“Din nasîhattır.”
Hadîs-i şerîf
“Vesîlet’ün-Necat”, halk arasındaki adıyla “Mevlid”, konusu Hz. Peygamber olan ve onu tanıtmayı gāye edinen edebî, kısmen tasavvufî bir mesnevîdir. Eserin müellifi Süleyman Çelebi’nin gāyesi öncelikle budur. Fakat bu gāye, böyle bir esere aynı zamanda bir nasîhat kitabı özelliği de katmıştır. Bu gāyet tabii bir durumdur. Zîrâ Hz. Peygamber, insanlara rehber olarak tanıtılacaksa onun şahsiyeti, inanç ibâdet ve ahlâkî durumu ile ilgili söylenenler de birer nasîhat hükmünde olacaktır. Zîrâ din, Hz. Peygamber’in buyurduğu gibi nasîhattir. Süleyman Çelebi de bir din görevlisi olduğu için bunu anlamak kolaydır. Ama bu durumu eserin yazılmasına ve devrin özelliklerine de bakarak ele almak daha doğru olacaktır.
Nasîhat türü kitaplar, genelde toplumların daha çok çözülme dönemlerinde kaleme alınan eserler olarak halka bu çözülmeden kurtulmaları adına bilinç ve duygu/duyarlılık kazandıran eserlerdir. Onlar, bu anlamda teorik ahlâktan ziyâde pratik ahlâkın uygulamasına dâvet eden, dînin emir ve yasakları ile gelenek ve töre ahlâkı içinde yapılması veya yapılmaması gereken davranışları konu alan eserlerdir. Süleyman Çelebi devri de hem birliğin çözüldüğü hem gayr-ı Sünnî anlayışların toplumu ifsâd etmeye çalıştığı bir dönemdir. Bu yüzden Mevlid, edebiyatımızda görülen ve bizzat nasîhatnâme (pendnâme) adını taşıyan bu tür eserlerin bire bir benzeri olmamakla birlikte muhtevâsında yer alan nasîhatlerden dolayı içinde nasîhat ifâdelerinin de yer aldığı bir eser olarak da kıymet taşımaktadır.
Eserin bu özelliği zâten ilk beyitten anlaşılmaktadır. “Faslun fî’t-Tevhîd” adını taşıyan ilk bölümün 19. Beyti şöyledir: “Ey azîzler işte başlarız söze/Bir vasiyyet kılarız illâ size” Buradaki “vasiyet” kelimesi “Bir kimsenin sözlü veya yazılı olarak bildirdiği, ölümünden sonra arkasından yapılmasını istediği şey” anlamının yanı sıra “nasîhat, öğüt” mânâsı da taşımaktadır. Yine Mevlid’de geçen “Çok vasiyet etti bunlara Resûl/ Tâ ola âsân cemî-i doğru yol.” mısrâında da vasiyetin nasîhat mânâsında kullanıldığını görmekteyiz. Yine ana metnin sonlarına doğru “Fî Beyânı'n-nükteti ve'n-nasîhati” adlı bir bölüm de baştan sona nasîhat ifâdeleriyle doludur. Yine bu ifâdede geçen nükte kelimesi de ikinci anlam olarak “Söz, yazı, resim vb.nde ilk bakışta herkesin göremediği, ancak dikkat edilince çıkarılabilen ince mânâ” demektir. Sonuç itibâriyle Vesilet’ün Necat diğer özelliklerinin yanı sıra bir nasîhat kitabı olarak da okunabilecek özelliğe sâhiptir.
Allâh’ın (cc) Adını Zikretmek
Mevlid, nasîhat anlamında bize neler söylemektedir? Eser bu anlamda üç bölüm hâlinde incelenebilir. İlkinde Allah inancı dile getirilmektedir. Zîrâ bu anlamda ortada bir sıkıntı vardır. Böylece bu anlamda sâhip olunması gereken anlayış okuyana/dinleyene bu inancı hatırlatmaktır.. Bu bir îmânî yenilenme dâvetidir. Buna göre her işe Allâh’ın adıyla başlanmalıdır. “Allah adın zikr idelim evvelâ/Vâcip oldur cümle işde her kula” Dil her nefeste Allah adını anmalıdır. Fakat bu anmanın aşk ile derd ile yapılması yāni samîmiyeti esastır. Bu ifâdede kasdedilen ise özü itibâriyle besmeledir. Söylenilmek istenen de her işe besmele ile başlamaktır.
Eserin ağırlıklı kısmında ise Hz. Peygamber’le (sav) ilgili anlatımlar yer almaktadır. Burada kitâbı bir nasîhat metnine dönüştüren anlatım ise Hz. Peygamber’in hayâtı anlatılırken başta Hz. Peygamber’e salavât getirmek olmak üzere nasıl bir peygamber algısına sâhip olmamız gerektiğine dâir söylenilen sözlerdir. Bunlar tümüyle nasîhat özelliği taşımaktadır. Hemen her bölümün sonunda tekrarlanan “Ger dilersiz bulasız oddan necât/Aşk ile derd ile idin es-Salât” ifâdesi bunu gösterir. Sıkça tekrarlanan bu nasîhate göre ateşten (bunu hem dünyâ hem âhiret ateşi olarak düşünebiliriz) kurtulmak isteyenler yine aşk ile dert ile yāni samîmiyetle Hz. Peygamber’e salavât getirmelidir. Çünkü o bize “Ümmetim” demiştir. Onu bu sebeple dâimâ anmak gerekir. Fakat bunu bir lafız olarak söylemek değil tıpkı Allâh’ı dilimizden düşürmediğimiz, gönlümüzden çıkarmadığımız gibi Hz. Peygamber için de böyle yapılması gerektiğidir. Buna göre bu iki husus yāni her an Allâh’ın zikredilmesi ve Hz. Peygamber’e salavât getirilmesi îmânın esâsı olan “Kelime-i Tevhîd”in bir açıklaması olarak okunabilir.
Mevlid’i nasîhat kitabı yapan asıl bölüm ise hem Allah (cc) hem Hz. Peygamber (sav) merkezli ahlâkî nasihatlerin yer aldığı kısımlarıdır. Nasîhat ağırlığını bunlar oluşturmaktadır. Burada merkezî kavram ise Allah ve Resûlü’nün vaaz ve tebliğ ettiği ahlâkî davranışladır. Bunlar yapılması gerekenler yapılmaması gerekenler şeklinde ele alınmıştır. Bunlar İslâm literatüründe “Emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker” şeklinde ifâde edilen “İyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma” ile ilgili sözlerdir. Bunların dînen birer emir ve nasîhat özelliği taşıması ise gāyet anlaşılır bir durumdur.
Hz. Peygamber’i (sav) Tanımak
Bu mânâda söylenilenler ise şunlardır: Hz. Peygamber’i örnek almak isteyenler onu, vasıfları ve ahlâkı ile yakından tanımalıdırlar. Zîrâ onu tanımak Allâh’ı tanımaktır. Yine onu tanımayı, hangi ahlâkî vasıflara sâhip olmamız gerektiğini onun şahsiyetinden, hayâtından, yaptıklarından hareketle öğrenebiliriz. Müellif bu maksatla onu din direği, sözü şirin, cismi temiz, kerem sâhibi, enbiyâ ve evliyâların başı, şefâat edici, Hakk’ın sevip övdüğü varlık, ahlâkı Kur’ân ahlâkı, ilim, irfan denizi, fakir ve âcizlere yoldaş, haksızlık ve zulme meyletmeyen tevâzu ve kanâat sâhibi, hırstan, şükürsüzlükten uzak, yalan söylemeyen, ölçülü hareket eden olarak tanıtmaktadır. Bu ifâdelerden okuyucuya da bu vasıflarla vasıflanması ve kısaca onun şerîatı üzere amel etmek tavsiye edilmektedir.
Eserin “fî-beyânı’n-nükteti ve’n-nasîhat” bölümü ise adından da anlaşılacağı üzere bir nasîhatnâmedir. Bu bölümde söylenilenler ise şunlardır: Peygamber’e ümmet olduğunu söyleyenler ona muhâlif işler yapmamalı, Onun yolunda yürümelidir. “Şer'ini tut ümmeti ol ümmeti/Tâ nasîp ola sana Hak rahmeti” Kişi bu anlamda kendini sürekli sorgulamalıdır. “İmdi insâfa gelelim cümlemiz/Ümmet işinden nemiz vardır nemiz” Hz. Peygamber’in emrettiği şeyleri yapmak. “O ne kim emr'etdise sen anı tut/ Ki anun buyrugı durur câna kut” Özetle Peygamberin yaptığını yapmak, yapmadığından kaçınmak gerekir. Bunun için en başta gelen Hz. Peygamber’in ahlâkıyla ahlâklanmak olmalıdır. “Ümmetîsen anın ahlâkını tut/Tâ ki ümmetlik bula sende sübût” Çünkü onun ahlâkı Kur’ân ahlâkıdır: “Hulkı anun cümle Kur'ân hulki'di/Ana ol ahlâk kamusı hulkidi” Buradaki Kur’ân ahlâkı ifâdesi konuyu tümüyle ifâde etmekle birlikte daha açık hâle gelmesi açısından şunları da söylemek gerekir: Ümmet olan Hak yolunda cümle varını vermekten kaçınmamalıdır. “Ümmet oldur kim anın yolun vara/Hakk yoluna cümle varın vere” Yine her zaman âhiret hâlini düşünerek bu dünyâda orası için hazırlık yapmalıdır. Zîrâ âhiret bilinci olmadan dünyâda nasıl hayat sürmemiz gerektiği anlaşılamaz.
Söylenilen diğer hususlar ise şunlardır: Sağlık ve güç müsâitken fırsatı değerlendirmeli, dâimâ kulluk gayreti içinde olunmalıdır. “Bulmuş iken şimdi vakti kuvveti/Ciddi ü cehd et zâyî kılma fırsatı” Buna bağlı olarak gece gündüz ibâdet etmek gerekir. Çünkü Hz. Peygamber böyle yapmıştır: “Gice gündüz âdeti tâat idi/Anun içün Seyyid-i sâdât idi” İbâdete mânî olacağı için boş söz ve işlerden uzak durulmalıdır. Bu durumu bütün işlerimizde ibâdet şuuru içinde olmak şeklinde bir nasîhat olarak düşünmek gerekir.
Ahlâkî Nasîhatler
Bundan sonra söylenilenler ise daha somut ve pratik ahlâkî nasîhatlerdir. Bunları da şöyle özetleyebiliriz: Garipleri yoksulları gözetmek, isyandan uzak durmak, alçak gönüllü olmak, güzel konuşmak, riyâdan uzak durmak, nefs arzusuna uymamak, gafletten uzak durmak, tevâzu sâhibi olmak, yumuşak söylemek, nimetleri küçümsememek, Hak’dan gelene şükür etmek, hırstan uzak durmak, haram olana meyl dahî etmemek, açgözlülükten uzak durmak, dünyaperest olmamak, yalan söylememek, kimseyi incitmemek, Kibir ve hasedden gönlünü korumak, kibrin yanı sıra riyâdan ve gıybetten de uzak durmak, kimsenin kusurlarını araştırmamak, kendi ayıplarını görmek, bir söyleyip ama on dinlemek. Bütün söylenilenlerin özeti ise şu beyitte dile getirilmiştir: “Mustafâ kavlini tut hoş doğru ol/Doğruluktur Hakk’a varan doğru yol/Mustafâ kavlini her kim işidür/Mustafâ’nın ümmetidir işidür”
Bütün bunların özetle Allâh’a kul peygambere ümmet olmakla ilgili nasîhatler olduğu görülmektedir. Şüphesiz ki söylenilenler Kur’ân ve Hadîs’e bağlı sözlerdir. Hattâ birebir ya bir âyet ya bir hadîs tercümesi ya da onlara yapılan atıf özeliğindedir. Dolayısıyla müellifin yapmak istediği dînî bir tebliğ ve irşaddır. Başta da söylenildiği gibi devrin buna fazlasıyla ihtiyâcı bulunmaktadır.
Mevlid’in Etki Gücü
Sözün burasında şunu da söyleyelim. Yüzlerce şâir ya müstakil olarak ya da içinde nasîhat bölümleri de olan kitaplar yazdı. Bunlar arasında Süleyman Çelebi’nin etki gücü daha fazla olmuştur. Bunu da şu sebeplerle açıklayabiliriz. Süleyman Çelebi, çağını ve sorunlarını iyi bilen bir müelliftir. Bunlara dâir söyleyeceklerini Kur’ân ve sünnetle temellendirmiştir. Ve en önemlisi de Türkçe söylemiştir. Yalın bir anlatımı tercîh etmiştir. Diğer yandan nasîhatlerini de doğrudan değil olay içinde vererek didaktizmi lirizme çevirerek vermiştir. Bütün bunlar da eserini etkili kılmıştır.
Sözü Mevlid’in yine vasiyet yâhut nasîhat özelliği taşıyan son beyitleriyle bitirelim. “Tanrı'dan yüz bin dürûd ile selâm/Mustafâ'nun rûhına her subh u şâm/Olsun âline dahî ashâbına/Ümmetinden râzı olsun ol mu’in/Rahmetullâhi aleyhim ecma’in/Tanrı rahmet eyleye ol hân içün/ Ki duâ kılar bunı yazan içün”
Kaynakça
Ali Fuat Bilkan, “Mevlid: Değerden Ritüele” İstanbul 2019
Bilal Kemikli, “Süleyman Çelebi ve Mevlid” Ankara 2018
Faruk Kadri Timurtaş, “Mevlid Süleyman Çelebi” İstanbul 1970
Necla Pekolcay, “Mevlid ve Süleyman Çelebi, İstanbul 1980
Ekim 2026, sayfa no: 52-53-54-55
