Bu yazımızda siz değerli okuyucularımızı Hz. Peygamber Efendimiz’in hayatında önce İslâm düşmanı sonra da sahâbe olan Hz. Hind ile tanıştıracağım. Sonra da böyle bir konuyu neden seçtiğimi anlatacağım. Hind, Mekkelidir ve Kureyş kabilesine mensuptur. Babası Utbe bin Rebîa, annesi de Safiyye bint Ümeyye’dir. Babası Utbe, Kureyş kabilesinin Abdüşems koluna mensuptur. Hind, Ebû Süfyan’ın eşi olarak bilinir ama ondan önce de bir evliliği vardır. Babası, amcası, kendisi ve ikinci eşi azılı İslâm düşmanı oldukları halde kardeşi Ebû Huzeyfe İslâmiyet’i ilk kabul edenlerden biriydi. Babası Utbe, Hind’in câhiliye dönemindeki hayatında, yetişmesinde ve belki de ilk zamanlar Hz. Peygamber Efendimizin karşısında yer almasında rol sahibi olmuştur. Çünkü Utbe, Mekke müşriklerinin ileri gelenlerindendir. Mekke’de bir yetim olarak büyümüş olmasına rağmen fikir sahibi, yol gösterici, cömert, hatip ve şâir bir kişidir. Nitekim meşhur Ficar savaşlarının birinde iki ordu arasına devesini sürerek tarafları barışa davet etmiş ve bunu başarmıştır. Hz. Peygamber’e peygamberlik verilmeden önce Kâbe’nin tamiri sırasında Hacerülesved’in yerine konulması esnasında içine konulduğu örtüyü tutanlardan biri de odur. Böylesine akıl, tedbir ve itibar sahibi bir şahıs olan Utbe’nin ne yazık ki, Hz. Peygamber Efendimizin getirdiği hidayetten nasibi olmamıştır. Bu yetmezmiş gibi Hz. Peygamber Efendimizi dâvetinden vazgeçirmesi için amcası Ebû Tâlib’e giden heyette yer almıştır. Ancak Utbe, Hz. Peygamber Efendimize fiilî ve fizikî eziyet etmemiş, ona nazik davranmıştır. Hatta Hz. Peygamber Efendimizin okuduğu âyetleri dinlemiş ve tesirinde kalarak arkadaşlarının yanına dönmüştür. Döndükten sonra da “Muhammed’i kendi haline bırakın, eğer zafer kazanırsa bu sizin zaferiniz olur ve siz böylece izzet ve şeref kazanırsınız” demiştir. Hz. Peygamber Efendimiz, Tâif’te oturan Sakîf kabilesini İslâm’a dâvet için gidip serseriler tarafında taşlanıp şehirden çıkarıldığında Utbe ve kardeşi Şeybe’nin bahçesine sığınmıştı. Onlar da Ninovalı köleleri Addas ile Hz. Peygamber Efendimize ve beraberindeki Hz. Zeyd’e üzüm göndermişlerdi. Hâlbuki gelip ‘geçmiş olsun’ demeleri ve çok yakından ilgilenmeleri gerekirdi, yapmadılar. Dârunnedve’de akılları sıra Hz. Peygamber’in öldürülmesine karar verildiğinde bu iki kardeş de toplantıda yerlerini almışlardı. Ne gariptir ki Utbe, hayatını kaybettiği Bedir savaşına gönülsüz katılmıştır. Köleleri Addas’ın “efendim, gitmeyin; bu savaşa katılmayın. O, bir peygamberdir; yapmayın, etmeyin” diye ısrar etmesine rağmen gittiler. Gittiler ama yolda pişman oldular, geri dönmek istediler fakat dönemediler. Hatta Utbe, Hakîm b. Hizam’ın savaşa girilmeden Mekke’ye dönülmesi teklifini desteklediği için Ebû cehil tarafından korkaklıkla itham edilmişti. Neticede oğlu Velid ve kardeşi Şeybe ile teke tek vuruşmak üzere meydana çıktıklarında karşılarına Hz. Hamza, Hz. Ali ve Hz. Ubeyde (r. anhum) çıktı. Bu üç babayiğit sahâbî meydandan gâzi olarak saflarına dönerlerken diğerleri de, zamanımızdaki birçok insan gibi akıllarına, paralarına ve konumlarına güvenerek İslâm’a düşman olmanın cezasını çektiler ve kendilerine çok yazık ettiler.

Hind, Müslüman olmadan önce işte böyle bir babanın yolunda yürümüştür. Ama kardeşi Ebû Huzeyfe, İslâm’ı ilk kabul edenlerden biridir. O, babasının ve âilesinin etkisi altında kalmadan hareket etmiş ve hidâyete ermiştir. Onu da bir başka yazımızda anlatırız inşâallah. Hind önce Hâlid b. Velîd’in amcasının oğlu Hafs (Fâkih) b. Muğîre el-Mahzûmî ile evlendi ve bu evlilikten Ebân adında bir oğlu oldu. Kendisini aldattığını sanan kocasının onu babasının evine gönderdiği, yanıldığı anlaşıldıktan sonra ise onuru kırılan Hind’in kocasının evine dönmediğine ve onu terkettiğine dair rivayet çeşitli kaynaklarda yer almıştır.1 İkinci evlilik için eş seçiminde titiz davranan Hind, babasına başvurarak kendisiyle evlenmek isteyenlerin adlarını değil vasıflarını söylemesini istedi ve adaylardan İslâmiyet aleyhindeki faaliyetlerin içinde yer alan Ebû Süfyân’ı seçti.2 Bu evlilikten de Muâviye ve Utbe adlı oğulları ile Cüveyriye ve Ümmü’l-Hakem adlı kızları dünyaya geldi. İslâm aleyhtarlığı hususunda kocasından geri kalmayan Hind, babası Utbe ve kardeşi Velîd ile amcası Şeybe’nin Bedir savaşında öldürülmesi üzerine onların intikamı alınıncaya kadar ağlamayacağını, koku sürünmeyeceğini ve kocasıyla beraber olmayacağını söyleyerek Kureyşliler’den bu savaşta kaybettikleri yakınlarının intikamını almalarını istedi. Uhud savaşında müşrik ordusuna kumanda eden Ebû Süfyân’ın yanında yer aldı ve Kureyşli diğer kadınlarla birlikte def çalıp şiir okuyarak orduyu savaşa teşvik etti. Bedir savaşında yakınlarını öldüren Hz. Hamza’yı öldürmesi için Vahşî b. Harb’e mükâfat vaad eden Mekkeliler’den biri de Hind idi. Hind, ciğerini çiğneyeceğini ve organlarından gerdanlık yapıp boynuna takacağını söylediği Hamza’yı öldürdüğü takdirde Vahşî’ye bütün takılarından ve yanında bulunan mallardan başka on altın vereceğini söyledi. Vahşî de Hz. Hamza’yı uzaktan attığı mızrakla şehid ederek karnını yardı ve ciğerini Hind’e götürdü. Hz. Hamza’nın ciğerini alıp çiğnediği için “âkiletü’l-ekbâd” (ciğer yiyen kadın) diye anılan Hind’in bütün takılarını Vahşî’ye verdiği, bunların yerine başta Hz. Hamza olmak üzere diğer şehidlerin organlarını keserek gerdanlık ve halhal olarak taktığı, Mekkeli kadınları da böyle yapmaya teşvik ettiği bilinmektedir.

Hind’in İslâmiyet’e karşı olan düşmanlığı Mekke’nin fethine kadar devam etti. İslâm ordusu Mekke’ye yaklaştığı sırada müslüman olan Ebû Süfyân, kendi evine sığınanlara Hz. Peygamber’in eman vereceğini Mekkeliler’e söylediği zaman ona herkesten önce Hind karşı çıktı ve kocasının sakalından tutarak öldürülmesini istedi; ancak Ebû Süfyân’dan bir gün sonra o da müslüman oldu. Rüyasında putların kendisini ateşe ittiğini, Hz, Peygamberin ise onu kurtardığını görünce İslâmiyet’i kabul etmeye karar verdi. Ayrıca kendisine, bir gün önceki fikrini değiştirerek neden müslüman olmaya karar verdiğini soran kocasına, Mekke’nin fethedildiği gün müslümanların Kâbe’de sabaha kadar nasıl ibadet ettiklerini seyrettiğini, o güne kadar Kâbe’de Allah’a bu şekilde ibadet edildiğini görmediğini ve bu durumun kararını değiştirmesine sebep olduğunu anlattığı belirtilmektedir. Hind’in bu kararı üzerine Ebû Süfyân, karısının henüz Hz. Peygamberin yanına varmadan öldürülebileceğini düşünerek, Hz. Peygamber’in huzuruna itibarlı biriyle gitmesini tavsiye etti. Hind de kıyafet değiştirerek Hz. Ömer’in veya Hz. Osman’ın yahut kardeşi Ebû Huzeyfe’nin himayesinde o sırada Ebtah mevkiinde veya Safâ tepesinde bulunan Hz. Peygamberin yanına gitti. Ona biat etmek isteyen kadınların arasına karışarak huzuruna çıktı. Hz. Peygamber, kadınlardan Allah’a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, iftirada bulunmamak ve iyi iş yapma hususunda Peygamber’e karşı gelmemek üzere3 kendisine biat etmelerini isteyeceğini söyleyince Hind, erkeklerden istemediği şeyleri kadınlardan istediğini, bununla beraber biat edeceklerini söyledi. Yüzü kapalı olduğu için Hz. Peygamber Efendimiz onu tanıyamamıştı. Biat konularından biri olan hırsızlık yapmama meselesi üzerinde durulurken Hind, kocasının cimri olduğunu, kendisinin ve çocuklarının bütün ihtiyaçlarını karşılamadığını, bu sebeple ona sormadan malından harcama yaptığını belirterek buna hakkı olup olmadığını sordu. Hz. Peygamber de aşırı gitmemek şartıyla onun malından kendisine ve çocuklarına yetecek kadar bir miktarı alabileceğini ifade etti.4 Orada bulunan Ebû Süfyân daha önce aldıklarını kendisine helâl ettiğini söyleyince Hz. Peygamber Efendimiz, Hind’i tanıdı. Kadınların zina etmemesi üzerinde konuşulurken Hind, söze karışarak hür kadının zina edemeyeceğini söyledi. Sıra çocukları öldürmeme maddesine gelince, “onları siz öldürdünüz” veya “biz onları küçükken yetiştirdik, büyüdükleri zaman sen onları Bedir’de öldürdün” dedi. İftira üzerinde durulurken Hind, tekrar söze karışarak şunları söyledi: “İftira çirkin bir şeydir, sen bize güzel ahlâkı emrediyorsun.” Peygamber’e karşı gelmeme teklifi üzerine de “biz bu yüce divana sonradan isyan etmemek niyetiyle geldik” dedi. Hz. Peygamber Efendimiz, biat sırasında kadınların eline dokunmadı. Hz. Peygamber Efendimizin kendisini iyi karşılaması ve daha önce yaptıkları üzerinde durmaması Hind’i son derece memnun ettiği için ona, bir zamanlar yeryüzünde perişan olmasını en çok istediği ailenin Peygamber ailesi olduğunu, fakat artık gözünde bu aile fertlerinden daha değerli bir kimse bulunmadığını ifade etti.5 Hz. Hind, oradan ayrıldıktan sonra evine gitti ve bütün putları kırdı. Kaynaklarımızda onun, kızarttığı iki oğlağı bir hizmetçisiyle Hz. Peygamber’e sunduğu, koyunları çok az kuzuladığı için daha fazlasını gönderemediğini belirttiği, Hz. Peygamberin de onların çoğalması için dua ettiği, daha sonraları sürülerinin çoğaldığı, Hind’in zaman zaman bu olayı anarak kendilerini İslâmiyet’le şereflendiren Allah’a hamdettiği kaydedilmektedir.6

Yermûk Savaşı’na Ebû Süfyân’la birlikte katılan Hz. Hind, heyecanlı konuşmalarıyla müslümanları savaşa teşvik etmiş, bozgun alâmetleri görüldüğü zaman diğer kadınlarla birlikte onların derlenip toparlanmasında büyük etkisi olmuştur. Hz. Ömer devrinde oğlu Muâviye Şam valisi olduğu zaman Hind onu görmeye gitmiş, halifenin Allah rızâsını ön planda tutan bir insan olduğunu hatırlatarak her konuda halifeyi dinlemesini, kendi yakınlarına gereğinden fazla bir şey vermemesini tavsiye etmiş, aksi halde Ömer’in kendisini azledebileceğini hatırlatmıştır. Hz. Hind’in 14/635 yılında Hz. Ömerʼin hilâfetinde Hz. Ebû Bekirʼin babası ile aynı günde vefat ettiği nakledilir.7 Bununla birlikte onun Yermûk Savaşı’na (15/636) katıldığı ve 18/639 yılında Şam valisi olan oğlunu görmeye gittiğine dair rivayetler dikkate alındığında 18/639 yılından sonraki bir tarihte vefat ettiği anlaşılmaktadır.8

Hz. Hind çok güzel konuşan, akıllı, cesur ve gururlu bir kadındı. Savaşlarda askerleri coşturmak için söylediği şiirler, bazı kimseler için yazdığı hicviyeler ve savaşlarda kaybettiği yakınları için söylediği mersiyelerden bazı bölümler günümüze kadar gelmiştir. Asil, gururlu, şâir, hatîp, akıllı, cesur ve İslâm düşmanı olan bir bayanın müslüman olması hiç kimsenin aklından geçmezdi ama oldu. Bizim, bu çağda tıkanan ve uçurumdan aşağı yuvarlanmak üzere olan insanların elinden tutabilmemiz için, Hz. Peygamber Efendimizi ve Sahâbe’yi yeni baştan bir daha okumamız ve tanımamız gerekmektedir. İlgilenmediğimiz için nice Hindler ve nice Ebû Süfyanlar zâyi olup gitmektedir. Dâvet ve Tebliğ metodunu bilmediğimiz için yanımızda ve safımızda olması gereken nice kaliteli insanları karşımıza alıp bir ömür boyu onlarla mücâdele ediyoruz. Yanımıza geldiğinde bizden daha sağlam müslüman olabilecek nice değerleri karşımıza alarak kaybediyoruz. İşlerimizi Hz. Peygamber Efendimizin sünnetine uygun yapamadığımız için biz, boşuna nefes tüketiyoruz; muhâliflerimiz de nefislerinin kurbanı oluyor ve ömürlerini boşa harcıyorlar. Bize de onlara da yazık oluyor. Hem de çok yazık oluyor.

Dipnotlar:
1 Heysemî, Mecmau’z-zevâid, IX, 264-265.
2 İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 235-236.
3 el-Mümtehine sûresi, 60/12.
4 Buhârî, Büyû,95; Müslim, Akdiye, 7-9.
5 Buhârî, Eymân, 3; Müslim, Akdiye, 8.
6 M. Yaşar Kandemir, “Hind bint Utbe”, DİA, XVIII, 64-65.
7 İbnü’l-Esir, Üsdü’l-ğâbe, VII, 281.
8 Belâzürî, Ensâb, V, 11-12.

Ekim 2026, sayfa no: 44-45-46-47