Anasayfa / Genel / Îmânın Esâsı Doğruluktur

Îmânın Esâsı Doğruluktur

Îmânın Esâsı Doğruluktur
Prof. Dr. Ali Çelik

‘Sıdk’ sözlükte, yalanın (kizb’in) zıddı olan doğruluk demektir. Sâdık kimse, sözünde duran kimsedir. Onun içi ve dışı birdir. Yalan söylemez, hîle yapmaz, kimseyi aldatmaz, işini düzgün yapar. Gittiği yol doğru bir yoldur. Sıdk sâhibi olmaya ‘sadâkat’ denir. Sâdık kimseler, aynı zamanda ‘sadâkat’ sâhibi kimselerdir.1 “Sıdk” kelimesi ve türevleri Kur’ân’da 155 yerde kullanılır.

İslâm ahlâk esasları arasında önemli bir yere sâhip olan “sadâkat”, “Doğruyu konuşma, dürüst ve emîn olma, verilen söze bağlı kalma, ihlâslı ve samîmî olma” anlamlarına gelmektedir. “Doğruluk, ahlâkî vasıfların tümünü kendinde toplar. Mü’minlerin bütün bu vasıfları doğruluk hâlinin tezâhürleridir. Doğruluk vasfı, doğru yolun anlaşılmasıyla gerçeklik kazanır. “Ancak Sana ibâdet eder ve ancak Sen’den yardım isteriz. Bizi doğru yola ilet. Nîmet verdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil.”2âyetleriyle doğru yolun temel istek olduğunu vurgulayan Kur’ân, baştan sona doğruluğun yolunu ve bunun aksi olan sapıkların yolunu açıklar. Allâh’a kulluk etmek, doğruluğun ve doğru yolun ta kendisidir.”3

Peygamberlerin de en önemli sıfatlarından biri, sıdktır (doğruluktur.)4 Bunun içindir ki, sıdk ve sadâkat üzere olmak, İslâm’ın da vazgeçilmez kâidelerinden biri olmuş, her bir mü’minin niyetinde, sözünde ve yapıp ettiklerinde ilâhî ölçülere uygun davranması, her hâl ve durumda Allâh’ın emirlerine karşı tam bir bağlılık içinde (sadâkat üzere olması) istenmiş5, sadâkat üzere olanlardan övgüyle söz edilmiştir.6

Efendimiz (sav) birçok hadislerinde hep sadâkat üzere olmak ve sadâkat üzere yaşamaktan bahsetmiş, ashâbına tavsiyelerde bulunmuştur. Kendisine nasîhat etmesini isteyen bir kimseye şöyle demiştir: “Allâh’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!”7

“-Size doğru olmanızı emrediyorum. Çünkü doğruluk iyi olmaya, iyilik de cennete götürür. İnsan doğrulukta sebat göstererek yaşarsa, sonuçta Allah katında “sıddîk” diye yazılır. Sizi yalan söylemekten men ederim. Çünkü yalan kötülük işlemeye, kötülük de cehenneme götürür. İnsan yalan söyleye söyleye sonunda “yalancı” diye yazılır.”8

“Doğru olunuz; doğruluğa yöneltiniz.”9

Sadâkat, Allah Teâlâ’nın emirlerine riâyet etmek ve dînin sınırlarını esas alarak yaşamaktır. Sadâkat sâhibi insan, Allâh’ın istediği şekilde hayâtını sürdürmeye çalışır. İçi ve dışı bir olup amelleri, düşünce ve duygularıyla paralellik oluşturur. Gerek bireysel gerek toplumsal hayâtında doğruluğu aslâ terketmez. Ziyâ Paşa’nın ifâde ettiği gibi, yardımcısının Allah olduğunu unutmaz.

İnsana sadâkat yakışır, görse de ikrah,
Doğruların yardımcısıdır Hz. Allah.

Yüce Rabbimiz, “yaşamayı da ölmeyi de, hanginiz daha iyi amel edecek diye sınamak için yarattığı”10 ve “nîmetlendirildiğiniz her şeyden tek tek hesaba çekileceksiniz”11 âyetleriyle bize “imtihan dünyâsı”nda olduğumuzu bildiriyor. İşte doğumla başlayan ölümle son bulan bir hayatta, dünyâ hayâtında, imtihan dünyâsında sınanacağımız konuların en başında geleni, şüphesiz sadâkat sâhibi olup olmadığımızdır. Kur’ân’da bu husûsa şöyle işâret edilmektedir:

“İnsanlar, (sâdece) “îmân ettik!” demeleriyle bırakılacaklarını ve sınava çekilmeyeceklerini mi sanıyorlar? Evet, andolsun ki, Biz kendilerinden öncekileri de sınadık; o halde (bugün yaşayanlar da sınanacak ve) elbette Allah, (îmân ettik sözlerinde) sadâkat gösterenleri de ortaya çıkaracak ve yalancıların kimler olduğunu da gösterecektir.”12

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”13

“Mü’minler ancak şu kimselerdir ki, Allâh’a ve Rasûlü’ne îmân etmiş, sonra da bu konuda şüpheye düşmemiş, Allah yolunda da mallarıyla ve canlarıyla cihâd etmişlerdir. İşte (îmân ettik sözlerinde) sadâkat gösterenler bunlardır.”14

“Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, itâate devâm eden erkekler ve itâate devâm eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, gönülden Allâh’a saygılı erkekler ve gönülden Allâh’a saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allâh’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar, işte Allah bunlar için bağış ve büyük mükâfât hazırlamıştır.”15

Sadâkat imtihânının tek alanı, bize âit olan ya da bizden sâdır olan her şeyimiz. Yâni bütün varlığımızla Allâh’a (cc) âit olduğumuzun bilinci içinde bir duruş sergileyebilmemiz. Hz. İbrâhîm (as)’ın ifâdesiyle: “Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben ortak koşanlardan değilim.”16 diyebilme kemâline ulaşabilmemiz.

Yüce Rabbimiz Peygamber Efendimiz’e (sav) hitâben şöyle söylemesini buyuruyor: De ki: “Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayâtım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.”17

Bu, Peygamber Efendimizin şahsında tüm mü’minlere öğretilen bir “teslîmiyet” ifâdesidir.

Doğruluğun en güzelini yapanlara, Allah’tan gelen vahyi tereddütsüz kabûl edenlere ‘sıddîk’ denir. Nitekim Hz. Ebu Bekr (ra)’ın lakabı Sıddîk idi. Sıddîk olanlar aslâ yalan söylemezler. “Kitap’ta İbrâhîm’i de an. Çünkü O, sıddîk bir nebî idi..”18

“İslâm’ın insanlığa tebliğ ettiği yaşam biçimi sırât-ı müstakîmdir; yâni dosdoğru yoldur. O yola girenlere bir üzüntü ve korku yoktur. Doğruluk, en iyi, takvâ hâlinde gerçekleşebilir. Âyette “Doğrularla berâber olun”19buyurulması, bu kavramın muhtevâsının toplumsal oluşuna delâlet eder. Doğruluk bir mîsaktır, kulluk ahdidir. Ahde vefâ ve sadâkatin mükâfâtı, hem dünyâda hem âhirette verilecektir.

“Kim Allâh’a ve Rasûlü’ne itâat ederse, işte onlar, Allâh’ın kendilerine nîmet verdiği Peygamberler, sıddîklar (doğrulayanlar), şehidler ve sâlihlerle berâberdir. Ne iyi arkadaştır onlar.”20

“Allâh’a ve O’nun Rasûlüne hakkıyla îmân edenler, Allah katında ‘sıddîk’lar ile şehidlerdir, sıddîklar ve şehidlik mertebesine erenlerdir.”21

Müslüman, sıddîkıyyetin bu derecesine erince, hayatta onun nazarında rağbet edilecek başka bir gâye kalmaz. Ancak bunun ayakta kalışı Allâh’ın rızâsına vesîle olacaksa ayakta kalmayı tercih eder.

Mü’minin verdiği söze riâyet etmesi, yaptığı anlaşmaya, kâfirlerle bile yapılmış olsa, karşı taraf uyduğu sürece22 bağlı kalması gerekir.23 Güvenilmezliği, münâfık özellikleri arasında sayan24 ve mü’mini; komşusunun, şerrinden emîn olduğu25; bir başka deyişle “insanların, malları ve canları husûsunda şerrinden emîn oldukları kimse”26 olarak tanıtan Hz. Peygamber (as), sıdk kavramına vurgu yapmaktadır. Sıdkı, gerçek mü’minlerle ikiyüzlüleri ayıran temel tavır olarak gören Kur’ân, îmânın denendiği zamanlarda gösterilen sadâkati bu kökten gelen kelimelerle ifâde eder27 ve cennetliklerin temel özelliklerini sıralarken sıdka da yer verir.28

“Sadâkat sâhibi insan, insanlarla ilişkilerinde dosdoğrudur. Yalan konuşmaz, kişinin yüzüne karşı nasıl davranıyorsa gıyâbında da aynı tavrı sergiler, ahde vefâ gösterir, emânete riâyet eder, ticâretinde dürüsttür. Bu dosdoğru hâliyle insanlara güven telkîn eder.”29 Kur’ân’dan yola çıkarak rahatlıkla diyebiliriz ki: Îmânın esâsı doğruluk; münâfıklığın esâsı da yalandır. Mü’minin temel özelliği, niyetlerinde, söz ve davranışlarında doğruluk; münâfık ve ikiyüzlü kâfirlerin temel özelliği de eğriliktir, yalandır, hîle ve aldatmadır.”30

(Vallâhu a’lemu bi’s-sevâb)

Dipnotlar:
1 Kalkan, A., Kavram tefsiri, “sıdk” mad.
2 Fatiha, 1-7
3 Kalkan, A. A.g.e., göst yer.
4 Yasin, 52, Meryem, 41, 56
5 Tevbe, 119.
6 Ahzab, 35.
7 Müslim, Îman, 13
8 Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 102-105
9 İbn Hanbel, IV/231
10 Mülk, 2.
11 Tekâsür, 8.
12 Ankebût, 2-3.
13 Hûd, 112; Şûrâ, 15.
14 Hucurât, 15.
15 Ahzâb, 35.
16 En’âm,79.
17 En’âm, 162.
18 Meryem, 41.
19 Tevbe, 119.
20 Nisâ, 69.
21 Hadîd, 19.
22 Tevbe, 6-10.
23 Mâide, 1; Nahl, 91-92, 95
24 Buhârî, Îman 24, Şehâdât 28; Vesâyâ 8; Edeb 69; Müslim, Îman 107-108; Tirmizî, Îman 20
25 Tirmizî, Kıyâmet 60
26 Tirmizî, Îman 12; Nesâî, Îman 8; İbn Mâce, Fiten 2; Ahmed bin Hanbel, II/206, 215, 379
27 Ahzâb, 8, 24
28 Ahzâb, 35.
29 Hadislerle İslam, (DİB),III,243
30 Kalkan, A., a.g.e.,göst. yer

Mayıs 2019, sayfa no: 16-17-18

Ayrıca kontrol et

Kâinât Bir Âile

Kâinât Bir Âile Alemdar Herşey O’na âid olduğuna göre âlem birbirine hısımdır. Nehir, göl, deniz, …