Anasayfa / Editör'ün Seçtikleri / Bir Sosyal Yardımlaşma Kurumu Olarak Ahîlik

Bir Sosyal Yardımlaşma Kurumu Olarak Ahîlik

Bir Sosyal Yardımlaşma Kurumu Olarak Ahîlik
Prof. Dr. Selami Şimşek

Giriş

Tasavvufun içtimâî yönünü teşkil eden tarîkat ve tekkelerin, toplumda sosyal yardımlaşma, dayanışma ve yaygın eğitim kurumları olarak da önemli bir görev icrâ ettikleri târihî bir gerçektir.

Günümüzde varlığını sürdüren tasavvuf ve tarîkatların, gerek sosyal hayatta, gerekse kültürel hayatta gönlü kırıklara merhem olmaya devam ettiği de mâlumdur.1 Hatta bugün tasavvufa yönelen kimselerin bir kısmının “kardeşlik ve sosyal yardımlaşma gibi hususların tasavvufi yaşayış içerisinde olan kişiler arasında daha yoğun bir şekilde yaşanması” sebebiyle ona ilgi duyduklarını söylemeleri dikkat çekicidir.2

Esas itibariyle temelleri Hz. Peygamber, Ashâb-ı Kirâm ve Ashâb-ı Suffe’nin numûne-i imtisâl olan hayatlarına dayanan, kendini topluma adama, bir meslek sâhibi olma ve topluma hizmet aşkı, karşılık beklemeden muhtaca, yolcuya, fakire elini uzatma, yedirme içirme, barındırma, kısacası insanları sosyal güvence altına alma düşüncesini tasavvufta daha ziyade Fütüvvet ve Melâmet erbâbında görülmektedir.3 Bir tarîkat olmaktan ziyâde meşreb ve neşve olarak hemen bütün tasavvuf yollarını etkileyen bu düşünce ve hayat tarzının Anadolu’daki ismi, XIII. asırdan itibaren kendisini gösteren Ahîlik’tir.

Ahîlik

Kaynaklarda “Ahî” kelimesinin Türkçe “cömert, eli açık” anlamına gelen “akı” yahut Arapça “kardeş ve dost” anlamında “ahî”den geldiği belirtilmektedir.4 Ahîliği bir terim olarak ise gönül ile aklı, madde ile mânâyı, adlarına tevazu, merhamet, hoşgörü, muhabbet, hürmet, uhuvvet, cömertlik, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma ve adâlet denilen kavramların birleştirdiği tasavvufî, ahlâkî, içtimâî ve harsî değerler bütünüdür,5 şeklinde tanımlayabiliriz.

Ahîliğin kurucusu Şeyh Hâce Nâsıruddin Mahmûd el-Hoyî’dir. 1171 yılında Azerbaycan’ın Hoy şehrinde dünyaya gelmiştir. O, devrin âlimlerinden dersler aldığı gibi, Fahrüddin Razî’nin talebelerinden Evhaddüddin Kirmânî’ye de (v. 1237) intisab ederek tasavvufî terbiye de görmüştür. Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen sufi bir şahsiyetlerden olan el-Hoyî’nin mesleği debbâğlık yani dericiliktir. El-Hoyî, Anadolu’da “Ahi Evren” yahut “Ahi Evran” olarak tanınmış, Kayseri, Konya başta olmak üzere irşâd amacıyla Anadolu’nun diğer şehirlerini de gezerek buradaki esnafı teşkilatlandırmıştır. 1261 yılında Kırşehir’de Moğollar tarafından yapılan katliam sırasında şehit düşmüştür. Türbesi, Kırşehir’dedir.

Ahîlik, çalışmayı, ibâdeti ve dürüstlüğü bir bütün olarak ele almış, ahlâka büyük bir önem vermiştir. Ahîliğe girişte şart olarak kabul edilen iyi ahlâklılık, yardım severlik ve cömertlik gibi özelliklerin aranması sonucu cemiyette güzel, temiz ahlâklı ve yardımsever kişilerin sayısının artmasına katkıda bulunulmuş, bu durum ise toplumda tekke ve zâviye, han ve hamamlar yaptırılmasını, bunların bakımı için zengin vakıfların kurulmasını sağlamıştır.

Ahîlerin asıl amacı, insanların dünya ve âhirette huzur içinde olmasını temin etmektir. Bu anlayış Ahîlerin dünya için âhiretini veya âhiret için dünyasını terketmeyen dengeli bir hayat geliştirmelerini sağlamıştır. Bundan dolayıdır ki Ahîler çatışmacı değil, hep dayanışmacı bir ruh yapısına sahiplerdir. Zengin-fakir, üretici-tüketici, emek-sermaye, millet-devlet, kısaca toplumun bütün kesimleri arasında iyi münâsebetler kurarak herkesin huzur içinde yaşamasını sağlamak Ahî birliklerinin başta gelen gâyesi olmuştur.6

Ahîliğin Tasavvufî Yönü

Kaynağını Abbâsî ve Anadolu Selçuklu sultanlarının desteğini alan Fütüvvet teşkilatının oluşturduğu Ahîliğin, tamamıyla Türk örf ve adetlerinden doğmuş bir düşünce ve hayat tarzıdır diyenler varsa da7 esas itibariyle tasavvufun şekil­lendirdiği bir kurum olduğu düşüncesi daha ağır basmaktadır. Bu görüşte olanların başında Fuad Köprülü gelmektedir. Nitekim o, Ahîleri, “Anadolu’da Ahîlik adı altında çok önemli ve çok yaygın bir meslekî-tasavvufî teşkilât” şeklinde tanımlamış, aynı zamanda Osmanlıların kuruluşunda mühim bir görev üstlendiklerini söylemiştir.8

Her şeyden önce Ahî zâviyelerindeki dinî toplantılar, zikirler onların tarîkat tarzındaki fonksiyonlarını bize göstermektedir. Hemen belirtelim ki Ahîlik klâsik anlamda bir İslâmî tarikatten farklılık gösterse de bünyesi itibariyle o, tarîkatlerdeki ve hatta gizli cemiyetlerdeki hiyerarşik yapıya ve organizasyona sahiptir. Buna göre, Ahîlik’te san‘at veya ticarete müteallik her bir faaliyetin bir pîri mevcuttur. Bunların çoğu Ashâb’dan kişiler yahut peygamberlerdir. Meselâ, Ahî Evren debbâğların pîridir. Tasavvufta olduğu gibi, fütüvvet silsilesi de Hazret-i Ali kerramallâhu vecheh’e ve ondan da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaşmakta ve ona da Allah tarafından Cebaril vasıtasıyla verildiğine inanılmaktadır.9

Ayrıca İbn Battûta (v. 1368)’nın meşhûr Seyahatnâme’sinde Anadolu’da uğradığı şehirlerde Ahîlerin tekkelerinde ve zâviyelerinde ağırlandığını ve bu zümrelerin yaşayışlarının tasavvufî bir yaşayış olduğunu belirtmesi bu durumun önemli bir delilidir.10

Daha önemlisi Ahî Evren, yukarıda ifade edildiği üzere Evhaddüddin Kirmânî’den el alarak ondan tasavvufî terbiye görmüştür. Ayrıca o, daha sonra mürşidinin tavsiyesi üzerine Abbâsî halîfelerinden Nâsır-Lidinillâh (v. 1225) ile tanışarak fütüvvet teşkilâtına katılmış, sonraki süreçte bu teşkilatın önde gelen şeyhleriyle temas kurma imkânı bularak başta Kirmânî olmak üzere birçok âlim ve sûfîden istifade etmiştir.11 Dolayısıyla Ahîlik’te, gerek kurucusu, gerek düşünce ve teşkilat yapısı, gerekse faaliyetleri yönüyle hâkim unsur tasavvuftur diyebiliriz.

Bu hususta son olarak Ahîliğin temel ilkelerine bir göz atmayı yararlı görüyoruz. Zira aşağıda sıralanan prensiplerin hemen hepsi bütün tarîkat mensuplarının uyması gereken âdâb ve erkân kurallarıdır. Bu prensipler maddeler hâlinde şöyledir:

1. Doğruluktan ayrılmamak.

2. Alçak gönüllü olmak.

3. İyi huylarını geliştirmek.

4. Kendisini halka adamak.

5. Misafirlerini sevmek.

6. İnsanlara nasihat ederek onları iyi yola yöneltmek.

7. Kudreti varken suçluyu affetmek.

8. Bir sanat veya iş sahibi olmak.

9. Takvâ sâhibi olmak.

10. Utanma duygusuna sahip olmak.

11. Hile yapmamak.

12. Yalan söylememek, kusur aramamak.

13. Dedikodu yapmamak, kusurları örtmek.

14. İçki içmemek.

15. Zina ve livata yapmamak.

16. Zenginlere karşı minnetsiz olmak.

17. Kimseye karşı düşmanlık ve kin duymamak.

18. Büyüklere hürmetkâr; küçüklere şefkatli olmak.

19. Bel bağlamamak; fütüvvet alamet ve elbiselerini taşımak.

20. Nefis adı verilen şeytanla mücâdele etmek.12

Ahîliğin Sosyal Fonksiyonları

Ahîliğin sosyal fonksiyonlarına gelince, ilk başta karşımıza eğitim ile ilgili özellikleri çıkmaktadır. Ahîlik’te meslekî ve ahlâkî olmak üzere iki türlü eğitim verilmekteydi. İş yerlerinde çırakların yetiştirilmesine yönelik meslekî eğitim verilirken, ahî zâviyelerinde de ahlâkî eğitim yaptırılmaktaydı. Meslek eğitimi iş yerinde ve atölyelerde veriliyordu ve uygulamalı bir eğitimdi. Her çırak ustasına bakarak, onu izleyerek ve taklit ederek öğrenmekteydi. Her usta çırağına, sanatını en ince ayrıntısına kadar öğretmek zorundaydı. Ahlâkî eğitimde ise içtimâî ahlâk ve erdemleri, insanlık, dürüstlük, edebiyat, Kur’ân okumak, yemek pişirmek, tarih, mûsiki, tasavvuf dersleri ile hüsn-i hat ve tezhib sanatlarıyla ilgili dersler verilirdi.13

Ahîliğin sosyal fonksiyonu, dinî inanç ve sembollerle belirlendiği için, bunlar arasında kin ve düşmanlık tohumlarının yeşermesi mümkün değildi. Sosyal düzen aleyhinde faaliyetin olmayışı, Ahîler arasında yaygın, dinî ve tasavvufî düşüncelerden kaynaklanan, dayanışmacı ve başkasını düşünücü sosyal kuralların varlığıyla açıklanabilir.14

Ahîliğin sosyal fonksiyonu, esas itibariyle sosyal ahlâka dayanmaktadır. Ahîliğin ahlâk prensipleri “bireyci” değil, bireyin toplum içerisinde kişiliğini koruyacak şekilde “toplumcu”dur. Bundan dolayı ne birey topluma, ne de toplum bireye ezdirilmiştir. Ahîliğin sosyal dayanışma ruhu sayesindedir ki devletin hiç bir tesiri olmaksızın şehir esnafı ve halkı, kendi kendisini idare etmiş, en küçük bir usûlsüzlük, yolsuzluk ve geleneğe aykırı harekete fırsat verilmemiştir.15

Ahîliğin en önemli sosyal fonksiyonlarından birisi de başta mensupları olmak üzere insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak olmuştur. Şimdi bu konuya bir göz atalım.

Ahîliğin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Boyutu

İçtimâî hayatın insana yüklediği vazife ve sorumluluklar, yardımlaşma ve dayanışmayı vazgeçilmez bir ahlâk prensibi olarak karşımıza çıkarmaktadır. Yüce dinimiz İslâm da yardımlaşma ilkesini hayatın merkezine yerleştirmiş ve yardımlaşmayı sosyal hayatın işlerliğini sağlamak bakımından dinî ve ahlâkî bir görev addetmiştir.

İslâm’da yardımlaşma ve dayanışmanın ilk misâlini, Mekke’den Medine’ye hicret ettikleri vakit Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve Muhâcirlere kucak açıp bütün imkânlarıyla onlara yardım eden Medineli Müslümanlarda yani Ensâr’da görmekteyiz. Nitekim Ensâr’ın bu davranışı Kur’ân-ı Kerîm’de “Onlar hicret edip yanlarına gelenleri severler”(Haşr, 59/9)diye övülmüştür.

Ayrıca dinimiz toplumda yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan selâmlaşma, musâfaha, ikrâmda bulunma, hediyeleşme, karz-ı hasen, tasadduk gibi davranışları telkin etmekte, yardımlaşma ve dayanışmayı engelleyen enâniyet, hased, ihtiras, kibir gibi davranışları ise yermektedir. Yine dinimizdeki fertlerin imkân ölçüleri nisbetinde yapması gereken bir nevi sosyal güvenlik kurumları olarak nitelendirebileceğimiz zekât, sadaka, hac ve kurbân gibi ibâdetler, toplumdaki fertlerin ihtiyaçlarını karşılama gayesine mâtuf ibâdetlerdir. Bu ibâdetler, toplumdaki sosyal farklılıkları en aza inmesine ve içtimâî denge, huzurun oluşmasına katkı sağlamaktadır.16

Ahîliğin en önemli yönlerinden birisi de hiç kuşkusuz, sosyal yardımlaşma ve dayanışmadır. Ahîlik kurumunda kuvvetli bir şekilde görülen bu sosyal yön, Kur’ân-ı Kerîm’e dayanmaktadır. Şöyle ki Kur’ân, insanlara, iyilik üzerinde yardımlaşmalarını ve kötülük üzerinde yardımlaşmamalarını tavsiye etmektedir (bkz. Mâide, 5/2). Bu sebeple sosyal yardımlaşma duygusu Ahîlerde son derece gelişmiştir.17

Ahîlik kurumu, zaten sürekli olarak kargaşa yaşanan toplumda devletin sahip çıkamadığı fert ve gruplara sahip çıkma, hiç kimsesizin kimsesi olma felsefesi üzerine kurulmuştur. Bu bakımdan, Ahîlikte sosyal yardımlaşma ve dayanışma, kardeşlik anlayışının da zorunlu bir gereğidir.18

Ahîlik’te yardımlaşma ve dayanışmanın somut misâllerine açık bir şekilde rastlamak mümkündür. Bunun en güzel misâli, Ahîlerin, misâfirleri ağırlamak ve gençleri eğitmek için kurdukları “yâren odaları”dır. Nitekim yârenler, misâfir ağırlamada, yakınlarından biri evlendiğinde, fakir ve kimsesizlerin işlerinde ve birbirlerinin tarım işlerinde birbirleriyle yardımlaşır ve ihtiyaçlarını giderirlerdi.19

Ahîlerin âdâb ve erkân kitâbı olarak nitelendirebileceğimiz fütüvvetnâme türü eserlerde de toplumsal yardımlaşma ve dayanışma konusu üzerinde ısrarla durulduğu görülmektedir. Meselâ Nakkâş Ahmed b. İlyâs Fütüvvetnâmesi’nde, muhtaçlara yardımda bulunmanın ve onlara alçakgönüllülükle muamele etmenin fütüvvetin temel şartlarından olduğunu ifade edilerek Cenâb-ı Hakk’ın bağışlayanları överek “O mala kendileri muhtaç olsalar bile ihtiyaçta olanları kendilerinden üstün tutar, onlara bağışlarlar” (Haşr, 59/9)âyeti delil gösterilmektedir.20 Semnânî Fütüvetnâmesi’nde ise yardımlaşma ve dayanışmanın önemine işaret edilerek bu davranışın fütüvvet kardeşliğinin bir gerekliliği olduğuna vurgu yapılmaktadır.21

Bundan dolayıdır ki Ahîler, fütüvvetnâmelerde yer alan bu prensipler çerçevesinde toplumda yardımlaşma ve dayanışma anlayışını hep canlı tutmaya çaba göstermişlerdir. Bu sayede toplumda kardeşlik duygusu en üst seviyede tutulmaya çalışılmış ve insanlar arasında kin ve nefret gibi olumsuz davranışların önüne geçilmiştir. Bu sayede hem toplumun maddî ve mânevî yönden gelişmesinde hem de devletin herhangi bir müdahalesi olmadan toplumda huzur, barış ve güvenin sağlanmasında etkili bir yol izlenebilmiştir.22

Ahîliğin sosyal yardımlaşma ve dayanışma boyutlarından birisi de “orta sandığı” adı da verilen yardımlaşma sandıklarıdır. Şöyle ki Ahîler, kendilerine uyanlara sosyal dayanışma rûhunu kazandırmak maksadıyla onları müesseselerine bağlamışlar, kendi bünyelerinde yardımlaşma sandıkları kurmuşlardır.

Nakledildiğine göre Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin Türklerle meskûn olan yerlerinde her Ahî birliğinin bir orta sandığı vardı. Buna, “Esnaf Vakfı” , “Esnaf Sandığı” ve daha önceleri “Esnaf Kesesi” adı verilirdi. Sandık, mütevelli veya sandık vakfı yöneticisinin yönetiminde faaliyetini sürdürürdü. Sandığın başlıca gelir kaynaklarını, esnafın teberruları, çıraklıktan kalfalığa ve kalfalıktan ustalığa yükselirken ustanın çırağı ve kalfası için verdiği teberru, haftalık veya aylık olarak esnaftan gücüne göre toplanan paralar, nemâdan ve toplanan paranın işletilmesinden elde edilen gelirler oluştururdu.

Her Ahî sandığında atlas kese, yeşil kese, örme kese, kırmızı kese, beyaz ve siyah kese olmak üzere altı kese yer almaktaydı. Atlas kesede esnaf vakfına ait her türlü senet, vesika ve yazışma evrakı; yeşil kesede esnafa ait mülkün ve vakfın tapu senetleri; örme kesede belirli bir miktar para, yedek akçe; kırmızı kesede nemâya, işlemeye verilen paranın senetler; beyaz kesede her türlü gider belgeleriyle, cârî yıl hesapları; siyah kesede ise vâdesinde tahsil edilemeyen alacaklar, tahsili imkânsız hale gelmiş senetler ile bunlara ait evraklar yer alırdı.

Bu orta sandıklarının gelirleri ise ticâret veya işlerini genişletmek isteyen, hali vakti yerinde olmayan, vefat eden, felakete uğrayan, fakir olup hasta olan esnaflara, evlenecek olan fakir ve kimsesiz gençlere, Ramazan aylarında fakir ve yoksullara ve buna benzer çeşitli durumlar için harcanırdı. Ayrıca bu gelirler, tekke, zâviye, han ve hamam gibi çeşitli kurumların onarımları için harcandığı gibi âlimlere ve diğer din adamlarına yardım ve şeklinde de olurdu.23

İşte tüm bu sebeplerden dolayıdır ki “orta sandıkları” sistemi, üretim, tüketim, tasarruf ve yatırım gibi iktisadî hayatın temel unsurlarının düzenlenmesinde çok önemli bir vasıta olarak kullanılmış, müteşebbislere teşebbüs cesareti verirken, tüccârların hırs ve nefsânî davranışlarını frenleyerek kendilerini kanaatkârlığa yöneltmiştir. Orta sandıklarının, ihtivâ ettiği prensipler bakımından modern kooperatifçiliğin temellerini teşkil ettiğini de söylemek gerekir. Dünya kooperatifçiliğinin oluşmasında Ahî birliklerinin tespit etmiş olduğu esasların önemli tesirleri olduğu neticesine varılmıştır. Ayrıca günümüz modern sendikacılığı üzerinde Ahîliğin tesirleri görülmüştür. Hattâ Alman sendikacılık felsefesi ve yönetim şeklinin Ahîliğin bu yöndeki prensipleri gölgesinde geliştiği belirtilmiştir.24

XIII. asırda kendisini göstermeye başlayan, bilhassa XVI. asır ve XVII. asrına ortalarından itibaren çözülmeye yüz tutan, XIX. asra kadar etkisini devam ettiren Ahîliğin ortak sandık sistemi, söz konusu XIX. asrın sonlarında Nakşî-Halidî şeyhlerinden Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî (v. 1893) tarafından yeniden ihyâ edilmeye çalışıldığını burada belirtmeden geçemeyeceğiz. Nitekim Gümüşhanevî, dergâh mensupları arasında bir yardımlaşma ve borç sandığı kurarak ev ve iş yerlerinde âtıl duran menkul servetleri bu sandıkta toplatmış, bu para ile bir matbaa kurarak basılan eserlerinin ücretsiz dağıtımını sağlamıştır. Aynı sermayeden tahsis edilen beş biner altınlık vakıflarla İstanbul, Bayburt, Rize ve Of’ta on sekiz bin cildlik dört büyük kütüphane kurulmuş, böylece Anadolu’da kültür merkezlerinin kurulmasına çalışılmıştır.25

Sonuç Yerine

Kökleri Mâverâünnehir ve Horasan’a kadar uzanan bir geleneğe sahip Fütüvvet teşkilatının Anadolu’daki devamı niteliğindeki Ahîlik, XIII-XIX. asırlar arasında esnafların yardımlaşma, dayanışma, eğitim, kişisel gelişim ve kültürel etkileşimlerine büyük önem veren bir kurum olarak toplum hayatımıza büyük katkılar sağlamıştır.

Ahîlik, geçmişte devlet-halk bütünleşmesini en ileri düzeyde gerçekleştirmiş tasavvufî-meslekî bir kurumdur. Dolayısıyla sivil bir kurumun, karşılaşılan mes’elelerin çözümünde gösterebileceği yararların farkına varmalı ve bu tür sivil kuruluşların dünyada daha önemli hale geldiğinin bilincinde olmalıyız. Ahî kelimesindeki “kardeş, dost” anlamı, kültür hayatımızda önemli bir yeri olan yardımlaşma, dayanışma, kanaat, hoşgörü ve sevginin kökleşmesini sağlamıştır. Böylelikle Ahîlik, toplumumuzun âdetâ birleştirici harcı olmuştur. Ayrıca paylaşmanın ve bir arada yaşamanın kültürel kodlarını verecek ipuçlarını da Ahîlik ilkelerinde bulmamız mümkündür.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Ahîlik, geliştirmiş olduğu tasavvufî, ahlâkî, içtimâî ve iktisâdî ilke ve erdemlerle günümüzün çeşitli sivil toplum örgütlerine, derneklerine, vakıflarına, sendikalarına, gençlik ve meslek kuruluşlarına, eğitim kurumlarına, pek çok yönden misâl olabilecek güzel bir yapıya sahiptir. Ahîlik kurumunun meslekî, ticârî ve içtimâî ahlâkı ön planda tutan gelenek ve görenekleri hatırlanarak ihtiyaç duyulan alanlarda modern sentezler yapılarak günümüz şartlarına uyarlanması oldukça önem arzetmektedir. Kur’ân, Sünnet’e dayalı güzel ahlâk modelini kendisine şiar edinmiş olan bu tasavvufî-meslekî teşkilattan istifade ettiğimiz sürece devletimiz ve milletimiz nice asırlar ayakta kalacak, gariplerin, yetimlerin, mazlumların, kimsesizlerin umudu olmaya devam edecektir.

Dipnotlar
1 Mehmet Necmettin Bardakçı, Dünden Bugüne Tasavvuf ve Tarikatlar, Rağbet Yay., İstanbul 2016, 2. Baskı.
2 Muammer Cengil, “Tasavvufi Yaşantıya Yönelmede Etkili Olan Psiko-Sosyal Nedenler”, Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, s. 228.
3 Ali Tenik, “Ahîliğin Tasavvufî Boyutu ve Şanlıurfa’da Ahîlik İzleri”, Marife, Sayı: 2, Güz 2002, s. 136.
4  Abdülbaki Gölpınarlı, “İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı ve Kaynakları”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, XI, İstanbul 1949-1950, s. 6.
5 Sıddık Bakır, “Bir Eğitim Kurumu Olarak Ahilik”, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, Sayı: 3/1, 2014, s. 406.
6 Yusuf Ekinci, Ahîlik ve Meslek Eğitimi, MEB Yay., İstanbul 1990, s. 22.
7  Ahmet Yaşar Ocak, “Fütüvvet”. DİA, c. XIII, s. 262.
8  Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara 1991, s. 211 vd.
9 Ünver Günay, “Dinî Sosyal Bir Kurum Olarak Ahilik”, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 10, Kayseri 1998, s. 73, 74.
10 İbn Batûta, Rihletü İbn Battûta, Beyrut 1977, s. 188 vd.
11 Mikail Bayram, Ahi Evren (Tasavvufî Düşüncenin Esasları). TDV Yay., Ankara 1995, s. 16; M. Fatih Köksal, Ahi Evren ve Ahilik. Kırşehir Valiliği Kültür Hizmeti Yayınları, Kırşehir 2008, s. 8; Ali Kuzu, Ahi Evren, Paraf Yay., Ankara 2013, s. 16.
12 Ekinci, a.g.e., s. 37-39.
13 Bakır, a.g.m., s. 407-408.
14 A. Yaman, “Osmanlı Toplumunda Ticaret ve Zanaatin Organizasyonu”, Gerçek Dergisi, Cilt: II, Sayı: 6, İstanbul 1974, s. 29.
15 Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi, İstanbul 1969, c. II, s. 21.
16 Abdülkadir Kıyak, “İslam’ın Yardımlaşma ve Dayanışma Prensibinin Sosyal Hayata Aksettirilmesinde Ahiliğin Rolü: Fütüvvetnâmeler Ekseninde”, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Sayı: 5, 2017, s. 2500.
17 M. Aksoy, “Gezek Geleneği”, Töre Dergisi, Sayı 113, Ankara 1980, s. 41.
18 50 Soruda Ahilik, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konferedasyonu Yay., s. 10.
19 Neşet Çağatay, Bir Tük Kurumu Olan Ahilik, TTK Yay., Ankara 1997, s. 142 vd; Kıyak, a.g.m., s. 2500-2501.
20 Bkz. Nakkâş Ahmed b. İlyas, “Tuhfetu’l-Vasâyâ”, İslam ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı (İçinde), haz. Abdülbâki Gölpınarlı,İstanbul Üniversitesi Yay., İstanbul 1950, s. 219.
21 Semnânî, “Fütüvvet Hakkında Risâle”, İslam ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı (İçinde), s. 310 vd.
22 Kıyak, a.g.m., s. 2501.
23 Tayyib Duman, “Osmanlılarda Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma”, Millî Eğitim Dergisi, Sayı: 143, Temmuz-Ağustos-Eylül 1999, s. 143. Ayrıca bkz. Ekinci, a.g.e., s. 26-28.
24 Abdullah Turan-Kudret Safa Gümüş, “Türk Dünyasında Kültür, Sosyal Dayanışma ve Birlik Köprüsü Olarak Ahilik Teşkilatı ve Bu Bağlamda Türk Devletlerine Öneriler”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı: 41, Aralık 2015, s. 609.
25 İrfan Gündüz, Gümüşhânevî Ahmed Ziyâüddin (K.S) Hayatı-Eserleri-Tarîkat Anlayışı ve Halidiyye Tarîkatı, Seçil Ofset Matbaası, İstanbul 2013, s. 50-51.

Şubat 2019, sayfa no: 22-23-24-25-26-27

Ayrıca kontrol et

Evlilik

Evlilik Alemdar Sâmî Efendi Hazretleri (ks) evlenecek çiftlere üç tavsiyede bulunur: Soyunda kıtal, haksız yere …