Ara

Her Geceyi Kadir Bil

Her Geceyi Kadir Bil

Hayat kitâbımız Kur'ân-ı Kerîm, bâzı hususlarda bizleri daha dikkatli olmaya dâvet eder. Bunlardan biri de "zaman" kavramıdır. "Asr'a yemîn olsun""Duhâ'ya (kuşluk vaktine) yemîn olsun""Geceye ve gündüze yemîn olsun"gibi âyetler bunların birer örneğidir. Mevlâmızın çeşitli zaman dilimlerine kasem etmesi çok önem arz etmektedir. Fahruddîn-i Râzî, Asr sûresinin tefsîrinde özetle şöyle buyurur:

 

"Allah Teâlâ zaman olan asr'a yemîn etmiştir. Çünkü zamanda acâyiplikler vardır. Şöyle ki mutluluk ve üzüntüler, sıhhat ve hastalık, zenginlik ve fakirlik zaman içinde olur. Ayrıca ömre denk ve onunla aynı kıymette olan bir şey de yoktur. Bin yılını boş şekilde harcasan fakat sonra tevbe etsen, ömrünün son deminde (ebedî) mutluluğu hak edersin. Cennette ebedî olarak kalma hakkını kazanırsın. Gördüğün gibi bu son vakitte, senin için en kıymetli şey hayâtındır. Böylece zamânın asıl nîmetlerin cümlesinden olduğu ortaya çıkmış olmaktadır. Bundan dolayıdır ki Allah Teâlâ zamâna yemîn etmiştir. Rabbimiz gece ile gündüzün birer fırsat olduğuna fakat insanoğlunun bunları zâyî ettiğine dikkat çekmiştir. Zaman, mekândan daha önemli olduğundan dolayı zamâna yemîn etmiştir. Çünkü zaman katıksız, kusursuz, bir nîmettir. Ayıplanacak ve hüsranda olan ise insandır."1

 

Zaman, bu açıdan bakıldığında kayıtsız kalınacak ve dikkate alınmayacak bir kavram değildir. Aksine, sînesinde îman cevheri bulunan her bireyin, tefekkür etmesi gereken bir meseledir. Zaman büyük bir nîmet, göz ardı edilemeyecek bir ikramdır. Nitekim Efendimiz (sav) zaman konusunda bizleri şöyle uyarmaktalar: “İki şey vardır ki onlar hakkında insanların çoğu aldanış içerisindedir. Bunlar; sıhhat ve boş vakittir.”

 

Unutulmamalıdır ki, zaman insan hayâtının ömrüdür. İnsanın yaşamını sürdürdüğü, istifâde ettiği, iyilik yâhut kötülük biriktirdiği bir sahadır. Zaman, elde iken ganîmettir. Elden çıktığı an pişmanlıktan başka bir şey değildir. Vakit sermâyesi tükenen kimse, ne bir iyilik edebilir ne de yanlışlarından dönebilir. Hiçbir gücünün kalmadığı, en mâhir olduğu işleri dahi yapamadığı bir pişmanlık denizidir. Bu hususta şu âyet-i kerîme ne kadar câlib-i dikkattir:

 

"Ve onlar orada, “Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan tamâmen başka, iyi işler yapalım” diye feryâd ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da gelmişti. Şimdi tadın bakalım! Zâlimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur!" (Fâtır, 37.)

 

İbn-i Kesîr bu âyet-i kerîmeyi tefsîr ederken şöyle buyurur: "Yâni, sizler de dünyâda yaşamadınız mı? Dünyâda ömürler geçirmediniz mi? Eğer haktan istifâde eden insanlar olsaydınız hayâtınız boyunca bu yönde istifâdeniz olurdu. Nitekim Katâde şöyle duâ ederdi: Uzun ömür sebebiyle Rabbin huzûrunda azarlanmaktan Allâh'a sığınırız!2

 

Günler geceler durmaz geçiyor

Sermâyen olan ömrün bitiyor.

Bülbüllere bak, feryâd ediyor

Ey gonca açıl mevsim bitiyor.

 

Nasıl ki insanlar birbirlerinden fazîletli yaratılmış ise, günlerin de birbirlerine üstünlükleri ve fazîletleri vardır. Bu mübârek vakitler, Mevla Teâlâ'nın rahmetinin coştuğu, lütuf ve ihsânının deryâ misâli taştığı, kendisine yönelen kullarını cenneti ve cemâli ile müşerref kılacağı zaman dilimleridir. Bu mübârek vakitleri, rahmetinden ve şefkatinden dolayı bizlere ikrâm etmiştir. Bu vakitlerin kadr ü kıymetini bilenler, bu mübârek vakitleri isyân ile değil ibâdet ve tâat, hayır-hasenât ve zikir ile geçirirler. Bu gecelerde Rabb'lerinin rızâsını kazanma gayretinde olurlar. Ancak, kulluk sâdece birkaç geceye özgü anlaşılıp, diğer gecelerde Mevlâ ile birliktelikten gâfil olmak, şeytanın bizleri Allah ile aldatmasından başka bir şey değildir. Bu hususta Kur'ân-ı Kerîm, "Ey insanlar! Şüphesiz Allâh'ın vaadi gerçektir. Sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın." emri ile bizleri ikâz etmektedir. Mü'min bir kimsenin sâhip olması gereken tavrı Mevlânâ Hazretleri ne güzel ifâde eder: Her olanı hayır bil, her geleni Hızır bil, her geceyi Kadir bil…

 

Geliniz, Fudayl bin İyaz Hazretlerinin, "Mübârek Vakitlere Bakış Açısı Nasıl olmalı?" sorusuna cevap mâhiyetinde olan hayat defteri sayfalarını birlikte aralayıp, "Mübârek Vakitleri Nasıl Değerlendirmeliyiz?" sorusuna da hikmetli sözlerinden cevaplar bulalım. 

 

-        Etba-i Tâbiin neslinin büyük imamlarından

-        Tövbekârların önderi

-        Vera' ve irfan deryâsı

-        İki cihandan yüz çeviren pîr-i vakt

 

Bir grup genç, kendisine Kadir Gecesinin vaktini sorarlar. Cevâben, "Sizin kadir gecenizi bilmem ancak benim Kadir gecemi sizlere anlatayım" der ve devâm eder:

Gençliğimde bir hanıma âşık olmuştum. Eşkıyâlıktan her ne elde edersem ona gönderir, hediyeler alırdım. Bâzan yanına gider tutkumdan dolayı ağlardım. Bir defasında yine bu şekilde akşama kadar dolaştım ve gece olunca sevdiğimin damında bekliyordum. Derken oradan geçmekte olan bir kervanda bulunan kişi:

"İnen Hak aşkına ve Allâh'ın zikri için îmân edenlerin gönüllerinin huşû duymaları zamânı gelmedi mi? (Hadîd, 16.)

"Uyuyan kalbinizi uyandırma vakti henüz gelmedi mi?" mealindeki âyeti okuyordu. Okunan bu âyet ok gibi yüreğime dokundu. İçimden yaraladı. 

Geldi Rabbim! Geldi, hattâ geçti bile…

Sözlerini söylerek damdan düştüm. Şaşkın ve mahcup bir halde bir harâbeye sığındım. Kervanda bulunanlardan meydana gelen bir cemaat, hazırlanmışlardı. Yola çıkmak istiyorlardı. İçlerinden biri, "Nasıl yola çıkabiliriz ki, şâki Fudayl yol üzerinde bulunmaktadır" dedi. Bu sözü duyunca, cevâben:

"Size müjdeler olsun, artık o, yaptığına pişman olmuş ve tevbe etmiştir. Şimdiye kadar siz ondan kaçıyor idiyseniz, bundan böyle o da aynı şekilde sizden kaçmakta ve sakınmakta" dedim. İşte benim Kadir Gecem, tevbe ile tanıştığım o gecedir.

 

İbrahim b. Eş’as onun hakkında şunları söylüyor: "Fudayl’dan daha çok Allah korkusunu kalbinde taşıyan birini görmedim. Çünkü o Allâh'ı anınca veya yanında Allah anılınca, ya da Kur'ân-ı Kerîm dinleyince korku ve hüzün zâhir olur, gözleri dolar ve çok ağlardı. Hattâ yanında bulunanlar onun bu hâlinden ötürü kendisine acırlardı. Devamlı hüzün ve devamlı tefekkür hâlinde idi. İlmiyle, almasıyla, vermesiyle, cömertliğiyle, kızması ve sevinmesiyle velhâsıl bütün hasletleriyle Allâh'ın rızâsını talep etmede ondan daha hassas bir başkasını görmedim."

 

Fudayl b. İyaz, "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" âyetini şöyle tefsîr ediyor: "Biz Allâh'ın kuluyuz ve O’na döneceğiz. Kim Allâh'ın kulu olduğunu ve O’na döneceğini anlarsa, Allâh'ın vakfı olduğunu anlar. Kim Allâh'ın vakfı olduğunu anlarsa yaptıklarından sorumlu olduğunu unutmaz. Kim sorumlu olduğunu unutmazsa sorulacak sorulara cevap hazırlama çabasında olur. Kurtuluş ise ömrün geri kalan kısmını hayırla geçirmektir. Zîrâ bu son kısımda kötü olursan hem geçmişin hem de âhiretin perîşân olacaktır."

 

Hikmetli sözlerinden:

- Bir kimsenin kalbine Allah korkusu yerleşti mi, dilinde işe yaramaz bir söz bulunmaz. Bu korku dünyâ sevgisini ve arzusunu yakar, dünyâya rağbet etme hâlini gönülden dışarı atar.

- Allah (cc) bir kulu sevdi mi, üzüntüsünü artırır, diğer bir kuluna buğzetti mi dünyâsını genişletir. Eğer bir ümmet arasında dertli ağlasa, o ümmetin cümlesi için amel eder, bu amelin sevâbı ona gider. 

 

İnsanda şu üç özellik varsa o hayır üzeredir:

1- Hevâ ve zevkine köle olmaması

2- Kendinden önce yaşamış büyüklere küfretmemesi

3- Sultanların ve yöneticilerin kapısına varmaması

 

-        Dünyâ ağırlıklarından kurtulmadığın müddetçe kalbin sana teslîm olmaz.

-        Kendisine zühdün ne olduğu sorulunca dedi ki: "Zühd, kanâat üzere yaşamaktır."

-        Takvâ nedir diye sorulunca: "Haramlardan kaçınmak, helâllerle yetinmektir" dedi.

-        Tevâzu nedir diye sorulunca: "Hak için boyun eğmektir" dedi.

 

Velhâsıl, kişi her geceyi mübârek olarak kabûl etmeli, gündüzki yaşantısı ile bu mübârek geceye hazırlık yapmalı ve seherleri ganîmet bilmelidir. Sâlih kullar, gecenin sessizliğinde Mevlâ ile buluşmuşlar, gündüz çevresinde bulunan kimseler de bu feyzin netîcesinde onlardan istifâde etmişlerdir. Rabbimiz o kimseleri bizlere şöyle târif etmektedir: "O muttakî kimseler, (geceleri namaz kılmak ve istiğfâr etmek için) yanlarını (tatlı) yataklarından ayırırlar. Rablerine, azâbından korkarak ve rahmetini umarak duâ ederler. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da hayır yollarına infâk ederler." (Secde, 16.)

 

Nitekim bu sâlih kimselerin, her geceyi mübârek olarak yaşamaları netîcesinde, Mevlâ onların kavralayan eli, gören gözü, işiten kulağı olduğunu müjdelemiştir. Hacı Hasan Efendi Hazretleri bu hakîkati şöyle ifâde buyururlar:

 

İhvan, zararın gözdedir

Kalemdâr bildi özdedir

Ordan gelir söz bizdedir

Arada tercümandır bu

 

Rabbimizden, her ânımızı fırsat bilip, kulluk şuuru içinde yaşamayı niyâz eder, vakitlerimizi Kur'ân'ın nûru ile nurlandırıp, sünnet-i seniyye dâiresinde ferahlanmayı ve Hakk Dostları ile mânevî berâberlik saltanâtını isteriz. Rabbimiz! Bize dünyâda da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azâbından koru. Âmîn!

 

Dipnotlar:

1 et-Tefsîru’l Kebir, XXXII,84

2 İbn Kesîr , V , 589-90

 

Kasım 2022, sayfa no: 20-21-23

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak