Ara

Hz. Ebûbekir’in (ra) Nezâheti

Hz. Ebûbekir’in (ra) Nezâheti

Her yerde refîki Sıddîk-i A’zam
Haddimin kârımı vasfını yazam
Elem ile hasret, bağrımı ezen
Yâr-ı Gâr-ı Rasûl’e selâm götürün.

Kıymetli kardeşlerim!

Hicrette iki cihân güneşinin arkadaşı olan Hz. Ebûbekir (ra) hakkında şu âyet-i kerîme nâzil olmuştur: “Muhakkak o inkâr edenler, (Ebûbekir’le berâber) iki kişiden biri olarak O’nu (Mekke’den) çıkardıklarında Allah O’na yardım etmişti. O zaman o ikisi mağaradaydılar da hani arkadaşına (Ebûbekir’e): ‘Mahzûn olma, şüphesiz ki Allah bizimle berâberdir!’[1] diyordu.” 

Peygamber Efendimiz (sav) de: “Dikkat edin, ben her dostun dostluğundan beraat ediyorum (dünyâdaki dostlardan ayrılıyorum). Ben dost edinecek olsaydım mutlaka Ebûbekir’i dost edinirdim. Muhakkak sâhibiniz (arkadaşınız Rasûlullâh) Allâh’ın halîlidir.”[2] hadîs-i şerîfinde Ebûbekir Sıddîk Efendimiz’in fazîletine işâret buyurmuştur.

Sıddîk-ı Ekber (ra), Müslüman olmadan önceki câhiliyye döneminde de temiz bir hayâta sâhipti. Cahiliyye devrindeki bu nezâhetinin sebebi kendisine sorulur:

- Yâ Ebâbekir! Sen câhiliyye döneminde iken içki içmezdin, yalan söylemezdin, kimsenin nâmusuna yan gözle bakmazdın, bunun sebebi nedir?

Hz. Ebûbekir (ra) şöyle cevap veriyor:

- Ellerin koluna girip de sürüne sürüne eve varmaya, âilemin yanında küçük düşmeye tenezzül etmezdim; içki o zaman su gibi içilirdi ama ben bir defacık da olsun içmedim. 

İçki yasak edilmeden Hz. Ebûbekir (ra): “Yâ Rasûlallah! İçki içilmese olmaz mı? Henüz kapınızdan bu kötülüğü yasaklayan bir emir çıkmadı!” deyince Peygamber Efendimiz (sav), “Namaza duracaksanız içmeyin” buyurdu, haram olduğuna dâir hüküm ise daha sonra geldi.

İkincisi: “Siz yalan söylemezdiniz!”

- Kişi yalan söyleyince söz öyle yayılıyor ki, herkesten soruyorlar; daha sonra yine gelip bana soruyorlar, evet desem olmayacak, hayır desem yalan olacak. Yüzümü kara etmesin diye yalan söylemezdim. 

Kardeşlerim, yalan söylemek çok kötü bir mânevî maraz. Bir defa yalan söyleyene Allah üç defa “Lânet olsun, lânet olsun, lânet olsun!” diyor. Hacı Hüseyin Hocam söylemişti: “Muttakî, ağzına yalan almamış bir kimse yağmur duâsında amin deyince, bir aydır yağmayan yağmur, o kimsenin kerâmeti olarak hızla yağmaya başlar.”

Denilir ki, bir kimse bir çocuğa: “Yavrum gel, sana şeker vereyim.” dese, cebinde de şeker olmamış olsa, yalan söylemiş olur. Yalan söylemek yakışıksız bir şey.

Üçüncüsü: “Siz kimsenin nâmusuna da aslâ bakmazdınız!”

- Benim evime gelen bir misâfir nâmusuma bakarsa tepemden bir kaynar su dökülür, tırnağımdan inerdi. Bana zor olan; bilirdim ki ele de zordur. Onun için kimsenin mahremine bakmazdım. 

Âzâlarımıza dikkat edelim. Gözün zinâsı, nazar iledir. Yâni harama bakmakladır. Dilin zinâsı da kelâm iledir. Yâni kötü ve boş söz söylemekledir.

Sâmî Efendimiz (ks), dâimâ ayağına bakarak yürürdü. Kırk yıldır kendisiyle görüşürüz, daha kimsenin aleyhinde bir söz söylediğini duymadım. O kötü olarak bildiğimiz kimsenin de bir iyiliğini bulur söyler, kat'iyyen aleyhinde îmâ ile dahi olsa bir kelâm etmezdi. 

Mevlâ, bizlere de böyle engin ve temiz bir kalb ve güzel ahlâk lütfetsin. (Âmîn)

Hamd olsun âlemlerin Rabb’i olan Allâh’a! 

[1] Tevbe 9/40.

[2] Buhari, Fezâilü ashâbi’n-Nebî 5.

Mart 2026, sayfa no: 42-43

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak