Ara

Neyi Arıyorsan O'sun Sen!

Neyi Arıyorsan O'sun Sen!

“Düştük ana rahminden pazara, bir kefen aldık döndük mezara…” dizeleriyle ifâde eder Yûnus Emre Hazretleri insanın hayat yolculuğunu. El-hak, insan bir yolcudur. Çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devâm eder. Bu biyolojik yolculuğun yanı sıra makam mevki anlamında da yolcudur. Makam, mevki, statü anlamında hep bir üste tâliptir. Bir husus daha vardır ki o, insanın tüm bu yolculuklarına anlam katacak, menzile ulaştığında bu serüvenin yorgunluğunu unutturacak olan ma'nâ yolculuğudur. Ne için yaratıldığımızın gâyesini teşkîl eden bu yolculuk, bize bu uğurda insanca yaşamanın kapılarını aralar.  

“Ben Merkezli Hayat” kavramının popüler olduğu bir çağda, kendisinde arzu ve isteklerin hâkimiyet kurduğu günümüz insanı, ruhlarında ve yüreklerinde büyük bir kayıp kimlikle karşı karşıya kalmaktalar. Saymakla bitmeyecek nîmetler, âdetâ yokmuş (yâhut olması gereken şeylermiş) gibi kabûl edilip, başka arayışlar ve hüzünler girdabında olmaları bunun bâriz ispâtıdır. Kıyâfetlerin markası, tatil yaptığımızın otelin yıldız sayısı, başarıdan ziyâde sâhip olunan diplomaların sayısı, bu kayıp kimliğin yanıltıcı adresleridir!

Rivâyet o ki, avlayacağı ceylan İbrâhim Edhem'e (ks) lisân-ı hâl ile “ما خلقت لهذا” (sen bunun için yaratılmadın) demiş. Bunun üzerine Hazret, tâcı tahtı terk edip, ne için yaratıldığını aramaya koyulmuş. Bir gün kendisine sorulmuş: “Sana ne oldu ki mülkü terk ettin?” Demiş ki: “Bir gün taht üzerinde oturuyordum, önüme bir ayna tuttular. Aynaya bakınca gördüm ki öz istikametgâhım mezar imiş, orada bir ahbap ve dert ortağı da yok. Sefer uzak, önümdeki yolu uzun olarak müşâhede ettim, azık ve erzâkım da yok. Bunun üzerine hükümdarlıktan soğudum.”

 

“Sâhi! Bizler Ne İçin Yaratıldık? Neyi Arıyoruz?”

Unutulmamalıdır ki insan, aradığının tâkipçisi ve istediğinin yolcusudur. Hz. Mevlânâ, “İnsan her neyi arıyorsa odur!” der. Her bir birey, zihninde kendisinin ulaşması gereken bir hedef belirler kendisine. Kimileri refah içinde bir emeklilik hayâtı, kimileri kademe atlama, kimileri yuva. Kimilerinin hedefi ise cemâl-i ilâhî ile müşerref olmak! Hasan-ı Basrîler, Gazâlîler, Sâmi Efendiler, Yahyalı Hacı Hasan Efendiler bu hedef ile bir hayat ortaya koymuşlar. Her bir adımlarını bu hedef için atmışlar. Bu hedef, onların her bir adımını bizlere bir yol rehberi hâline getirmiş. “Mü'min kimse odur ki, hayallerini ve hedeflerini çağlar ötesine taşır!” derler âdetâ bizlere hâl diliyle…

Bu yolculuğun bineği, yol azığı ise dâimâ kişinin zihin dünyâsında bulunan değerler ve anlamlardır. Eğer insanın kendisine biçtiği rol, belirlediği hedef yüksekte bir yerleri işâret etmiyorsa, kişi dâimâ aşağılarda seyredecektir. Böylelikle dostlarını da (mânen) aşağıda olanlardan seçip belirleyecektir. Ne acıdır ki, kendisini doğruya sevk edecek, kemâlâtı doğru yerde aramasını sağlayacak dostlardan mahrum kalmak, insan için en büyük kayıptır. Yanlış yapmak çok kolay olduğu gibi, insan yanlış yapmaya da çok çabuk alışan bir varlıktır. Velhâsıl, İnsan neyi aradığı kadar, nerede araması gerektiğinin farkında olmalıdır. Bir düşünürün şu sözü ne kadar mühimdir: “Birikmiş suyu kendi hâline bırakırsanız istediği yere akar, bir kanal açarsanız istediğiniz yere akar.” Bu sözden anlaşıldığı üzere, hakikate akmaya niyet eden bizler için lâzım gelen, elimizden tutacak Sâlih ve Kâmil kimselerdir.

Sâlih insanların vazîfesi, kemâlât arayışımızda, bize doğru kanalı açmaktır. Âdetâ onlar, bizi kemâle erdirecek yolun navigasyonlarıdır. Bu sebeple rûhâniyetlerinden feyiz alınabilecek gönül ehli kimselerle birliktelik zarûrîdir. Bu hususta Cenâb-ı Hakk âyet-i kerîmede şöyle buyurur: “Ey îmân edenler! Allah'tan hakkıyla korkun ve sâdıklarla berâber olun!” (et-Tevbe, 119.)

Hak Dostlarından Bâyezid-i Bestâmî, “Beni Allâh'a yaklaştıracak bir amel tavsiye et” diyen dervişe, “Allâh'ın velî kullarını sev! Sev ki onlar da seni sevsinler. Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allah, o âriflerin kalplerine her gün 360 defa nazar eder. Onlardan birinin kalbinde senin adını görürse, seni bağışlar!” buyurmuşlardır. Bu hususta Hz. Mevlânâ ne güzel söyler:

“Denize kavuşan bir nehirde nehirlik biter, o girdiği denizin bir parçası olur. Yediğimiz bir ekmek bünyemiz içinde erir ve vücûdumuzun bir parçası hâline gelir. Seven bir kimsenin varlığı da, duyduğu muhabbetin şiddeti kadar sevdiğinde kaybolur.”

Hacı Hasan Efendi Hazretlerinin muhterem evlatları Ali Ramazan Dinç Hocaefendi için kaleme aldığı satırlar, bizleri de îkaz niteliğindedir:

Sâlih sohbetine alış

Kâmil müminlerle buluş

Leyl-ü nehar ilme çalış

Meslekinden bezme kuzum

 

Kulak ver, sözüm dinle

Rumuzlu sırları anla

Sâlihler öğüdün dinle

Ebeveynin üzme kuzum

Kâmil bir kimseden yardım almayan kimsenin duyguları, düşünceleri ve davranışları başıboş kalmış demektir. Bu durum ise kişiyi öyle noktalara taşır ki, oraya nasıl vardığına kendisi bile şaşırır kalır. Bu işin netîcesi ise ancak âhirette ortaya çıkar!

 

Doğru zannederek yanlış işler yapmaktan, bizi kemâl yolculuğundan alıkoyacak kimselere gönül vermekten Âlemlerin Rabbine sığınır, bizleri Sâlih kimselere yakın kılmasını ve bizi de Sâlih kimseler olarak kaydetmesini yine O'ndan niyâz ederiz.

 Eylül 2022, sayfa no: 20-22

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak