Hz. Peygamber Efendimiz, kırk yaşına gelip Yüce Allah tarafından kendisine risâlet yāni peygamberlik görevi verildiğinde hayatta olan dört tâne amcası vardı. Bunlar, yaş sırasına göre Ebû Tâlib, Ebû Leheb, Hamza ve Abbas amcalarıydı. Ebû Tâlib, âilenin yāni Hâşimoğulları âilesinin reisiydi. Kendisi açık bir şekilde İslâm’ı kabûl ettiğini ilân etmedi ama Mekkelilerin, Hz. Peygamber Efendimiz’e verdikleri sıkıntılarda O’nu korudu; dâvâsını anlatma konusunda O’na destek oldu. Onun ölümünden sonra Ebû Leheb, âilenin reisi oldu. Kabîle geleneklerine göre onun da yeğenini koruması gerekirdi ama korumadı; üstelik karısı ile birlikte yeğenine en ağır sıkıntıları ve acıları o çektirdi. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de hem kendisinin hem de karısının cehennemlik olduğunu haber vermektedir. Diğer iki amcası Hamza ve Abbas İslâm’ı kabûl etti ve hürmetle anılmayı hak ettiler. Biz de bundan sonra onların isimlerini yâd ederken isimlerinin başına ‘hazret’ ifâdesini, sonlarına da ‘radıyallâhu anhu’ duā cümlesini ekleyeceğiz.
Hz. Peygamber Efendimiz, dünyâ gözü ile babası Abdullah’ı göremedi. Çünkü babası Abdullah, oğlunun doğumundan önce vefât etmişti. Efendimiz altı yaşına geldiğinde de annesi Âmine Hâtûn vefât etti. Dedesi Abdülmuttalib, torununu himâyesine aldı ve ona kendi evinde baktı. Hz. Peygamber Efendimiz, dedesinin evine geldiğinde Abbas amcası dokuz yaşında, Hamza amcası da on yaşındaydı. Peygamber Efendimiz, dedesi vefât edinceye kadar iki yıl bu iki amcası ile birlikte aynı evde yaşadı. Bu iki amca, çocukluk yıllarını birlikte yaşadıkları bu yeğenlerini çok iyi tanıdı ve kendisiyle iyi anlaştılar. Hz. Peygamber Efendimiz kırk yaşına gelip, insanları İslâm’a dâvet edince, bu iki amcası biraz çekimser kaldılar ama dâvetin önünde engel de olmadılar. Hz. Hamza (ra), peygamberliğin beşinci senesinde İslâm’ı kabûl etti ve yeğeninin en önde gelen destekçilerinden biri oldu. Yüce Allah, ona Uhud’da şehidlik nasîp etti ve o kıyâmete kadar ‘seyyidü’ş-şühedâ’ yāni ‘şehidlerin efendisi’ unvânıyla yâd edilmeyi hak etti.
Hz. Abbas (ra), büyük çapta ticâretle ve fâiz işiyle meşgûl oluyordu. O, Mekke’nin ve dolayısıyla Arap yarımadasının en önde gelen zenginlerinden biriydi. Zemzem’in idâresi de onun elindeydi. Bu sebepten dolayı hem Mekke’de hem de Arap yarımadasında saygınlığı vardı. Hz. Abbas da ağabeyi Hz. Hamza gibi Mekke’de İslâm’ı kabûl etti ama müslümanlığını gizledi. Böyle yapmasını Peygamberimiz istedi ve Efendimiz onu Mekke’deki mustaz’af yāni zayıf müslümanları korumakla görevlendirdi. O da bu işi en güzel şekilde ve büyük bir başarıyla yaptı. Hem Mekke’de olup bitenleri ânında Medîne’ye bildiriyor hem de hicret edemeyen zayıf müslümanları koruyup kolluyordu. 8/630 yılında gerçekleşecek olan Mekke fethinden önce hicret etmeye karar verdi. Eşini ve çocuklarını alarak Medîne yolunu tuttu. Peygamberimiz de tam o sırada Mekke’nin fethedilmesine karar vermiş ve on bin kişilik fetih ordusu ile yola çıkmıştı. Amca-yeğen, yolda karşılaştılar. Hz. Peygamber Efendimiz, amcasına eşyâlarını, eşini ve çocuklarını Medîne’ye gönderip kendisinin de orduya katılmasını emrettikten sonra şöyle dedi: “Amca, benim peygamberliğim nasıl peygamberliğin sonu ise, senin hicretin de son hicrettir.”[1] Yāni ‘ben, son peygamber; sen de son muhâcirsin’ dedi.
Fetih ordusuna katılan Hz. Abbas (ra), Mekke’nin fethinde ve Huneyn savaşında üstün başarılar gösterdi ve Hz. Peygamber Efendimiz’le Medîne’ye döndü. Efendimiz vefât edinceye kadar O’ndan ayrılmadı ve O’nunla birlikte Medîne’de yaşadı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerini de gördü. 32/653 yılında Medîne’de vefât etti. Cenâze namazını halîfe Hz. Osman (ra) kıldırdı. Bakî kabristanına defnedildi. Mekânı cennet olsun.[2]
Hz. Peygamber Efendimiz’in en son evlendiği eşi Meymûne (r. anhâ) ile Hz. Abbas’ın eşi Lübâbe (r. anhâ) kız kardeş oldukları için, amca-yeğen de birbirleriyle bacanaktırlar. Hz. Abbas ve Lübâbe çiftinin biri kız, altısı erkek olmak üzere yedi çocukları olmuştur. Bu çocuklar, ‘mezarları birbirine en uzak kardeşler’ olarak tanınırlar. Büyük kardeş Fadl, Yermûk savaşında şehîd oldu. Hz. Peygamber Efendimiz’in ‘Allâh’ım, ona kitâbı öğret; onu dinde derin bilgi sâhibi ve derin anlayış sâhibi yap’ duāsına mazhar olan ikinci kardeş Abdullah, Tâif şehrinde kendi adı ile anılan câminin avlusunda yatıyor. Üçüncü kardeş Ubeydullah, Medîne’de (veya Yemen’de) yatıyor. Dördüncü kardeş Kusem (Şâh-ı Zinde), Semerkant’ta yatıyor. Beşinci kardeş Abdurrahman, ağabeyi Fadl gibi Yermûk’te şehîd oldu. Onun Afrika’da şehîd olduğunu söyleyenler de vardır. Altıncı kardeş Mâbed, Hz. Osman’ın hilâfeti yıllarında Kuzey Afrika fetihlerinde şehîd oldu. Altı erkek kardeşten dördü, şehîd mertebesine çıkarak bu dünyâdan ayrıldılar.
Bu kardeşler içinde Kusem, Hz. Peygamber Efendimiz’e çok benzerdi. Zaman zaman Hz. Peygamber Efendimiz, onu bineğinin terkisine bindirirdi. Kusem, Hz. Peygamberimiz’in cenâzesi yıkanırken hazır bulunmuş, onun mübârek cesedini sağa-sola çevirmiş, kabre inmiş ve kabirden en son çıkan kişi olmuştur. Hz. Ali (ra)’ın hilâfeti zamânında Mekke vâliliğine tâyin edilen Kusem, halîfenin şehîd edilmesine kadar bu görevi devâm ettirdi. Emevîler zamânında Horasan fetihlerine katıldı. Fetih hareketlerinde gösterdiği üstün gayretlerden dolayı kendisine elde edilen ganîmetlerden bin hisse ayrılması teklîf edilmesine rağmen o, herkese ayrılan hisse kadar aldı ve herkesin takdîrini kazandı. Fazîlet ve takvâ sâhibi olan Kusem, Horasan vâlisi Said b. Osman b. Affan ile Semerkant şehrinin fethine de katıldı ve işte burada şehîd oldu. Kabri zamanla ziyâretgâh hâline geldi, etrâfına câmi ve medreseler yapıldı. Hz. Kusem (ra)’ın, Semerkantlılar arasında ‘Şâh-ı Zinde’ yāni ‘Yaşayan Sultan’ diye anılan mezarına ve bu mezarın çevresinde oluşan külliyeye Bâbürlüler devrinde de ‘Mezarşah’ adı verilmişti. Buraları ziyâret edenler keşke bu târihî bilgileri de bilseler ne kadar iyi olur, değil mi?
Bu güzel insanlar, İslâm dîni bugüne kadar gelsin ve kıyâmete kadar kesintisiz devâm etsin diye evlerini, ocaklarını terk ettiler. Şehîd oldular ama ölmediler. Çünkü şehidler ölmez. Onların her biri, bir ‘Şâh-ı Zinde’ olarak kendilerine āit hayâtı yaşamaktadırlar.
Kasım 2026, sayfa no: 44-45-46
[1] Belâzürî, Ensâb,IV, 28; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, IX, 268.
[2] Geniş bilgi için bakınız. Mustafa Ağırman, Hz. Peygamber’in amcası Hz. Abbas, Siyer yayınları, İstanbul, 2020.