Kıymetli kardeşlerim!
Sâmî Efendimiz (ks) için bazıları “O da insan, biz de insanız” diyorlar. Evet, o da insan biz de insanız, ancak aramızda büyük farklar var. Arada, yer ile gökten daha fazla fark var. İnsan var insancağız var. Hafız var hafızcağız var, doktor var doktorcağız var. Herkesin bir ‘cağız’ı var. Onun için Mevlâ bizlere onların büyüklüğünü görebilmeyi nasip buyursun.
Bir gün Ömer Bey, Sâmî Efendimiz’den (ks) “Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf 50/16.) âyetinin tefsîrini sormuştu. Allah Allah! Sâmî Efendimiz (ks) bu âyet hakkında öyle bir izahatta bulunmuşlardı ki gönüller mest olmuştu. Efendimiz (ks) âyet-i kerîmeyi şöyle tefsîr etmişler: “Bu âyette ifâde buyrulan damardan kastın şah damarımız olduğunu zannediyoruz. Hayır! Hablü’l-verîd, kalbin yanından geçen bir damardır ve o, kalbe çok yakındır. Bu damar, murâkabe zamânında, semâya doğru giden, âdetâ bir telsiz direği gibi semâya doğru açılan, Arş-ı A’zam’a uzanan bir damardır.”
İbrâhim Eken Hoca nakletmişti: “Bir sohbet esnâsında idi. Sâmî Efendimiz (ks) ihvâna konuşuyordu. Herkesin seviyesine göre izahatta bulunuyordu. Huzûruna dâhil olunca, vallâhi Bağdat’ta tahsîlim esnâsında okuduğum bütün kitapları özetledi.”
Sâmî Efendimiz (ks), âlim değilmiş diyenlere, ilmini böyle göstermiştir. Allah aşkına Üstâdımızı incitmeyelim, ne emrettiyse tutalım. Bunu ricâ ediyorum sizden.
Askerden yeni gelmiştik. Kılavuz Hafız’la birlikte ziyâretlerine gittik. Bu ziyâretimizde orada bir de hâkim vardı. Efendimiz (ks) ona, gönlü anlatıyordu. Buyurdular ki: “O, ayaktan yukarı çıkmış, kafadan aşağı inmiş, ikisinin ortasında parlamış bir cevâhirdir. İrfan, îman, huzur, zikir, ledünniyat, kenzullâh, beytullâh, arş-ı âzam var onun içinde.”
Allâh’ın indinde kadri
Zannettik zamânın bedri
Arş-ı a’zam olmuş sadrı
Döşüne kurban olduğum
beyitlerini duyunca, Ömer Bey: “Sâmî Efendimizi (ks) ne de güzel vasfetmişsin.” dedi. Fakîr, daha binde birini vasfedemedim. Ben hayâlî olarak anlatıyorum. Ah onu hakkıyla bir anlatabilsem… Kırk beş seneden beri Efendimiz ile görüşürüz. Her görüşmemizde ayrı bir âlem olur. Nasıl târif edeyim sizlere. Mevlâ, kudret sürmesi çekmiş gözlerine.
Askerlik sonrası görüşmemizde baktı ki iknâ işi zor. Gözünü yumdu. Biz de gözümüzü yumduk. Dönen âlemleri târif edemem, sırrımı ifşâ edemem şimdi, o gönlün nasıl büyük olduğunu, âlem-i ekber olduğunu anlatamam bu mecliste. Allah, Üstâdımız’ın (ks) ömrünü müzdâd etsin. Bize hakîkatleri gösterdi de biz yine kapattık oraları. Su kaynayan yerlere çimento döktük, buraların üstünü çiğnedik.
Ne tadım, ne tuzum kaldı. İşte görüyorsunuz; âsî, mücrim bir kulum şimdi. Hepinizden duâ ricâ ediyorum. Bilmeden Efendimi (ks) anlatmaya kalkışıyorum. Çok âcizleştim!
Bir günâhım karşımda Erciyes dağı oldu, utanıyorum! Tevâzudan değil gerçekten söylüyorum bunları. Hâlimi anlatamıyorum. “İyisin” diyorlar, ben “İyi değilim” diyorum. Dediklerimin aslı var. “Yahyalı’dan Hasan Efendi gelecek, sohbet edecek” diyorlar, Allah aşkına heves etmeyin. Hâlimi bilseniz kaçarsınız.
Bizlere duâ buyurun da Mevlâ (cc) hem kardeşlerimize hem de Efendilerimize lâyık eylesin.
Hamd olsun âlemlerin Rabb’i olan Allâh’a!
Haziran 2026, sayfa no: 44-45
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak