Anasayfa / Kategoriler / Genç Ortam / Kur’ân’ın Gençleri

Kur’ân’ın Gençleri

Kur’ân’ın Gençleri
Prof. Dr. Kadir Özköse

İnsan hayâtı dünyâda, doğum ve ölüm arasındaki belirli ve sınırlı bir zaman diliminden ibârettir. Dünyâdaki bu sınırlı insan hayâtı ise çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerini kapsamaktadır. Böylesi dönemlerin seyriyle değişkenlik arz eden insan hayâtı, doğan, yükselen ve batan bir güneş gibidir. Fakat her insanın her evreyi yaşaması garanti de değildir (Karagöz, Aile ve Gençlik, 2005:111). Kimi insanlar daha çocukluğunda gözlerini hayâta yumarlar. İnsanların kimisi gençliğini bile yaşayamadan hayâta vedâ ederler. Kimileri de yaşlanıp ömrün en düşkün çağına ulaşırlar (Nahl, 16/70).

Peygamber Efendimiz hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “İki nîmet vardır ki insanlardan çoğu bu konuda aldanmıştır. Sağlık ve boş zaman.” (Tirmizî, Zühd 1)

Kimdir Genç?

İnsanın biyolojik ve bedensel yönünü ifâde sadedinde genç kavramı; yaşı az ilerlemiş ve henüz orta yaşa gelmemiş kimse demektir.

Genç; yaşa bakılmaksızın güçlülük, dirilik, ataklık, çeviklik ve hareketlilik gibi gençliğin birtakım özelliklerini taşıyan kimseleri ifâde eder. Bu minvâlde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Âdemoğlu yaşlanır ama iki şey onda dâimâ genç kalır: Mala olan düşkünlüğü ve çok yaşama arzusu.” (Müslim, Zekât 115; Buhârî, Rikâk 5; Tirmizi, Zühd 28, Kıyâme 28; İbn Mâce, Zühd 27)

Tâzelik, yeni oluş, tecrübesizlik, canlılık ve hareketlilik de gençlikteki ruh ve ideali, zevk ve arzuyu ifâde eder.

Tasavvufta genç kavramı; mert, cömert, cesur, erdemli, ahlâklı, fedâkâr, yardımsever, hoşgörülü, affedici ve nefsine söz geçirebilen, nefis putunu kırabilen, Kur’ân ve sünnete uyan, kötülüğe iyilikle karşılık verebilen, başkalarının hak ve hukûkuna riâyet eden kişileri ifâde etmek için kullanılmıştır (Uludağ, “Fütüvvet”, 1996:XIII/260).

Gençlik, hayâtın baharıdır.

Gençlik, emânettir ve büyük bir nîmettir.

Gençlik, taşı sıksa suyu çıkarma kâbiliyetidir.

Mevlânâ’nın ifâdesiyle gençlik, atlastan bir kumaştır.

Cahit Sıtkı’nın deyimiyle, “Gençlik böyledir işte, gelir gider.”

Genç, dikenli yolda yürürken ayağına batan dikenleri hissetmeden hedefe doğru yürüyendir.

Genç; rüzgâra, fırtınaya karşı durup da eğilmeyi aklından bile geçirmeyendir.

Gençlere Sâhip Olmak

Gençlere sâhip olmak, onlara iyi bir eğitim ve terbiye vermekle ve onları kötü alışkanlıklardan korumakla olur. Gençler yaş çubuk gibidirler. Onlara istenilen şekil verilebilir ve onlar her zaman telkinlere açıktır. Ancak, onların ihmâl edilmesi telâfisi zor yaralar açar (Karagöz, Aile ve Gençlik, 2005:116). Gençlerin bu dönemde kuracakları arkadaşlıklar da çok önemlidir. Aliya İzzetbegoviç’e “Anne ve babalarla eğitimcilerimize ne tavsiyelerde bulunabilirsiniz? diye sorulduğunda o, anne ve babalara şöyle seslenmektedir:

“Her şeyden evvel, gençlerde bulunan güçleri öldürmemelerini tavsiye edebiliriz… Onlara tevâzudan çok şeref ve haysiyet, teslîmiyetçilikten çok cesâret, merhametten çok adâlet hakkında konuşsunlar. Kendi yolundan gidecek ve bunun için kimseden izin istemeyecek şeref sâhibi bir nesil yetiştirsinler.”

Kur’ân’da Örnek Gösterilen Gençler

Kur’ân bizlere dürüstlükte, iffette, edepte, saygıda, doğrulukta ve tevhid mücâdelesinde şu örnek gençlerden söz etmektedir:

1. Âdem (as)’ın oğlu Hâbil

Maide sûresinin 27-31. âyetlerinde Âdem’in (as) iki oğlunun kıssası anlatılır. İki genç Allâh’a birer kurban sunarlar, birininki kabûl edilir, diğerininki kabûl edilmez. Kurbanı kabûl edilmeyen genç, kardeşini öldürür, fakat sonunda pişmân olur. Bu kıssada öldürülen Hâbil’in; Allâh’a îmânı, teslîmiyeti, takvâsı, ihlâsı, kurallara uyması ve insana saygısı övülürken; kâtil olan Kâbil’in hased, kin, bencillik ve nefsânî arzularına uyması, kural tanımaması, şiddet uygulaması ve cinâyet işlemesi yerilir ve bu tür davranışta bulunanların sonlarının hüsrân olduğuna dikkat çekilir (Karagöz, Aile ve Gençlik, 2005:137).

Gözünü kıskançlık bürüyen, nefretine yenik düşen ve hiç düşünmeden kardeşini öldüren Kâbil’e karşılık Hâbil; “Andolsun sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim…” (Mâide, 5/28) demiştir.

2. İbrâhîm (as)

Kur’ân’da, genç yaşında Hz. İbrâhîm’in (as) putperest olan babası ve içinde yaşadığı Babil halkı ile tevhid mücâdelesi ve bu konuda topluma sunduğu delilleri örnek olarak anlatılır (En’âm 6/74-83; Meryem 19/41-48; Şuarâ 26/69-76; Saffât 37/88-100).

İçinde doğduğu putperest toplumun geleneklerine karşı duran…( Enbiyâ 21/51-67)

Gerçeği arayan…

Arayışını tevhidle sonlandıran…( En’âm 6/77-79)

Doğrunun peşine düşen…

Ateşe atılırken “Allah bana yeter” diyecek kadar dâvâsına sâdık olan… (Taberî, Câmiu’l-Beyân, 2001:XVI/306)

Hz. İbrâhîm’in gençlik dönemi ile ilgili hayat hikâyesinden; gençlerin zihinlerinde şüphe ve tereddüt olabileceğini, bunun akıl ve mantık ile giderilmesi gerektiğini, gençlerin yetişkinlere göre daha idealist olduklarını öğreniyoruz (Karagöz, Aile ve Gençlik, 2005:137).

3. İsmâîl (as)

İsmâîl (as) canını tereddütsüz Allah yoluna kurbân edecek kadar gözü pek ve teslîmiyetli, “…Ba­bacığım emrolunduğun şeyi yap. İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın” (Sâffât, 37/102) duruşuyla sabırlı ve azimli bir kul olmuştur.

4. Yûsuf (as)

Yûsuf (as) “..Ben Allâh’a sığınırım.” diyerek haysiyeti, onuru ve iffetine sâhip çıkmıştır. Cinsel dürtüler karşısında zor bir sınav geçiren dünyâ güzeli Hz. Yûsuf, iffet ve sabır timsâli olarak sunulur. Gençlerin bu konuda Allâh’a sığınmaları gerektiği, nefsin dâimâ kötü arzuları emrettiği hatırlatılır, kardeşler arasındaki kıskançlığa dikkat çekilir, her fırsatta dînin anlatılması gerektiği, sabrın sonunun zafer olduğu bildirilir (Karagöz, Aile ve Gençlik, 2005:138).

5. Mûsâ (as)

İstemeden bir suç işleyen Hz. Mûsâ’nın Allah’tan af dileyişi ve bağışlanışı, yolculukta yanına bir genci arkadaş olarak alması (Buhârî, Enbiya 27; Müslim, Fedâil 170) örnek olarak zikredilir. Hz. Mûsâ kıssasında gençlerin aceleci ve sabırsız oluşları, fevrî davranışlar sergileyebilecekleri, suç işleyebilecekleri, gençlere görev ve sorumluluk verilebileceği hususlarına dikkat çekilir (Tâhâ 20/17-18; Kasas 28/14-19).

6. Hz. Meryem

Genç yaşta kendisini ibâdete vermesi, iffet ve sabrı ile Hz. Meryem’in Allâh’a teslîmiyeti genç kızlara örnek olarak sunulur (Âl-i İmrân 3/37; En’âm 6/162; Yûsuf 12/22; Meryem 19/18; Hac 22/5; Kasas 28/14; Mümin 40/67; Ahkâf 46/15).

Mer­yem (as) musîbet ve imtihânın en ağırından geçse de îman ve sadâkatten geçmemiş, Allâh’a güveni ve îtimâdı sarsılmamıştır.

7. Ashâb-ı Kehf

Putperest bir toplum içinde Allâh’ın birliğini kabûl eden ve îmanları uğrunda yaşadıkları toplumdan kaçıp bir mağaraya sığınan ve burada 309 yıl uyuyup sonra dirilen gençlerin örnek davranışları anlatılır (Kehf 18/13-14). Gençlerin her türlü teklife açık olduklarına işâret edilir (Karagöz, Aile ve Gençlik, 2005:138).

“…Onlar Rabblerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidâyetlerini arttırmıştık.” (Kehf, 18/13)

8. Muhammed Mustafâ (sav)

Peygamber Efendimiz Allah tarafından Kur’ân-ı Kerîm’de diğer peygamberler gibi gençlik için yegâne model olarak sunulmaktadır. Öncelikle O (sav), yetimlerin, gariplerin, kimse­siz ve çâresizlerin güvencesidir. Daha dünyâya gözlerini açmadan babasını kaybeden, anne­sini, dedesini çok küçük yaşlarda yitiren, yetimliği, öksüzlüğü yaşayarak bilendi O. Bugünün yetimlerine, gariplerine, kimse­siz ve çâresizlerine Efendimizin hayat hikâyesi nice tesellîler sunacaktır.

Diğer yandan Hz. Muhammed (sav), ekmek derdine düşmek zorunda kalanların moral kaynağıdır. Yanında kaldığı ve maddî durumu iyi olmayan amcası­nın ev bütçesine katkıda bulunmak için erken yaşlarda dağda çobanlık yapan Nebî-i Muhterem’in bu hâli, çocuk denecek yaşta ekmek derdine düşmek zorunda kalan nicelerine moral ve güç kaynağı olacaktır.

Peygamber Efendimiz (sav) alın terinin, üretken olmanın ve helâl kazancın peşine düşerek yetişen gençliğin en güzel örneğidir. Geçimini helâl yoldan temin edebilmek için Mekke’nin önde gelen tüccarlarından Hz. Hatîce vâlidemizin yanında ça­lışmaya başlayıp kervanlarla yollara koyulan Resûlullâh’ın bu mücâdelesi, günümüz gençliğine mârifetin; hazır yiyici olmak, yorulmadan, emek vermeden kazanmak, hak etmeden elde etmek değil, alın terinin, üretken olmanın ve helâl kazancın peşine düşmek olduğunu haykıracaktır.

Peygamber Efendimiz’in (as) gençliğinden bizlere ibret numûnesi olarak yansıyan bir diğer seçkin özelliği, onun toplumsal sorunlara olan duyarlılığıdır. Kurucu üyelerinden olduğu “Hilfü’l-Fudûl” cemiyetinde, mazlumların, mağdurların haklarını savunup zulme uğramış­lara destek olan Sevgili Peygamberimiz’in bu uğraşı; gençliğin enerji ve dinamizminin, mertlik ve çevikliğinin hayır işlerine, sosyal faaliyetlere kanalize edilmesinin toplumsal sorunlara duyarlılıklarının artmasına ve böylece şahsiyetlerinin geliş­mesine ne denli olumlu katkı sunacağının örnekliğini teşkîl edecektir.

“Peygamber Efendimiz’in gençliği nasıldı?” şeklindeki bir soruya verebileceğimiz en öncelikli cevap, O’nun dâvâya olan sadâkatidir. Peygamber Efendimiz (sav) kırk yaşına gelip de risâlet vazîfesiyle İslâm’ı tebliğe baş­ladığında karşılaştığı şiddetli muhalefete aldırmaksızın yoluna devâm etmiştir. Her türlü eziyet ve sindirme politikasına sabırla göğüs germiştir. Müşriklerin, dâvetten vazgeçme karşılığında para, makam, kadın ne isterse önüne serme tekliflerini bir an bile düşünmeden reddetmiştir. “Bir elime güneşi, öbür elime ayı verseniz bu yoldan dönmem.” diyerek dâvâsına sâhip çıkan Fahr-i Kâinât Efendimiz’in bu kararlılığı; yirmi birinci asrın günübirlik yaşayan, ne istediğini bilmeyen, hiçbir şeyden tatmin ve mutlu olmayan insanına huzûrun ve mutluluğun hangi amaç ve ça­baların içinde gizli olduğunu duyuracaktır.

Peygamber Efendimiz’in gençliğinde temâyüz eden bir başka husûsiyeti, vatan sevgisi ve sıla hasretidir. Mekke’deki olumsuz şartlar yeni bir beldeye hicreti ge­rekli kıldığında Medîne’ye doğru yola çıktıkları vakit, içinde doğduğu, toprağından doyduğu, havasını soluyup suyunu içtiği yurduna, Mekke’sine son bir kez daha bakarken hüznünü gözyaşlarına emânet eden Resûlümüzün bu vedâsıyla, vatan sevgisinin îmandan olduğu hakîkatinden her birimizin hisse­sine nice dersler düşecektir (Görgülü, “En Güzel Örneğimiz Peygamberimiz”, Peygamberimiz ve Gençlik, 2018:56-57).

Bizleri gençliğin kıymetini bilmeye dâvet eden Peygamber Efendimiz (as) şöyle buyurmaktadır: “İnsanoğlu Kıyâmet günü Rabbi katında şunlardan hesâba çekilmedikçe ayakları hiçbir yere hareket edemeyecektir:

1. Ömrünü ne yolda tükettiğinden

2. Gençliğini ne uğurda yıprattığından

3. Malını nereden kazanıp nerede harcadığından

4. Öğrendiği bilgilerle nasıl amel ettiğinden.” (Tirmizî, Sıfatu’l-kıyâme 1)

O zaman âile büyüklerine ve toplum önderlerine ciddî görevler düşmektedir. Herşeyden önce bizlere yola çıkmış geminin rotasını belir­lemek düşmektedir. Şaha kalkmış dörtnala giden küheylanı doğru yola yöneltmek vazîfemizdir. Gençlere karşı mûtedil davranmak, aşırılıkla­rını onları kırmadan düzeltmek, yanlışları görmelerine yardımcı olmak, onları engellemek yerine yönlendirmek yegâne vazîfemizdir. Bâzen nasîhat ederek, bâzen dinleyerek, bâzen yol göstererek, bâzen birlikte yürüyerek, bâzen elinden tutarak, ancak dâimâ destek olarak, koruyarak ve onlar için bol bol duâ ederek gençlere yardımcı olmamız şarttır (Güner, “Gençliğin Hakkını Vermek”, Peygamberimiz ve Gençlik, 2018:145). Böylesi bir tutumla sonunda onları Kur’ân’ın tebcil ettiği ve takdir kıldığı Kur’ân’ın gençleriyle tanıştırmış oluruz.

Haziran 2019, sayfa no: 38-39-40-41

Ayrıca kontrol et

Kâinât Bir Âile

Kâinât Bir Âile Alemdar Herşey O’na âid olduğuna göre âlem birbirine hısımdır. Nehir, göl, deniz, …