Ara

Gönül Gözüyle Gençliğe Bakış: Sûfîlerin Gençliğe Bakışı ve Tavsiyeleri

Fatih Çınar  Tasavvufî sistem, hayatın bütününü kuşatan bakış açısıyla hangi döneminde olursa olsun insanın Kur’ân ve sünnet çerçevesinde yaşamını anlamlı hale getirebilmesi için ilkeler ortaya koyan bir yapıya sahiptir. Sûfîler, çocukluk ve ihtiyarlık dönemlerine dair uyarılarda bulundukları gibi insan hayatının en verimli, bununla birlikte kompleks yapısıyla dikkat çeken gençlik dönemi[1] üzerinde de önemle durmuşlardır. Aslında onların bu tavrı Kur’ân[2] ve sünnetin[3] bu konuya/gençliğe verdiği önemden kaynaklanmaktadır. Gençlik konusunda Kur’ân-ı Kerim’de özellikle Kehf Suresi’nin ilgili ayetlerinde[4] dile getirilen ‘Mağara Dostları/Arkadaşları’ kıssası tasavvuf ehlinin ilham kaynağı olmuştur. Sûfîler, tevhid mücadelesi için canlarını ve mallarını ortaya koyarak pasif bir direniş sergileyen bahtiyar gençlerden bahseden ilgili ayetler üzerinde detaylı bir şekilde durmuşlardır. Örneğin Borlu Ahmed Kuddûsî (k.s), Ashab-ı Kehf’in 309 yıllık uykularının kıymetini ve manevi ilerlemedeki tesirini şu veciz ifadelerle dile getirmiştir: Lutf edüb Kuddûsî’ye ver uyku Kehfî’ler gibi Yatdılar üçyüzdokuz yıl oldı sırr-ı acîb[5]   Düşün Ashâb-ı Kehf’in kelbini al ibret andan kim Cihanın kelblerinden oldı müstesnâ dahi mümtaz[6]   Eyledin Ashab-ı Kehf’e uyhu ihsan lutf edüb Ver bana hem lutf edip uyhu yanup oldum remad[7]   Ashab-ı Kehf kıssası üzerinden gençlere tavsiyelerde bulunan önemli bir isim de Hz. Mevlana Celaleddin-i Rûmî’dir.  Ona göre gençler, şehvet gibi bedene ait arzu ve isteklere karşı sabırlı olmalıdırlar: ‘Köpek postuna bürünmüş, yani görünüşte hor ve hakir, adı sanı olmayan nice kişiler vardır ki, perde arkasında, Ashâb-ı Kehf‟in köpeğine verilen sevgi kadehinden içer dururlar. Oğlum, o kadehi elde etmek için can ver! Nefisle savaşa girişmeden, başına gelen belalara sabretmeden hiç üstünlük elde edilebilir mi? Bu sevgi kadehinden içmek için sabretmek, sıkıntılar çekmek, pek dayanılmaz bir mihnet ve meşakkat de sayılmaz. Sen de sabret ve sıkıntılara katlan ki, sabır; ferah ve neşenin anahtarıdır. Dünya pususundan, yani bedene ait arzu ve isteklerden sabretmeden, acılara katlanmadan, ihtiyatla hareket etmeden hiç kimse kurtulamadı. Çünkü sabır, ihtiyatın eli ayağı gibidir. Sen ihtiyatlı davran da, bu nefsanî istekler otundan yeme! Çünkü bu ot zehirlidir, ihtiyatla hareket etmek, peygamberlerin nuru, peygamberlerin gücü ve kuvvetidir.’[8]   Hz. Mevlana’nın (k.s) gençlerle ilgili üzerinde durduğu bir başka konu da dini hususlara riayet konusudur. Ona göre dini yaşamak genç için bir ideal olmalı ve birey gençlik hevesiyle Allah’ın (c.c) emirlerine karşı gelinmemelidir: ‘Oğlum, ne Allah’ın lütfuna mazhar olacağını, ne de kahra uğrayacağını düşünme; sadece onun emirlerine uymayı; nehyettiği, yapma dediği şeylerden de kaçınmayı göz önünde tut!’[9]   Hz. Mevlana (k.s), gençlere ağızlarından çıkan sözlere ve arkadaşlarına/dostlarına dikkat etmeleri, başkalarının kusurlarını araştırmamaları, gençliğe güvenip Allah’ın nimetlerini unutmamaları, başlarına gelen bela ve musibetlere sabretmeleri, maddenin esiri olmamaları, kötü alışkınlıklardan uzak durmaları, suretten hakikate yönelmeleri ve gönül gıdasıyla beslenmeleri gibi konularda tavsiyelerde bulunmuştur.[10]   Hz. Mevlana (k.s), gençleri bu hareketli ve hararetli dönemlerinde edebi hiçbir zaman ellerinden bırakmamaları konusunda da uyarmıştır. Bu noktada hazret, gençlere neseple övünme, mal ve mülke aldanma, şöhret peşinde koşma ve hiç kimseye tahammül gösterememe gibi hastalıklara karşı dikkatli olmasını tavsiye etmiştir: ‘Kendimizi kontrol ederek, Cenâb-ı Haktan, edepli bir insan olmak hususunda bizi başarıya ulaştırmasını niyaz edelim. Çünkü edebi olmayan Allah’ın lûtfundan mahrum kalır. Edebi olmayan, yalnız kendisine kötülük etmiş olmaz, belki edepsizliği yüzünden bütün dünyayı ateşe vermiş olur.’[11]   Gençlerin sıkça karşılaştığı psikolojik bir hal olan ümitsizliğe düşme konusunu da gündeme getiren Hz. Mevlana, yeis hali başta olmak üzere karşılaşabileceği bütün sorunlara karşı bir gencin sevgi kalkanı ile süslemesinin en isabetli yol olduğunu savunmuştur. Ona göre, genç kalplere Allah sevgisi yerleştirilmeli ve dinî ruh her vesile ile canlı tutulmalıdır. Çünkü onun ifadesiyle ‘sevgiden acılar tatlı olur, bulanık sular durulur ve dertler şifa bulur.’[12]   Tasavvuf Ehlinin Gençlere Bakışını İfade Eden İki Önemli Kavram: Fütüvvet Anlayışı ve Ahilik Teşkilatı Hz. Mevlana, Muhyiddin İbnü’l-Arabî (k.s), Evhadüddîn-i Kirmânî (k.s) ve Şeyh Nasîrüddin Mahmûd el-Hoyî/Ahi Evran (k.s) gibi büyük sûfîlerin de şekillenmelerine katkı sağladıkları gençlerle ilgili tasavvuf ehlinin izlerini taşıyan iki önemli kavramdan ilki ‘fütüvvet’ kavramıdır.[13] Arapçada ‘genç, delikanlı, cömert ve yiğit’ gibi anlamlara gelen bu anlayışın temelinde kişinin kendisini değil toplumu düşünmesi, halkın dertleriyle dertlenmesi ve nefsi için istediği şeylerin daha fazlasını başkaları için isteme gayesi yatmaktadır.[14] Bu düşüncede dilenmeden uzak durma, yoksulu sevme, kimseye düşman olmama, kimseden bir şey beklememe ve insaf sahibi olma esastır. Sûfîlerin olgun bir insan/insan-ı kâmil olmak için yerine getirilmesini şart gördükleri bu hususları yazılı ve uygulamalı olarak insanımıza kazandıran fütüvvet anlayışı aynı zamanda iktisadi yönü olan bir teşkilattır.[15] Onun bu yönünü daha çok ‘Ahilik’ şekline bürünen yapıda gözlemlemekteyiz. Gençlerin enerji ve heyecanlarını hayra çevirerek ömür boyu kazandıkları bu güzellikleri sürdürebilmeleri için oluşturulan ahilik kurumu da tasavvuf kültürünün dünya-ahiret dengesini gözler önüne seren en önemli teşkilatıdır. Çünkü bu teşkilat sayesinde gençler nefs terbiyesi, ibadet, Allah ve Resulünün sevgisi, insana hizmet ve merhamet eğitimi gibi konularda beceri sahibi oldukları gibi kimsenin eline bakmadan dünyalık geçimlerini temin edebilecek ve iktisadi hayatın canlanmasına vesile olacak meslekleri de kazanmış olmaktadırlar.[16]   Tasavvuf ehlinin hamurunu mayaladığı bu kurumlardaki en temel amaç özellikle gençlerin hayata sımsıkı tutunmalarını sağlamak ve dünya-ahiret dengesini Kur’ân ve sünnet çerçevesinde şekillendirerek onların hayatlarını anlamlı kılmalarını sağlamaktır. Bunun için sûfîler, gençlerin maddi ve manevî değerleri dengeli bir şekilde götürmeleri gerektiğini ifade etmişlerdir. Onlar bu düşünceyle bir gencin fütüvvet ve ahi teşkilatlarına üye olabilmesi için hizmeti şiar edinmesini, insan sevgisiyle dolu olmasını, samimi ve içten olmasını, kibir ve bencillikten uzak durmasını, kanaatkâr olmasını, dürüstlük ve merhametle hareket etmesini şart koşmuşlardır.[17]   Fütüvvet ve ahilik teşkilatlarıyla ıslah etmek için gençleri hedef kitle olarak belirleyen tasavvuf ehli, onların dünyevî hırslar peşinde heder olup gitmelerinin önüne geçmeyi amaçlamıştır. Sûfîlerin bu bakış açısı gençlik nimetine verdikleri değerden kaynaklanmaktadır. Onlar hiçbir zaman dünya ve ahiret dengesini bozacak girdaplara gençlere düşmesine müsaade etmemişler, gençlerin meslek edinmeleri ve ebedi hayatlarını kazanmaları için ellerinden geleni yapmışlardır. Günümüzde alkol, uyuşturucu ve esrar gibi kötü alışkanlıklar, kötü arkadaş ve dünyevî birçok nimetin aklı baştan alan cazibesi içerisinde kıvranan ve enerjisini boş hedefler uğruna heba eden gençlere sûfîlerin Kur’ân ve sünnet süzgecinden geçirerek yaptıkları tavsiyeler günümüzde de önemini/kıymetini sürdürmektedir. Madde ve manadan oluşan insanın her iki yönüne de seslenerek nefsin boyunduruğundan onları kurtarmayı ve gerçek manada gençliği özgürlüğüne kavuşturmayı amaçlayan bu tavsiyelerden günümüz gençliği de nasiptar olmalıdır. Yoksa sadece maddeyi hedef alan, televizyon, bilgisayar ve interneti önemseyen, bencil, cimri ve ideali olmayan gençlerle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Bu noktada gençleri dünyevî ve uhrevî hedeflere salimen kavuşturacak yegâne sistemin/metodun Kur’ân ve sünnetin öngördüğü ilkelerle hayatı bezemeyi amaçlayan tasavvufî sistem ve onun öncülüğünde belirlenen fütüvvet ve ahilik teşkilatları olduğu unutulmamalıdır. Bu kurumların ana gayelerinden sapmadan günümüz şartlarına uygun bir şekilde güncellenmesi ise artık bir zaruret haline gelmiştir.   Sözlerimizi Hz. Mevlana’nın (k.s) ideal genç modelini dile getirdiği şu satırlarla sonlandırmak istiyoruz: ‘Ne mutlu o kişiye ki gençlik çağını ganimet bilir de borcunu öder. Kudretli olduğu günlerde sıhhatli ve kuvvetli bulunduğu zamanlarda bu işi başarır. Çünkü gençlik çağı, yemyeşil, terütaze bir bahçe gibi esirgemeksizin meyveler verir. Genç adamın kuvvet ve şehvet çeşmeleri akıp durur. Bedenin zeminini onlarla yeşertir. Gençlik; mamur, tavanı adamakıllı yüksek, dört duvarı sapasağlam bir eve benzer. Ne mutlu o kişiye ki ihtiyarlık günleri gelip çatmadan, boynunu liften yapılmış iple bağlamadan toprak çoraklaşıp akmadan, kaymadan işini başarm   [1] Atalay Yörükoğlu, Gençlik Çağı, Ruh Sağlığı, Eğitimi ve Ruhsal Sorunları, Ankara 1985, 72-74. [2] Örneğin bkz., İlhami Günay, ‘Kur’ân-ı Kerim’de Gençlerin Bedeni-HarekiGelişimi ve Eğitimi’, International Journal of Social Science Volume 1 Issue 1, Winter 2008, s. 67-79; Mustafa Şentürk; ‘Kur’ân’da Bir Pasif Direniş Öyküsü: Ashâb-ı Kehf’, Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c: II , sayı: 3, s. 224-237. [3] Örnek olarak bkz., Hayati Hökelekli, ‘Hz. Peygamber’in (sav) Çocuk ve Gençlere Yaklaşımı’, Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Gençlik Kutlu Doğum Haftası, Ankara 1995, TDV Yay., s. 52 vd; Sabri Akpolat, ‘Peygamberimiz ve Gençlik’, Hz. Peygamber ve İnsan Sevgisi (I. Kutlu Doğum Sempozyumu Bildirileri), Şanlıurfa 2007, s.197-206. [4] Kehf 18/10-31. [5] Şeyh Ahmed Kuddûsî, Kuddûsî Divanı, Hazırlayan: Fehmi Kuyumcu, Ankara 1982, Gaye Matbaacılık, Şiir no:91, beyit no:13, sayfa no:132. [6] Kuddûsî, Kuddûsî Divanı, şiir no:376, beyit no:3, sayfa no: 299. [7] Kuddûsî, Kuddûsî Divanı, şiir no:212, beyit no:6, sayfa no: 199. Geniş bilgi için bkz., Mustafa Ünver, ‘Borlu Kâdirî Şeyhi Ahmed Kuddûsî (1769-1849) ve Şiirlerinde Kur’ân-ı Kerîm’e Yaptığı Atıflar’, Omü İlahiyat Fakültesi Dergisi, Samsun 2003, Sayı: 16, s. 129-184. [8] Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi, İstanbul 2004, c. III, s. 27 (beyt: 210-214). [9] Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi, c. VI, s. 455 (beyt: 1479). [10] Bu konuda geniş bilgi için bkz. Ramazan Muslu, ‘Yoldaki Dikenleri Sökmek: Mevlana ve Gençlik’, Uluslararası Mevlâna ve Mevlevîlik Sempozyumu, Bildiriler II, Şanlıurfa 2007, s.83-92. [11] Mevlâna Celâleddin, Mesnevî, Çeviren: Veled İzbudak, Gözden Geçiren: Abdulbaki Gölpınarlı, MEB Yay., İstanbul 1990, Çeviren: Şefik Can, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1997, c.I, s.78-79. [12] Mevlana, Mesnevî, c.II, s.1529-1531. Bu konuda geniş bilgi için bkz., Mehmet Necmettin Bardakçı, ‘Mevlânâ Perspektifinden Gençlik Problemleri ve Çözüm Yolları’, Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2005, Yıl: VI, Sayı: 14, s. 267-283. [13] Ziya Kazıcı, ‘Ahilik’, DİA, c.I, İstanbul 1988, s. 540-541. [14] Vahit Göktaş, ‘Tasavvufi Terbiye’nin Günümüz Din Eğitim-Öğretimine Sunabileceği İmkânlar’, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 52/2, Ankara 2011, s. 152 vd. [15] Sülemi, Tasavvufta Fütüvvet, Çeviren: Süleyman Ateş, AÜİF Yay., Ankara 1977, s.7-94; İbrahim Aslanoğlu, ‘Fütüvvetnameler ve Bir Fütüvvetname’, I. Ahi Evranı-ı Velî ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu, Kırşehir, 12-13 Ekim, 2004. s.101-118. [16] Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik, Ankara, 1989, s.90-93; Mikail Bayram, Ahi Evren ve Ahi Teşkilatının Kuruluşu, Konya 1991, s.133-135; M. Saffet Sarıkaya, XIII-XVI. Asırlardaki Anadolu'da Fütüvvetnâmelere Göre Dinî İnanç Motifleri, (Basılmamış Doktora Tezi) Erzurum 1993, s.46-49. [17] Fahri Solak, Ahilik, Kuruluşu, İlkeleri ve Fonksiyonları, İstanbul Ticaret Odası Yay., İstanbul 2009, s.1-23. Ahilikte şeyhin elinden yedi kez kuşak bağlama ve açma uygulamasının anlamı şöyledir: - Cimrilik ve tamah kapısını bağlayıp cömertlik kapısını açmak. - Zulmetme kapısını bağlayıp iyili kapısını açmak. - Hırs kapısını bağlayıp kanaat kapısını açmak. - Lezzet kapısını bağlayıp riyazet (nefsini kırma) kapısını açmak. - Halktan bir şey umma kapısını bağlayıp sadece Hak’tan bekleme kapısını açmak. – Saçmalıklar söyleme kapısını bağlayıp Tanrıyı anıp tatlı konuşma kapısını açmak. - Şeytanca işler kapısını bağlayıp ilahi işler kapısını açmak. Güçlü M., Şanal M., ‘Bir Toplumsallaştırma Aracı Olarak Ahilik’, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2007/2, s.379-391.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak