum onu huzurumdan, kabul etmiyorum böylelerini.
Kalbin eğri olmaz sohbet
Bağrımızı ezendir bu
Büyüklerin fem-i saâdetlerinden çıkan sözler çok mühimdir. Bizler Peygamber vârisi olan Üstatlarımızı pür dikkat dinlerdik. Onlar bir söz söylediği zaman hemencecik teslim olurduk. Kalbimizde o söze dair bir şüphe duyduğumuzda, helak olacağımızı düşünürdük.
Kardeşlerim, büyüklerin sözlerinde riyâ yok süm’a yok, kibir yok. Din, diyânet, güzel ahlâk hep. Bu yüzden o sözleri işittiğimizde itâat etmek zorundayız. Onlar bize, Hakk’a giden yolu târif ediyorlar. Hiç kimse aklına göre yeni yollar icat etmesin. “Bu usul eskidi, şimdi zaman değişti, ben bildiğim gibi yapayım” demesin. Büyüklerimizin sözlerine ve yollarına itiraz etmeyelim. Dilimizle itiraz etmiyoruz. Kalbimizle de itiraz etmeyelim.
Üstatlarımız bize ne diyorlar da onların sözlerine itiraz ediyoruz? Bir düşünelim. ‘Aman Allâh’a saygılı olun, Resûlü’ne sevgili olun.’ Üstatlarımızın sözleri hep bu. Öyleyse Allâh’a saygıyı, Resûlü’ne sevgiyi öğütleyen bu sultanlara hiç itiraz edilir mi? Tekrar bir daha düşünelim.
Üstada bahane bulan
Bunlardır yolundan kalan
Bâzen var bağrımı delen
Affetmeli hilimdir bu
Üstatlarımızın öyle sırlı halleri vardır ki bizim o hallere muttali olmamız mümkün değildir. Öyleyse ne biliyoruz da neye itiraz ediyoruz?
Üstadımız birbirini çekemeyen iki ihvânı görmek bile istemezdi. “Onu incitmediniz, beni incittiniz” buyururlardı. Duâlar, tevbeler edelim de kendi ismimizi kendi elimizle üstatlarımızın gönül defterlerinden silmeyelim. İnkâr eden asla felah bulmaz.
Mevlâmız bizleri mürşid-i kâmillerin sözlerini tutan ve tefrikadan kaçınan kullarından eylesin. (Âmin)
Hamd olsun âlemlerin Rabb’i olan Allâh’a!
[1] Münavî, Feyzu'I-Kadir, c. VI, s. 187.
[2] Buharî, Edeb 96; Müslim, Birr 165.
Şubat 2026, sayfa no: 44-45
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak