Anasayfa / Editör'ün Seçtikleri / Her Nefeste Hakk’ı Zikretmek

Her Nefeste Hakk’ı Zikretmek

Her Nefeste Hakk’ı Zikretmek

Kalemdar (ks)

Kıymetli kardeşlerim!

Kalb, hayâtımızı idâme ettiren bir organımızdır. Ancak benim size anlatmak istediğim kalb, o kalb değil. Kalbin üzerinde gönül var. Gönlün içinde süveydâ-yı derûn noktası var aynen gözbebeği gibi. Güzel sesler işittiğin zaman gözünden yaş gelir. Tesirli sözler duydun mu hislenirsin. Bunlar süveydâ-yı derundandır. Gönül dediğimiz Âlem-i Emir’dendir, Âlem-i Halk’tan değildir. Âlem-i Halk’tan olsaydı et parçası olurdu.

Bu konuda Üstâzımız Sâmî Ramazanoğlu’ndan (ks) öğrendiklerimi sizlere nakledeyim. Böyle gaflet ile on bin defa ‘Allah Allah’ demek hiçbir şey ifâde etmez. Kalbini, dilini ve kulağını bir edeceksin. Zikrederken baktın ki gaflet hâli geldi, başladın boş yere ‘Allah Allah’ demeye, hemen kendini kontrol edeceksin. İllâ ki gönlüne dikkat edeceksin. Gönlünü, süveydâ-yı derûnu gözetirsen Allâh’ı (cc) unutmazsın. Kalbin üzerinde lafza-i celâl yazılıdır. Sürekli olarak Allâh’ı hatırlatacak bir nokta var orada.

Kalb, ‘Allâh Allâh’ demeye başlar. Kalb zikreder, sen de bunu duyarsın. Kalbin duyurmak hissi var. Bir şeyden korktuğunda nasıl kalbin çarpar ‘küt küt’ ederse, aynı şekilde kalb zikrini de sana duyurmak ister. Ondan sonra zikir sâbitleşir. Zararı mı olur, daha koyulaşır. Telvin hâlinden temkin hâline dönülür. ‘Letâifleri tez tez değiştirmenin mânâsı yok’ derdi Üstâzımız. Bir keteni, bir kömürü yaktın mı acı bir tütün gelir, ondan sonra ateş alevlenir. Bu iki halden sonra köz hâlini alır; kahveyi pişireceğin zaman elin yanmaz, bir solukta pişirirsin. Kalbin durumu da böyledir.

Derviş, kalbi zikrederken râbıtayı çok yaparsa kalbinde batma hâli olur. Battığı zaman letâif değişilmez. Ondan sonra, acele de edilmez. Acıdan sonra, ‘küt küt küt’ atmaya başlar. Süveyda-yı derûn sana duyuracak şekilde ‘Allâh Allâh’ der. Bizim yolumuzda öyle dıştan bağırma-çağırma olmaz. Kendi kulağın duyacak kadar ‘Allah Allah Allah’ diyeceksin. Gelin Hakk’ın zikrini kalbimize duyuralım; dilimiz, kalbimiz ve kulağımız bir olsun.

‘Bir kimsenin dili Allah derse, kalbi de Allah derse, onun yardımcısı Benim’ buyuruyor Allâh’ımız. Onun hâlini meleklere bile duyurmam. Mîzan’da bir kulun hesapları görülüyormuş, günahları ağır gelmiş. Allâh’ımız o kulun imdâdına yetişmiş ve şöyle buyurmuş: ‘Benim indimde bu kulumun bir ameli var. Bu kulum, meleklerimin dahi duyamayacağı bir şekilde beni gizlice zikretti. Affettim onu.’

el-Kalbu kenzullâh. Kalb, Allâh’ın hazînesidir. “Ne ararsanız bulunur orada” buyurmuş Abdülkâdir-i Geylânî (ks) Hazretleri. Pazarda kumaşın iyisi de bulunur kötüsü de. İsteyen iyisini de alır kötüsünü de. Bizim pazarımızda sermâye, kâbiliyet ve teslîmiyettir. Sohbette ise her şey kendi kendine sökülür gelir. Konuşan mı söküp getiriyor? Hayır. Dudaklar da Allâh’ın, gönüller de Allâh’ın, her şey Allâh’ın. Yâni vazîfeyi gören Rabbimiz. Biz talebkârız. Onun için iftihâr eden belâsını buluyor.

‘Men arefe…’ sırrına mazhar olmazsan konuşması zor. Biz haddimizi bilmediğimizden konuşuyoruz. Üstâzımız bizlere ‘İhvâna sohbet buyurun’ dediği için konuşuyoruz. Yoksa bunları söylemeye haddimiz mi var?

Bir elif, iki lâm bir de hû var Allah lafza-i celâlinde. Bu bir kolaylıktır bizim için. Nasıl bir kolaylıktır? Gâfil olmazsak eğer, aldığımız her nefeste Allâh’ı (cc) zikretmiş oluruz. Hayvanların nefesi de Allah der. Hepsini ona göre halk etti Mevlâmız.

İbn Arâbî (ks), ‘Mevlâ’sını en çok zikreden taşlarla topraklardır, sonra ağaçlar, sonra hayvanlardır. Mahlûkâtın içinde Allâh’ı (cc) en az zikreden ise insanlar ve cinlerdir’ buyurmuştur. Biz, Allâh’ı (cc) en az zikredenler içinde yer alıyoruz. Onun için Sâmî Efendimiz (ks) de ‘Kalbiniz çalışsın, az zikretmesin, dâimâ Allah desin’ buyurmuştur. Bütün letâif şöyle dursun, bir tek kalb ‘Allâh Allâh’ dese, kabir bizi çürütmez -biiznillâh-.

Mevlâ bizlere, bütün âzâlarımızla Kendisini zikreden kullardan olmayı nasib buyursun. (Âmîn)

Hamd olsun âlem-lerin Rabb’i olan Allâh’a.

Mayıs , sayfa no: 28-29

Ayrıca kontrol et

Âfiyet

Âfiyet Alemdar Af ve âfiyet kelimeleri sözlükte şu mânâlara gelir: Af, yapılan bir hatâdan dolayı …