Anasayfa / Editör'ün Seçtikleri / Kalp ve Kalıp Müslümanlığı

Kalp ve Kalıp Müslümanlığı

Kalp ve Kalıp Müslümanlığı
Prof. Dr. Ali Akpınar

İlim adamlarımız, îman ve İslâm, mü’min veMüslüman kavramları arasında fark olup olmadığı konusunda farklı görüşler serdetmişlerdir. Her iki kavramı da aynı görenler olduğu gibi; îman daha çok iç dünyâ ile alâkalıdır, İslâm ise îmânın dış dünyâya yansımasıdır diyenler de olmuştur. Buna göre îman kalptedir, gizlidir, görünmez. İslâm ise dış dünyâya yansır, mü’min söylem ve eylemleriyle îmânını isbât eder ve onun Müslüman olduğu sergilediği bu duruşundan anlaşılır. Onun için bir tohum gibi kalbimize ekilen îman, yeşermeli ve salih amellerle meyveye durmalıdır. Aksi takdirde dış dünyâya yansımayan îman, zayıf ve cılız kalmaya, kuruyup yok olmaya mahkûmdur.

Mü’min, îmân eden, Yüce Allâh’a güvenip dayanan ve çevresine güven veren kimsedir. Mü’minin îmânı kalpte kökleşip dil ile cihâna îlân edilen ve sâlih amellerle meyveye duran bir ağaç gibidir. Rabbimizin buyurduğu gibi: “Allâh’ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misâl verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor.”1

Bir ağaç düşünelim ki sağlamca yerin derinliklerine kök salmış, dalları ise göğün derinliklerine uzanmış, her şartta ve her zaman meyve verip durmaktadır. Şartların değişmesi, ortamın müsâit olmaması onun hayır/sâlih amel işlemesine mâni değildir. Onun kökleri yerin derinliklerindedir,aslâ esen rüzgârlara göre eğilip bükülmez, suyun üzerindeki saman çöpü gibi savrulup etkilenmez. Onun dalları göğün derinliklerindedir; o ufuk insanıdır,büyük düşünür, büyük işlere tâliptir, bunun için de çok çalışır. O, hep üretkendir, hep yararlı işlerin adamıdır. Rabbin rızâsına erene kadar, cennete girene kadar da hayra doyumsuzdur. Geldiği noktayla yetinmez, daha ilerisini düşünür, daha iyisini yapmaya gayret eder. Peygamberimizin târif ettiği gibi: “Mü’min, cennete girene kadar hayır dinlemeye/hayır işlemeye doymaz.”2 Hattâ o, lâyık olup olmadığına bakmadan Yüce Allah’tan cennetin en yüksek makamlarını ister. Zîrâ bu Peygamberimiz’in (sav) isteğidir: “Allah’tan istediğinizde Firdevs cennetini isteyiniz. Çünkü o cennetin en yüksek derecesidir.”3 Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in (r.anhum) şu duâyı sürekli yaptıkları kaynaklarımızda yer alır: “Allâhım! Sen’den bitmek bilmeyen bir nîmet, tükenmeyen bir gözaydınlığı ve cennetin en yüksek yerinde Muhammed aleyhisselâmla komşuluk istiyorum.”4 Aslında bu duâları yapmak, bizleri istediğimiz bu makamlara müstahak olmak için gayret etmeye de götürecektir. Çünkü büyük hedefleri olan insanlar, o büyük hedeflerine ulaşabilmek için çok çalışacaklardır.

Gerçek mü’min, her hâli hayır olan,karşılaştığı her olayı hayra dönüştürmesini bilen bir kimsedir. Tıpkı hadiste açıklandığı gibi: “Şaşılır mü’minin işineki, onun her hâli hayırdır. Bu da yalnızca mü’min için söz konusudur. Şöyle ki,o bir nîmete erişir şükreder, bu da onun için hayır olur. Yine o, bir sıkıntıya uğrar sabreder, bu da onun için hayır olur.”5 Başkaları için nîmetlere ermek, şımarıklık ve azgınlık sebebi olurken, mü’min için tevâzu ve şükür sebebi olmaktadır. Yine birileri için sıkıntılar sızlanma ve isyan sebebi olurken; mü’min için sabır ve ibâdet sebebi olmaktadır.

Mü’min,görüldüğü zaman Allah hatırlanan kimsedir.6 Onun varlığı Yüce Rabbin hatırlanmasına vesîle olur. Onun bulunduğu yerde aslâ Yüce Allâh’ın ölçülerine aykırı hareket edilmez. O, aslâ şerre-kötülüğe geçit vermez. Bu konuda Rabbimizin uyarısı açıktır: “Allâh’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze geçmedikçe,onlarla bir arada oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz.”7“Âyetlerimizi çekişmeye dalanları görünce, başka bir bahse geçmelerine kadar onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmedenlerle berâber oturma.”Onun için mü’min, günah meclislerinde bulunmamaya gayret eder. Bulunduğu mecliste günah işlenmeye başlandığı zaman ise ya o günâhı engeller yâhud orayı terk eder. Bu ister düğün evi olsun, ister cenâze evi olsun fark etmez. İşlenen günah ister içki-kumar-fuhuş gibi büyük günahlar olsun, ister gıybet, dedikodu,yalan ve boş söz gibi çokça işlenen günahlar olsun. Zîrâ Yüce Rabbimiz, mü’minlerin en temel özelliklerini sayarken onların boş söz ve işlerden uzak duranlar olduğunu özellikle vurgular: “Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.”9

Mü’minin kalp temizliği ve gönül güzelliği kalıbına vurmuştur. O zâten içi dışı bir olandır. Onun kalbinde kökleşen îman orada durmaz, onun sîretine ve sûretine yansır. Gönül dünyâsını arındıran îmânı,onun dış dünyâsını da temizler, onun bütün güzel amellerine damgasını vurur. Artık onun hayâtında iç-dış, bâtın-zâhir, mânâ-şekil, beden–ruh bir bütünlük arzeder. Tıpkı Rabbimizin haber verdiği gibi: “Muhammed Allâh’ın elçisidir. Onun berâberinde bulunanlar, inkârcılara karşı sert,birbirlerine merhametlidirler. Onları rukû’a varırken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar.”10

Şimdi bu açıklamalardan sonra içeriden dışarıya doğru, kalpten kalıba doğru bir arınma gerçekleştirme, mü’minlik ve Müslümanlığımızı test etme durumundayız. Bunun için öncelikle şu sorulara cevap arayalım:

Gönlümüzü şirk ve nifaktan, şek ve şüpheden,kin ve nefretten, haset ve fesattan, ölçüsüz sevgi ve nefretlerden arındırabildik mi?

Kalp temizliğimizi, beden temizliğimizi gerçekleştirebildik mi?

Giyim kuşamımızla tertemiz bir Müslüman kimliği sergileyebildik mi?

Elbisemizin temizliğine gösterdiğimiz titizliği, îmânımızda ve Müslümanlığımızda da gösterebildik mi?

Bütün bunlardan sonra temizliğimiz, iyiliğimiz, güzelliğimiz kendimizde mi kaldı, yoksa çevremize yansıtabildik mi?

Unutmayalım ki Allah ve Rasûlü bizlerden,pasif iyiler olarak kalmamızı, yerimizde saymamızı değil; aktif mü’min ve Müslümanlar olarak kendimizi çoğaltmamızı istemektedir. O halde haydi iyilerden olmaya ve iyilerimizi çoğaltmaya. “Öyleyse yarışanlar bunda yarışsınlar!”11 Herkesin yöneldiği bir doğrultu vardır. “Siz ey mü’minler, siz siz olun hep hayır işlerinde yarışın!”12

Dipnotlar
1 İbrâhîm, 24-25. 
2 Tirmizî 
3 Ahmed 
4 Tirmizî, Ahmed. 
5 Darimî, Ahmed b. Hanbel. 
6 İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel.
7 Nisâ, 140.
8 En’âm, 68.
9 Mü’minûn, 3.
10 Fetih, 29.
11 Mutaffifîn,26.
12 Bakara, 148.

Ayrıca kontrol et

Âfiyet

Âfiyet Alemdar Af ve âfiyet kelimeleri sözlükte şu mânâlara gelir: Af, yapılan bir hatâdan dolayı …