Kanâat

Kanâat

Alemdar

Kanâat, az ile yetinmektir. Ama biz sonsuzluğa tâlibiz. Bitmeyen tükenmeyen nîmet istiyoruz Rabbimizden.

“Doğrusu senin için tükenmeyen bir mükâfât vardır.”1

“Fakat îmân edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır. Ancak îmân edip dünyâ ve âhiret için yararlı işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ödül vardır.”2

“Duâ ettiğinizde çok isteyin, çünkü vereceği hiçbir şey Allâh’a ağır gelmez.”3 buyurur Peygamberimiz (sav)

Dünyevî nîmetlerde, Sevgili Peygamberimiz (sav): “Zikrin hayırlısı hafî [gizli] olanı, rızkın hayırlısı ise kâfî olanıdır.”4 buyurur.

Bedenin gıdâsı sınırlı bu âlemde. “Âdemoğlu, karnından daha zararlı bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak kadar birkaç lokma kişiye yeter. Mutlakâ (çok) yemek gerekiyorsa, (mîdenin) üçte birini yemeğe, üçte birini suya, diğer üçte birini de nefesi için ayırsın.”5

Öbür âlemde ise had ve sınır yoktur nîmetlerde.

“Amel defteri sağından verilenler; ne mutlu o sağından verilenlere! (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.”6

Cennetül maarif’in rızkı ise, bu âlemdeki yaşantımızla alâkalıdır.

 “Rabbinin huzûrunda durmakdan korkan kimseler için iki cennet vardır.”7

Bu dünyâda tâatin, kemâl-i istikametin, murâkabe, müşâhede ve münâcâtın tat ve lezzetidir. Âhirette ise, maddî nîmetlerin yanında, rûhânî zevkler ve Cemâl-i İlâhî’dir asıl cennet.

Bu dünyâda her şey sınırlıdır. Kuss bin Sâide’nin hutbesinde haber verildiği üzere: “Ey insanlar! Dinleyiniz ve belleyiniz; bir şeyi bellediniz mi ondan faydalanınız. Gerçek şudur ki yaşayan ölür, ölen yok olur. Gelmekte olan şey elbet bir gün gelecektir. Gökte haber, yerde ibretler vardır. Kapkaranlık gece, burçlar, semâ, vâdilerle yarılmış yer ve dalgalı denizler… Bana ne oluyor ki insanların dâimâ gittiklerini, fakat geri dönmediklerini görüyorum? Gaflet sâhiplerine, geçmiş milletlere ve eski asırların halklarına yazıklar olsun! Ey İyâd halkı! Hani babalarınız ve dedeleriniz? Hani hastalar ve ziyâretçileri? Nerede o zorba firavunlar? Hani o bina kurup da yükselten, yaldızlayıp süsleyenler? Hani mal ve evlâd? Nerede o haddi aşıp azan, servet toplayıp yığan ve ‘Ben sizin en büyük tanrınızım’ diye haykıranlar? Onlar sizden daha çok servete sâhip ve uzun ömürlü değil miydiler?”8

Es’ad Erbilî (ks) Dîvân’ında dünyânın geçiciliğini, âhiretin ebedîliğini ne güzel dillendirir:

“Dünyâda bugün topladığın yarın olur hiç

Ukbâya müfîd olduğu a’mâli bulup seç

Rabt eyleme kalbin gam-ı dünyâyı bırak geç

Derbendine mevtin yolun uğrar er eğer geç

Ol geçmesi düşvâr güzergâhı unutma.”

Rabbimiz (cc) Kur’ân-ı Kerîm’de sayısız âyât-ı İlâhî’de sonlu ve sonsuz olan hayâtı şu şekilde beyan buyurur,

Ebedî olan, bize yâr olacak amellere yöneltir Mevlâ’mız:

“Mal ve oğullar dünyâ hayâtının zînetidir. Asıl kalıcı olan sâlih ameller ise Rabbinin katında hem mükâfât bakımından daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.”9

“Onlardan bâzı kimselere verdiğimiz dünyâ hayâtının süsü ve debdebesinden ibâret olan geçimliklere gözün kaymasın! Biz bu nîmetlerle onları imtihân ediyoruz. Unutma ki, Rabbinin senin üzerindeki nîmeti ve âhirette sana vereceği rızık hem daha hayırlı, hem çok daha devamlıdır.”10

“Size verilen şeyler, dünyâ hayâtının geçici nîmeti ve süsüdür. Allah katındaki nîmetler ise daha hayırlı ve daha devamlıdır. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?”11

Habîbullah (sav): “Ölüyü (mezara kadar) üç şey tâkip eder: Âilesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri bâkî kalır. Âilesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle bâki kalır.”12buyurmuşlardır.

Dostunun ölümüne ağlayan birine, velîlerden bir zât şöyle der: “Ölmeyen dost tutsaydın.”

“Ölümsüz ve dâimâ diri olan Allâh´a güvenip dayan. O´nu hamd ile tesbîh et. Kullarının günahlarını O´nun bilmesi yeter.”13

Hz. Ömer (ra)’in istekleri de ebediyyeti işâret eder şu sözleriyle:

“Bütün dostları gezdim, gördüm. Dili muhâfaza etmekten daha iyi dost göremedim.

Bütün elbiseleri gördüm. İffet ve sakınmaktan daha iyi elbise görmedim.

Bütün malları gördüm; kanâatten daha iyi mal görmedim.

Bütün iyilikleri gördüm; nasîhatten daha iyisini görmedim.

Bütün yemekleri görüp tattım; sabırdan lezzetlisini görmedim.”

Efendimiz (sav) ebedî âleme göçerken Rabbimiz’den Refîk-i a’lâ, yüce dostu en üstün makâmı ister.

Talebleri Cenâb-ı Hakk’dan mü’minlerin, en üstün nîmet olan rızâdır.

“Allah, mü’minlerin erkeğine, dişisine altından ırmaklar akar Cennetler va’d buyurdu, içlerinde muhalled kalacaklar hem Adin Cennetlerinde hoş hoş meskenler, Allâh’ın bir rıdvânı ise hepsinden büyük, işte asıl fevz-i azîm de budur.”14

Kulundan Mevlâ’mız (cc) aza kanâat etmemelerini ister.

“Cennetlikler Cennet’e girdiği zaman Allah (cc) şöyle buyuracak: “Size daha da vermemi istediğiniz bir şey var mı?” Cennetlikler de şöyle derler: “Yüzlerimizi ak çıkarmadın mı, bizi Cennet’e koymadın mı, bizi Cehennem’den kurtarmadın mı? (o yeter).” Rasûlullah (sav) sözlerine devam buyurarak: Cenâb-ı Hakk perdeyi kaldırır, Cennetliklere artık Rablerine bakmaktan daha sevimli gelecek hiçbir şey verilmiş olmaz.”15

Velhâsıl, “Cennette hiç kimsenin görmediği, işitmediği ve hayâl bile edemediği nîmetler vardır.”16

İnsanda sonu olmayan akıl ve ruh vardır. Vahyin doğrultusunda olan sâlim akıl, “her ilim sâhibinin üstünde daha iyi bilen vardır”, Yûsuf Sûresi’nin yetmiş altıncı âyetiyle nâ-mütenâhî oluşu belirtilir. Ruh ise, Yûnus Emre’nin şiiriyle, “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil.”

Necib Fazıl Kısakürek:

Sonsuzluk Kervânı,’peşinizde ben,

Üç ayakla seken topal köpeğim!’

Bastığınız yeri taş taş öpeyim.

Bir kırıntı yeter kereminizden!

Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben…

Gelişimiz, ezel bezminde verilen söz sonsuz âleme hazırlık için.

“Âhiret yurdu Allâh’a karşı gelmekten sakınanlar için hayırlıdır. Akletmez misiniz?”17

Cenâb-ı Hakk ebedî âleme dâvet eder kullarını.

“Allah Teâlâ cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.”18

Gözlerimizi gönüllerimizi, ezelî ve ebedî olan Rabbimiz, Zât’ına bakmakla neşelendirir.

 “O gün birtakım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.”19

Bu dünyânın zevki geçici, öbür âlemin sürurlu ve dâimîdir.

 “Ama sizler dünyâ hayâtını tercîh ediyorsunuz. Oysa âhiret daha iyi ve daha bâkîdir.”20

“Size verilen herhangi bir şey, dünyâ hayâtının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan daha iyi ve devamlıdır. Akletmez misiniz?”21

İnsanlarda bunalım, göğsünün darlığı, kendini ve hayâtını zehir etme sebebi, bu âlemle sınırlı kalıp, Cenâb-ı Hakk’la irtibâtın kesilmesidir.

“Benim zikrimden (Kitâb’ımdan) yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyâmet günü de onu kör olarak haşrederiz.”22

Dipnotlar:

1 Kalem, 68/3.

2 Tîn, 95/6.

3 Müslim.

4 Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 1, s. 172.

5 Tirmizî (2381); İbn Mace (3349).

6 Vâkıa, 56/28-34

7 Rahmân, 55/46.

8 Beyhakî, Kitâbü’z-Zühd, 2/264.

9 Kehf, 18/46.

10 Tâhâ, 20/131.

11 Kasas, 28/60.

12 Tirmizî, “Zühd”,46.

13 Furkan, 25/58.

14 Tevbe, 9/72.

15 Müslim’in rivayeti, et-Tâc, V, 423.

16 Buhari, Bed’ü’l-Halk 8.

17 Yûsuf, 12/109.

18 Yûnus, 10/25.

19 Kıyâme, 75/22-23.

20 A’lâ, 87/16-17.

21 Kasas, 28/60.

22 Tâhâ, 20/124.

Ağustos 2020, sayfa no: 4-5-6-7

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …