Ara

Sultan II. Abdülhamid’in Yanında Ve Karşısında Yer Alan Tasavvuf Erbâbı

Sultan II. Abdülhamid’in Yanında Ve Karşısında Yer Alan Tasavvuf Erbâbı

Sultan II. Abdülhamid, hürmet ettiği Sünbüliyye şeyhlerinden Rızâeddin Efendi’yi (ö.1309/189l) bir Ramazan akşamı iftara dâvet eder. Rızâeddin Efendi dâvete icâbet eder. Sultan II. Abdülhamid, Şeyh Efendi’yi sofrada bizzat yanıbaşına buyur edip birlikte yemek yemeyi arzulamış, kendilerine duâ buyurmalarını istemiştir.1

Sultan II. Abdülhamid’in irtibat içerisinde olduğu tasavvuf erbâbından bir kısmı da Tîcâniyye kitlesidir. Değişik târihlerde İstanbul'a gelen Ticâniyye Tarîkatı şeyhleriyle görüşen Sultan II. Abdülhamid, onlardan devlet adına yararlanmaya çalışmıştır. Sultan II. Abdülhamid’in görüştüğü Tîcâniyye şeyhleri arasında Muhammed Muhtar, Muhammed b. Fâdıh b. Ahmed Zerrûk (1337/1918) ve Sîdi Muhammed el-Ubeydî dikkat çeken şahsiyetlerdir. Hattâ pâdişah 1315/1897 yılında İstanbul'a gelen Cezayirli Şeyh Sîdi Muhammed el-Ubeydî için bir zâviye de yaptırmıştır. Fransız görevliler tarafından izlenen bu merkez "Panislamist üyelerin merkezi" olarak anılmıştır.2

Sudan, Mısır ve Hicaz bölgelerinde irşad faaliyetlerini yürüten Tîcâniyye şeyhlerinden Muhammed b. Fadıh b. Ahmed ez-Zerrûk da Sultan II. Abdülhamid’in ittihâd-ı İslâm siyâsetine destek olan şeyhlerden birisidir. Şeyh Muhammed b. Fadıh hac görevini yerine getirmek için gittiği Medîne’de Medîne Vâlisi Şerif Hasan Hâşimî ile görüşür. Medîne vâlisinin teşvîkiyle İstanbul’a gitmeye karar verir. İstanbul’a vardığında Medeniyye Tarîkatı şeyhi Muhammed Zafir el-Medenî ile görüşür. Şeyh Zafir’den Osmanlı devletinin benimsediği ittihâd-ı İslâm siyâsetinin ayrıntılarını öğrenir. Muhammed Fadıh’ın iyi niyetli ve gayretkeş girişimlerinden haberdâr olan Sultan II. Abdülhamid onu sarayında ağırlar, kendisiyle özel görüşmeler gerçekleştirir, ona Osmanlı Devletinin tüm eyâletlerinde kendi adına seyahat etme hakkını içeren bir pasaport verir. İstanbul’u ziyâretinden sonra Şeyh Fadıh, Fas ve Senegal’e gider. Daha sonra Darfur bölgesine yerleşir. Burada Sultan Ali Dinar’la özel dostluklar kurar. Darfur Müslümanları arasında çok sayıda Tîcâniyye mürîdi edinir.

Kuleli Vakasının izlerinin tamâmen silinemediği günlerde Kuleli Hareketi muhiplerinden bir kısmı Sultan II. Abdülhamid döneminde de gizliden gizliye çalışmalarını devâm ettirmiştir. Öyle ki, yirminci asrın başlarında “İttihâd-ı Muhammedî Cemiyeti”nin resmî kuruluşunu bile gerçekleştirmişlerdir. İttihâd-ı Muhammedî Cemiyeti’ne iştirâk eden şeyhlerin isimlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Medîne’de sürgünde bulunan Şeyh Feyzullah Efendizâde Mehmed Sâdık Efendi, 

2. Şeyh el-Hâc Mehmed Emîn Efendi, 

3. Tarîkat-ı Halvetiye’den Şeyh Mehmed Penad Efendi Dârendevî, 

4. Kâdirî şeyhi Mehmed Efgâni Efendi, 

5. Şeyh Yunus Dergâhı postnişîni Şeyh Ali Efendi, 

6. Şeyhzâde Hacı Mehmed Efendi.3

 

Sultan II. Abdülhamid’i devirmek isteyen Jön Türkler içerisine bir kısım Bektâşiyye şeyhlerinin de karıştığı bilinmektedir. Özerklik isteyen ve Arnavutluk’un bağımsızlığını savunan Arnavut Bektâşîleri, Hareket Ordusuyla İstanbul’a gelip Sultan II. Abdülhamid’in devrilmesine katkı sağlamışlardır. Bunlar arasında İttihad ve Terakkî Cemiyeti’nin önderlerinden Cemal ve Talat Paşalar, Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi, Rıza Tevfik gibi isimleri saymak mümkündür.4

Veled Çelebi (İzbudak), Mevlevî Alipaşazade Derviş Kemaleddin Bey ve Şeyh Nail Efendi (1324/1908), İttihat ve Terakki Cemiyeti ile resmen ilişki içerisinde olduğu tesbit edilebilen tarîkat şeyhleridir. Bedeviyye şeyhi Nail Efendi cemiyetin Paris’ten gelen Meşveret gazetesini dağıtan isim olarak belirlenmiştir. 

İzmir’de hürriyet mücâdelesine katılan ve Hikmet Gazetesi etrafında oluşan grup içerisinde İzmir Mevlevîhâne şeyhi Nüri Dede ve Tokadizâde Şekip gibi Mevlevî muhiblerinin de bulunduğu, bunların “erbâb-ı mefsedettendir” diye Bitlis’e sürüldükleri görülmektedir.5

Sultan II. Abdulhamid ile tasavvuf erbâbı arasında ne denli yoğun ilişkinin bulunduğunu Şeyh Muhyiddin Efendi’nin 3 Ocak 1896 târihinde II. Abdulhamid’e yazdığı mektup da açıkça beyân etmektedir. Şeyh Efendi mektubunda bu durumdan şu şekilde bahsetmektedir: “...Bunların (Sultân’ın etrâfındaki tasavvuf erbâbının) duâsına sakın inanmayınız. Onların ne postunda ne taç ve hırkasında feyiz ve bereket kalmıştır...”6

Sultan II. Abdülhamid, verilen örneklerden de anlaşılacağı üzere potansiyel güç oluşumlarını yakın tâkîbe almış, yapılan ihbarlar istikâmetinde merkezî idârenin otoritesine tavır alanları sürgüne göndermekten çekinmemiştir. Özellikle II. Meşrutiyet sonrası yayın hayâtına başlayan Tasavvuf ve Muhibban gibi tasavvuf çevrelerinin çıkardığı dergiler Sultan II. Abdülhamid dönemini; jurnallere itibâr edilmesi, tâkip ve baskıların ağırlaşması, savaşların bitmek bilmeyişi, göçlerin artması ve iktisâdî koşulların kötüleşmesi sebebiyle şiddetle kötülemekte, özgürlük, refah ve saadet bekledikleri ittihatçıları göklere çıkartmaktadır. Kastamonu Şaban-ı Veli Dergâhı postuna oturan Şeyh Atâ Efendi, Meşrutiyetin îlânında İttihad veTerakki Cemiyeti’ne katılarak 31 Mart hâdisesinden sonra Sultan Mehmet Reşad’ın tahta çıkışını tebrîke giden heyete iştirâk etmiştir.

II. Abdülhamid’in fikir ve davranışlarını beğenmediğini açıkça ifâde eden Mevleviyye şeyhi Abdulhalim Efendi, II. Abdülhamid’e bir telgraf çekerek: “Sen benim ecdâdımın taktığı kılıcı taşımaya lâyık değilsin.”7 ithâmında bulunmuştur.

Sultan Abdulaziz'in öldürülmesinde Mithat Paşa'nın rolü olduğu mahkemece tesbit edilmiş, Mithat Paşa Taif’e sürgün edilmiştir. Mithat Paşa’nın içli dışlı olduğu Yenikapı Mevlevîhânesine karşı sarayın iyi niyeti değişmiş, Mevlevîhânenin faaliyetleri yakın tâkîbe alınmıştır. Daha önceden sarayda Mesnevi okutmaya memur edilen Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Osman Dede’nin ihtiyarlığı gerekçe gösterilerek zahmete girmemesi istenmiş, dergâhta oturarak evrâd u ezkârıyla meşgûl olması istenmiş ve Mesnevi derslerine son verilmiştir.

Bu uzaklaştırma ve daha sonra maaşının kesilmesine, Pâdişâhın Konya çelebilik makâmından sürekli endişe duyması, Osman Salahaddin Dede'nin veliahd Reşad Efendi ile arkadaş olması sebep olmalıdır. Bundan sonra Os­man Salahaddin Dede Yenikapı Mevlevîhânesi'nde sürekli gözetim altında tutulmuş, bu duruma üzülen Dede dergâha kapanmış ve vaktini okuyarak geçirmiştir.8

Salahaddin Dede'nin oğlu Celâleddin Dede de saray tarafından sıkı tâkîbe alınmıştır. O dönemde güya memlekette hâkim olan istibdâdı ortadan kaldırmak için bir teşekkül oluşturan ve merkezi Paris'te bulunan Jön Türk hareketi içerisine İstanbul'dan bâzı zevat iştirâk etmiştir. Bu grup içerisindeki Bedeviyye Tarîkatı şeyhi Nâilî Efendi, kardeşi Devlet Şûrası Bidayet Mahkemesi Reisi Hakkı Bey, Müşir Kâzım Paşa, Fuat Paşa, Bursa Vâlisi Azmi Bey'in babası, Gâlib Paşa'nın dâmâdı Cemal Paşalar dergâhta toplanmışlar ve Celâleddin Dede’yle fikir alışverişinde bulunmuşlardır. Mevlevî'lerin saraya muhalif kalmaları hürriyetseverlik olarak yorumlanmıştır. Ancak onlar bu noktadan ileri gidilerek bir komplo ile Veliahd Mehmed Reşâd'ın II. Abdülhamid'in yerine tahta geçirilmesi fikrine katılmamışlardır. Komplo düşüncesi Şeyh Nailî Efendi tarafından Celâleddin Dede'ye anlatılıp fikri alınmış, fakat “böyle mühim bir meselede esaslı tedbirler almadan işe girişmenin millet ve memleketin yararına olmayacağını, durumu kadere terk etmenin bu aşamada en iyi netîce olacağını” ifâde eden Dede ileri görüşlülüğünü göstermiştir.9

II. Abdülhamid, pâdişahlığının ilk yıllarında tıpkı Sultan II. Mahmud'un ilk yıllarında olduğu gibi tarîkat erbâbıyla iyi geçinmiş, onları saraya dâvet ederek fikirlerini dinleyip değerlendirmiştir. Ancak bir müddet sonra bu ilişkiler kısmen bozulmuş, yardımlar yavaşlatılmış, dene­tim, gözetim ve sürgün gibi mekanizmalar işletilmiştir. Sultan Abdülhamid Konya Mevlânâ Âsitânesi postnişînleri Safvet Çelebi ve Abdulvâhid Çelebilerle iyi geçinmiş, 1306/1888 târihinde dergâh semâhânesini genişletmiş, ancak pâdişahlığının son on bir yılında Konya ile iliş­kileri bozulmuştur.

Abdulvâhid Çelebi'nin Yıldız Sarayı'na karşılık Konya Meram Bağları’nda "Yıldız Köşkü" adıyla süslü bir köşk yaptırması, şehir içerisinde saray faytonlarına benzer faytonlarla gezinmesi gibi kuşkulu davranışları şimşekle­ri üzerine çekmiştir. Yine Abdulvâhid Çelebi'nin Bektaşîliğe girmesi, Bektaşi Babalarının dergâha gelip gitmesi, kendisinin Hacı Bektaş'a ziyârette bulunması,10 Sultan Reşâd'ın Mevlevîliğe müntesip bulunması, nihâyet Konya vâlilerinin şahsî kıskançlıkları11 pîrevi ile pâyitaht arasını iyice açmıştır. Bütün bu ihtilâflara rağmen II. Abdülhamid ecdâdının yolunu tâkip ederek siyâset dışında kalan mevlevîhâneleri taltif etmeye devâm etmiştir.12

Dipnotlar:

1 Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İnsan yayınları, İstanbul 2003, s. 703.

2 Jamil M. Abun Nasr, Son Dönem Tasavvuf Akımlarından Tîcâniyye ve Tekrûr Hareketi, çev. Kadir Özköse, Ankara, 2000, s. 199-201; Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 703.

3 Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 647.

4 Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İnsan yayınları, İstanbul 2003, 651.

5 Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik, İnkılap ve Aka Kitabevi, 2.Baskı, İstanbul 1983, s. 273.

6 Mustafa Kara, Din hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, İstanbul 1990, ss.70-71.

7 Kara, Tekkeler ve Zaviyeler, s.167. 

8 Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 699.

9 Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 700.

10 Tâhirü'l-Mevlevî, Matbuat Alemindeki Hayâtım ve İstaklal Mahkemeleri, haz. S. Albayrak, İs­tanbul 1990, s. 32.

11 Gölpınarlı, Mevlânâ'dan Sonra Mevlevîlik, s. 177.

12 Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 701.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak