Kudüs’ten Önce – Kudüs’ten Sonra / Necip Fazıl Ergüt

Kudüs müslümanların imtihânı, Kudüs insanlığın onurunun test edildiği yer. Mescid-i Aksâ esir, Mescid-i Aksâ hüzünlü, Mescid-i Aksâ kurtarıcısını bekliyor. Peki Mescid-i Aksâ’yı kim kurtaracak? Bunu en iyi İsrailliler ve Filistinliler biliyor.

Ecdâdın izlerini sürdüğüm Kudüs sokaklarında, Osmanlı tarafından vakfedilmiş dükkânlar önünden Aksâ’ya doğru yürürken hem geçmişle, hem de bugün ile yüzleşir insan. Aksâ gibi, Aksâ’ya uzanan yollarda da ölümü öldürür her Müslüman.

Daracık sokaklardan Mescid-i Aksâ’ya doğru ilerlerken binlerce Müslüman kardeşimizin bize eşlik ettiğini görünce çok duygulandım ve gelecek adına içimi bir sevinç kapladı. Bizden önce bu mübârek yollarda kimlerin yürümüş olabileceğini tefekkür ettim ve hüzünle doldum.

Kudüs’e bakış açımız Hz. Ömer gibi, Selâhaddîn-i Eyyûbî gibi, Kânûnî Sultan Süleyman gibi, Abdulhamîd Han hazretleri gibi olmalı; olmalı ki Aksâ’nın kapısında yüzlerine ölüm korkusu sinen nöbetçi siyonist askerlere bekledikleri hezîmeti haykırabilelim.

Büyük kapıdan İsralli askerlerin kontrolünden geçtikten sonra zeytin ağaçlarıyla donatılmış bahçeye girdiğimiz an Kubbetus-Sahra muhteşem ve büyüleyici güzelliği ile önümüze çıkıveriyor. İlk kubbesi gümüş kaplama imiş fakat inşaat için toplanan altınlar artınca eritilerek kubbe altınla kaplanmış. İçi oldukça geniş, merdivenle inip namaz kılınabiliyor. İçinde muallak kayası havada asılı duruyor fakat demir çubuklarla ve beton destek ile koruma altına alınmış. Bu kayanın, Peygamberimiz (sav) Mi’râc’a yükselirken onunla berâber yükselmek istediği ancak Cebrâil (as) tarafından durdurulduğu için bu halde kaldığı söylenmekte.

Kudüslüler, Türk olduğumuzu öğrenince gözlerinin içleri gülerek “Turkiya” “Erdogan” diye tepki veriyorlar. Aksâ’nın bahçesinde oyun oynayan çocukları görünce onları seyre bıraktım kendimi. Evet gülüyorlardı ama bir hüzün ve yara vardı gülüşlerinde. Gülüşü yaralı çocuklardı onlar. Bizim orada olmamızdan hoşnutlardı. Yalnız olmadıklarını hisseden sevinci yüzlerinden okuyordum. Bu beni ayrı bir gururlandırdı. Hiç yabancı gibi değildim orada. Sanki hep oradaymışım ve başka bir hayâtım olmamış gibiydi.

Ve işte bin yıllara meydan okurcasına karşımda duruyordu Mescid-i Aksâ.

“Bir gece, kendisine bâzı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.” âyeti yankılandı kulaklarımda..

Aksâ Câmii’nin hemen yanında merdivenle inilen üç mescid daha var. Bunlardan biri Burak Mescidi, Peygamberimiz’in mi’râcındaki Burak adlı bineğinden dolayı bu ismi alır. Bu küçük mescidin duvarında Burak’ı bağlamak için kullanılan halka bulunmaktadır. İkincisi Mervan Mescidi’dir. Hz. Meryem’in 15 yaşına kadar yaşadığı yer olarak bilinmektedir. Ve üçüncüsü de Kadim Mescidi, diğer bir adıyla Cin Mescidi. Kur’ân-ı Kerîm’de bahsedildiği üzere Hz. Süleymân’ın Cin tâifesine yaptırdığı mescid.

İşgalci siyonistler bu mukaddes mâbetleri yıkma amacına yönelik çalışmalar yürütmüşler. Özellikle Aksâ ile Hz. Ömer Câmii’nin içindeki harem-i şerif bölgesinde alttan geçen tüneller açmışlar. İlk başlarda kazıların arkeolojik araştırmalar amacıyla yapıldığı ileri sürülürken, herhangi bir esere rastlanmayınca başka kılıflara başvurulmuş.

Mescid-i Aksâ, Kudüs ve Kutsal mekânları siyonist saldırılarına karşı, hiçbir fedâkârlıktan çekinmeyerek sonuna kadar savunmak zorundayız. Bu açıdan dünyâ Müslümanları olarak dikkatli olmalıyız.

Hz. İbrâhîm Câmii’nin üçte ikiden fazlası yahudilerin işgâli altında. Sâdece belli bir bölüme Müslümanların girmesine izin veriliyor. Ne hazindir ki iki aşamalı turnikelerden geçmeniz gerekiyor. Şehrin her tarafı utanç duvarları ile örülü. Müslümanların Mescid-i Aksâ ile bağlarını kesmek için her yola başvurulmuş. Kudüs ve Filistin arasındaki yollar beton perdeler ile kapanmış. Sözüm ona Filistinli çocukların attıkları taşlardan korunmak için.

Kudüs Filistinliler’in değil, tüm Müslümanlarındır. İşte bu yüzden müslümanlar Kudüs’e gidip, Mescid-i Aksâ’nın arkasında bütün ümmetin olduğunu İsrail’e göstermelidir. Yapılacak hayır ve hasenatlar, özellikle zekâtlarımızın bir kısmı burada dağıtılmalıdır.

Hükümetimizin gayretlerini burada söylemeden geçemeyeceğim. Maddî destekler ile birlikte özellikle TİKA aracılığı ile müslümanlara âit mescidler, yapı ve mezarların restorasyonu konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye olarak bize çok önemli görevler düşmektedir. Yapmamız gereken biraz geçmişi hatırlamak. Hâfızamıza kavuştuğumuzda belki de başka bir şey yapmamıza gerek kalmayacak ve KUDÜS özgürleşecek.

Ey Kudüs! İzlerin ne kadar derin senin!.. Hz. İbrâhîm, Hz. İshâk, Hz. Ya’kûb, Hz. Yûsuf, Hz. Îsâ (aleyhimusselâm)… Âşığın Mâşûkuyla kavuştuğu Mi’râc’da adı güzel kendi güzel Hz. Muhammed (sav)… Her yer nebîler kokusu. Selâm Olsun…

İran’da tanınmış mecûsî bir âilenin oğluyken evden kaçıp hak dîni arama yolunda Şam, Musul, Amîriye gibi birçok yere giden, Hz. Muhammed’e ulaşma aşkıyla Medîne’ye doğru yola çıkmışken aldatılıp köle olan, bir yolunu bulup amacına ulaşan ve sonsuz nûru arama yolunda: “Hakîkat Merih yıldızında dahî olsa Selman onu bulur.” Hadîs-i Şerîfine nâil olan Selmân-ı Fârisî Hazretleri… Selâm Olsun…

Hasan Basrî Hazretlerinin dahî evlilik teklifini: “Bir yürekte iki sevgi olur mu? Ben Rabbimin aşkıyla yanarken seni nereye koyayım?” diyerek reddeden Allah dostu, kadın evliyâların pîri, kız çocuklarımıza ismini verdiğimiz, Mısır direnişinin sembol meydanına adını verdiğimiz Râbiatül Adeviyye… Selâm Olsun…

Deniz seviyesinden alçakta en büyük alçaklıkların yaşandığı sapkın Sodom ve Gomore şehri, helâk olan Lût Kavmi, Lût Gölü, İbret Merkezi… Lânet olsun…

En çok çocuk bu topraklarda öldürüldü belki. Yetimlik, öksüzlük en çok bu coğrafyada paylaşıldı belki de.

Anlatılacak ne çok yaşanmışlığın var Kudüs. Kelimeler yeter mi seni anlatmaya?

Kudüs’e Yeni Şafak gazetesinden bir dostumun dâveti üzerine gittim. Döndüğümde artık ben eski ben değildim. Çünkü ben yoktum, hiçbir şey yoktu. Kudüs’ten öncesi ve Kudüs’ten sonrası vardı.

Haziran 2021, sayfa no: 30-31-32

Ayrıca kontrol et

Mârifet Okulu / Alemdar

Hasan-ı Basrî’nin elinde tevbe eden Habîb-i Acemî, su üstünde yürür. Hocası bunun sebebini sorunca: “Yâ Hasan, …