Ümmetin Nazlı Çiçeği: Kudüs

Ümmetin Nazlı Çiçeği: Kudüs
İdris Kocabaş

İlk kıblemiz, ikinci mescidimiz ve üçüncü harem bölgemiz olan Mescid-i Aksâ Kudüs’te bulunmaktadır. Kudüs ise târih boyunca dikkatleri üzerine çekmiş kutsal şehirlerimizden birisidir. Kudüs’ün kutsallığı; yeryüzünde yapılan ikinci mâbedin orada bulunması, hicretten sonra yaklaşık on yedi ay kadar kıblemizin Kudüs olması1 ve Peygamberimiz’in (sav) mi’râca yükseldiği mekânın yine Kudüs’te bulunmasından kaynaklanmaktadır.2 Sâdece Müslümanlar tarafından değil Yahudi ve Hristiyanlar açısından da Kudüs kutsal kabûl edilmektedir. Bu yüzden Yahudi ve Hristiyanlar da târih boyunca Kudüs’e sâhip olmayı istemişlerdir. Ancak onlar ne zaman Kudüs’ü elde ettilerse Kudüs’te kan ve gözyaşı dinmemiştir. Hakîkat şu ki, Kudüs sâdece Müslümanların hâkimiyeti altındayken barış şehri olabilmiştir. Târih bunun en önemli şâhitlerindendir.

Kudüs Bizim Neyimiz Olur?

Peygamberimiz (sav) ümmetine bir takım hedefler gösteren ve bu hedeflere ulaşmaları için ümmetini yönlendiren bir liderdi. İstanbul’un bir gün mutlakâ fetholunacağını haber verirken3 ümmetine aslında İstanbul’u fethetmeleri gerektiğinin mesajını vermiştir. İşte buna benzer nitelikte Peygamberimiz’in (sav) Kudüs’e ve Mescid-i Aksâ’ya yönelik pek çok hadisleriyle karşılaşmaktayız. Bir yandan O’nun Kudüs’le hiçbir zaman irtibâtını koparmadığına şâhit olurken, diğer yandan da bizlerin Kudüs’le irtibâtımızı kesmememiz konusunda uyarılarda bulunduğunu görmekteyiz.

Rivâyetlerden özellikle birisi zaman ve şartlar ne olursa olsun Mescid-i Aksâ’ya aslâ sırt dönmememiz gerektiğini vurgulamaktadır. Peygamberimiz’in eşi Hz. Meymûne’nin (r.ha) Beytu’l-Makdis’e gidip gitmeme hakkındaki sorusuna Allah Rasûlü şöyle cevap vermiştir: “Orası haşr ve dirilişin gerçekleşeceği yerdir. Gidin ve orada namaz kılın! Çünkü orada kılınan bir vakit namaz, başka yerde kılınan bin vakit namaz gibidir.” Ben: “Peki oraya gidecek imkân bulamazsam ne dersiniz?” dedim. (O dönem Kudüs Romalıların elindeydi.) O (sav): “Oraya aydınlanmada kullanılmak üzere zeytinyağı gönderirsin. Bunu yapan, oraya gitmiş gibi olur.”4

Müslümanlar imkân dâhilinde fizikî olarak Kudüs’e gitmeli, imkân bulamazlarsa gönüllerinde Kudüs sevdâsı önemli bir yer işgâl etmelidir. Yine Allah Rasûlü’nün beyânına göresırf daha fazla sevap almak maksadıyla “Ancak şu üç mescid için yolculuk yapılabilir: Benim bu mescidime, Mescid-i Harâm’a ve Mescid-i Aksâ’ya.”5 Müslümanlar hem daha fazla fazîlet elde etmek için ve hem de Peygamberimiz’in bu tavsiyelerini yerine getirebilmek için Kudüs’le irtibatlarını kesmemeye çalışmışlardır. Çünkü Kudüs Müslümanın ibâdet dünyâsının bir parçasını oluşturmaktadır. Çünkü Kudüs Müslümanın ayrılamaz bir parçasıdır.

Peygamberler Yurdu Kudüs

Başta Âdem (as) olmak üzere, Kudüs pek çok peygamberin hayatlarının en azından bir kısmını geçirdikleri bir beldedir. Yeryüzünde binâ edilmiş ikinci mâbed olan Mescid-i Aksâ, peygamberler açısından da ilginin sürekli canlı kalmasına vesîle olmuştur. Bir gün Ebû Zerr (ra): “Yâ Rasûlallah! Yeryüzünde ilk kurulan mescid hangisidir?” diye sorunca O (sav): “Mescid-i Haram’dır” buyurdular. “Sonra hangisidir?” dedi. O: “Mescid-i Aksâ’dır” buyurdular.” Ebû Zerr: “Bunların arasında ne kadar zaman vardır?” dedi. Allah Rasûlü: “Kırk yıl” diye cevap verdi.6

Kâbe’yi inşâ eden Hz. İbrâhîm (as) ile Beytu’l-Makdis’i (Mescid-i Aksâ’yı) inşâ eden Hz. Süleymân (as) arasında bin yıldan fazla bir zaman farkı olduğu gerekçesiyle hadiste geçen “kırk yıl” ifâdesi problemli görülmüş, bâzı âlimler buna şöyle cevap vermiştir: “Her iki mescidi de ilk defa yapan Hz. Âdem’dir. O, önce Kâbe’yi yapmış, ardından da Yüce Allah ona Beytu’l-Makdis’e gidip orada da bir mâbed yapmasını emretmiştir. Hz. Âdem bu ilâhî emri yerine getirdiği gibi, orada önce kendisi, daha sonra da oğulları ibâdet etmiştir.”7 Zâten Bakara Sûresi 127. âyette8 İbrâhîm (as)’ın Kâbe’nin temellerini yükselttiğine dâir “yerfeu” ifâdesi kullanılmaktadır. Bu ifâdenin, daha önceden yapılmış ve bir vesîleyle tahrîb olmuş yapının yeniden onarılması için kullanılmış olduğu âşikârdır.

Kudüs Târihi

Hz. Dâvûd (as) M.Ö yaklaşık bin yılında Kudüs’ü Yebûsîler’den almış ve orayı yeniden İslâm şehri hâline getirmiştir. O dönem ortaya çıkan salgın bir hastalığı gidermesi için Allâh’a (c.c) duâ eden Dâvûd (as), hastalığın ortadan kalkmasının akabinde Kudüs’te bir mâbed yapacağını va’detmiştir. Salgın hastalığın -biiznillah- ortadan kalkmasıyla birlikte işe koyulan Dâvûd (as), Cebrâîl (as)’ın sınırlarını gösterdiği alan içine -ki 144 dönümlük arâziden müteşekkildir- Mescid-i Aksâ’nın temellerini atmıştır.9 İnşaat başladıktan yaklaşık üç yıl sonra vefât eden Dâvûd (as)’ın akabinde yine onun vasiyeti üzerine Süleymân (as) inşaata dört yıl kadar daha devâm etmiş, toplamda yedi yılda tamamlamıştır.10

Peygamberimiz (sav), Süleymân (as)’ın mâbedi tamamladıktan sonra Allah Teâlâ’dan üç dilekte bulunduğunu bildirmektedir. Bunlardan ilki, kendisinden sonra kimseye nasîb olmayacak bir mülk. İkincisi, doğru ve isâbetli hüküm verebilme yeteneği. Üçüncüsü ise Betülmakdis’e Allah (c.c) rızâsı için namaz kılmak maksadıyla gelen kimsenin, anasından doğduğu günkü gibi günahsız bir şekilde mescidden ayrılmasıdır. Bu üç duâ için Efendimiz (sav): “Süleymân’ın (as) ilk iki dileği kendisine verildi. Ümîd ederim ki üçüncüsü de kendisine verilir.” buyurmuştur.11

Süleymân (as)’ın yaptığı bu mâbed M.Ö 586 yılında Babil Kralı Buhtunnasr (Nebukadnezzar) tarafından taş üstünde taş kalmayacak şekilde yerle bir edilmiştir. M.Ö 30 yılında Herod tarafından ikinci kez bir mâbed daha inşâ edilmişse de M.S. 70 yılında Roma İmparatoru Titus bu mâbedi ortadan kaldırmıştır. M.S. 135 yılında Yahudiliği ve Kudüs’ün kutsallığını yok etmek amacıyla Roma İmparatoru Hadriyan putperest tapınağı Jüpiter Capitolina’yı yaptırmış ve Kudüs’ün ismini Aelia (İliya) olarak değiştirmiştir. Peygamberimiz’in Mi’râc’a çıktığı dönemde Kudüs’te bu putperest tapınak bulunmaktaydı ve Mekkeli müşriklere târif ettiği yapı da Jüpiter Capitolina’dır. Yâni Peygamberimiz’in (sav) mîrâcına tanıklık eden ve günümüzde de Mescid-i Aksâ müzesi çevresinde sergilenen taşların ve sütunların bu tapınağın parçalarının olması kuvvetle muhtemeldir.

Târihler 638 yılını gösterirken Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) komutasındaki İslâm ordusu Kudüs’ü kuşatmıştır. Müslümanlar Kudüs’ü kan dökmeden fethetmek arzusunda oldukları için muhasara bir müddet devâm etmiştir. O dönem Kudüs’te en yetkili kişi Patrik Safriyonus’dur. Patrik Müslümanların kararlı tutumundan Kudüs’ün fethedileceğini anlamış ve anlaşmaya yanaşmıştır. Ancak patrik, Kudüs’ün anahtarlarını Hz. Ömer’e (ra) bizzat teslim etmek isteyince durum Hz. Ömer’e bildirilir. Medîne’den Kudüs’e yola çıkan Hz. Ömer yanındaki hizmetçisine binite birer saat arayla binmek üzere tâlîmât verir. Yâni bir saat hizmetçisi bir saat de kendisi binecektir. Kudüs’e girileceği vakit binite binme sırası hizmetçidedir. Hizmetçisi “Efendim Kudüs’e giriyoruz ben hakkımdan ferâgat edeyim binite siz binin” dese de adâleti dillere destân olmuş Hz. Ömer (ra) bunu kabûl etmez. Binitin üzerinde hizmetçi olduğu halde Kudüs’e giriş yapmışlardır.

Hz. Ömer’in Kudüs’te yaptığı ilk iş Peygamberimiz’in (sav) mi’râcının izini sürmek olmuştur. Patriğe, Peygamberimiz’in (sav) nereden mi’râca yükselmiş olduğunu sorması üzerine patrik Hristiyanların en kutsal kilisesi olan Kıyamet Kilisesi’ni göstermiş, fakat Hz. Ömer (ra) Peygamberimiz’den (sav) mi’râcı en ayrıntılı biçimde dinlemiş olduğu için mekânın orası olamayacağını fark etmiştir. Patriğin böyle yapması, eğer Hz. Ömer kilisenin mi’râcın ilk basamağı olduğuna iknâ olursa İslâmiyet’in zamanla Hristiyanlık potasında eriyebileceği düşüncesinden kaynaklanmış olabilir. Netîcede, mi’râcın mekânı olan Mescid-i Aksâ arâzisini bulan Hz. Ömer bizzat kendisi de çalışarak temizliğini yaptırmış ve bugünkü Kıble Mescidi’nin bulunduğu yere ilk namazgâhı inşâ etmiştir.

Hz. Ömer’den sonra Emevîler Kudüs ve Mescid-i Aksâ’ya çok önem vermişler ve günümüze kadar ulaşan bâzı eserler Emevîler’den kalmıştır. İslâm Medeniyeti’nin yıllara meydan okuyan en eski câmii olma özelliğini koruyan Mescid-i Aksâ arâzisinin incisi Kubbetü’s-sahra’nın, Emevî Halîfesi Abdulmelik b. Mervan (ö. 86/705) tarafından 685 yılında yapımı başlatılmış, 691 yılında tamamlatılmıştır. Yine bir başka Emevî yapısı da Mescid-i Aksâ arâzisinde güney taraftaki Kıble Mescidi’dir (705-715).12

Kudüs târihinde en kanlı günlerinden birisi hiç şüphesiz 15 Temmuz 1099 günüdür. I. Haçlı seferiyle Kudüs’ü işgâl eden Hristiyanlar binlerce Müslümanı katledip günlerce Kudüs sokaklarında kanların akmasına sebep olmuşlardır.13 Bu dönemde haçlılar pek çok İslâm yapısını kiliseye çevirip şehri tamâmıyla bir Hristiyan şehrine döndürmüşlerdir. Tâ ki Selahaddin Eyyûbî’nin (ö. 589/1193) 1187 yılında Hittîn savaşıyla Kudüs’ü fethetmesine kadar durum böyle devâm etmiştir. Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü fethedince kiliseye çevrilmiş tüm yapıları tekrar eski hâllerine döndürüp, şehirdeki haçlı izlerini yok etmiştir.

Kudüs Osmanlı hâkimiyetine 1516 yılında Yavuz Sultan Selim (ö. 926/1520) ile girmiş, tam 401 yıl Osmanlı idâresinde kalıp büyük hizmetlere muhâtab olmuştur. Kânûnî’nin yaptırdığı ve günümüze kadar ulaşmış şehir surları âdetâ Kudüs’ün hâlâ Osmanlı şehri olduğunu haykırır niteliktedir. Nezâket ve zarâfetiyle ümmetin nazlı çiçeği Kudüs’e hizmet eden Osmanlı’nın döneminde hem Yahudiler hem de Hristiyanlar emniyet ve özgürlük içerisinde ibâdetlerini yapabilmişlerdir. Ne yazık ki bugün İsrail aynı hoşgörüyü Müslümanlara tanımamakta ısrarcı davranmaktadır. Osmanlı’nın 1917 yılında Kudüs’ten çekilmesiyle birlikte barış ve huzur da mukaddes topraklardan çekilmiş durumdadır.

Sonuç olarak; Mekke ve Medîne’den sonra yeryüzünün en kutsal şehri Kudüs, Müslümanların himâyesine belki her zamankinden daha muhtaç durumdadır. Günden güne Kudüs ve Mescid-i Aksâ’yı İslâm âleminin gündeminden uzaklaştırmaya çalışan İsrail’e karşı Müslümanların sorumluluğu gerçekten çok büyüktür. Hiç olmazsa Kudüs ve Mescid-i Aksâ’ya ziyâretler gerçekleştirilerek ilk kıblemizden aslâ vazgeçilemeyeceği mesajı tüm dünyâya verilmelidir. Ziyâret konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın Kudüs Bağlantılı Umre turları veya sâdece Kudüs ziyâreti turları önümüzde büyük bir fırsat olarak durmaktadır. Filistin’in önemli pek çok bölgesini ziyâret etmeye imkân tanıyan bu turların, zihin dünyâmızda unutamayacağımız önemli birikimin oluşmasına vesîle olacağı kanâatindeyiz. Batılıların kendi ‘bâtıl’ dâvâlarına sâhip çıktıkları kadar bizler ‘Hak’ dâvâmıza sâhip çıkamazsak Allah katında bunun hesâbını vermemiz mümkün olamaz. İslâm âlemi, kendi içindeki basit ihtilaflardan bir an önce sıyrılıp Kudüs dâvâsına sâhip çıkmalıdır.

Dipnotlar:
1 Tirmizi, Salat, 138.
2 Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1.
3 Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buharî, et-Târihu’l-Kebir, I, 81.
4 İbn Mâce, İkâme, 196; Ebû Dâvûd, Salat, 14.
5 Müslim, Hac, 511.
6 Buhârî, Enbiya, 10; Müslim, Mesâcid, 1.
7 İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, c.6, s.409; Ayrıca Bkz; Bünyamin Erul, Kudüs ve Aksâ, DİB Yay. Ankara 2019, s. 22.
8 “Hani İbrâhîm, İsmâîl ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor…” Bakara, 2/127.
9 Mescidi Aksâ bir yapıdan ziyâde bir arâzinin adıdır. Bu arâzî de toplamda 144 dönümdür (144.000 m²)
10 Erul, age. s. 29.
11 İbn Mace, İkamet, 196; Nesai, Mesacit, 6.
12 Nebi Bozkurt, “Kubbetü’s-Sahre”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://İslâmansiklopedisi.org.tr/kubbetus-sahre (21.01.2020).
13 M. Lutfullah Kahraman, “Filistin”, TDV İslâm Ansiklopedisi, ttps://İslâmansiklopedisi.org.tr/filistin (21.01.2020).

Şubat 2020, sayfa no: 22-23-24-25-26-27

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …