İlm-i İlâhî

İlm-i İlâhî

Ramâzân Sodan

Âlim: Bilgin, bilen anlamındadır.

Aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’ın isimlerindendir.

İlm-i İlâhî: Allâh’ın herşeyi kuşatan sınırsız ilmi.

Allâh’ın ilmi insanların ilmine hiç benzemez. O’nun ilmi ezelî ve ebedîdir.

Yâni sonradan var olmadığı gibi, yok olması da imkânsızdır. Allâh’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır.

Görüneni görünmeyeni, küçüğü büyüğü, öncesini ve sonrasını bilir. Hiçbir şey O’nun ilminden gizli kalmaz.

İnsanların da ilimden bir payları vardır. Ancak insan ilmi, İlâhî bir ilim ile hiçbir yönden kıyaslanamaz.

  1. Bildiği şeylerin sayısı bakımından insan ilmi, kıyas götürmeyecek kadar sınırlıdır. Allah sınırsız ilmiyle varlıklar tarafından bilinenleri de bilir, bilinmeyenleri de.
  2. İnsanın bilgide mutlak doğruya ulaşması her zaman mümkün olmaz. Bugün öğrendiği bilgi yarın değişebilir. Bâzan binlerce akıl yardımlaştıkları halde doğruyu yakalayamaz. Allâh’ın ilmi ise aslâ şaşmaz ve dâimâ her yerde doğruların ta kendisini bilir.
  3. İnsan ilmi evrenden istifâde ederek gelişir. Allâh’ın İlmi ise Zâtî’dir, hiçbir şeye muhtaç değildir.

Allah muhît ilmiyle her şeyi her hâliyle bilir. Evet varlıklarda, mevcûdâtta müşâhede edilen süslü sanatlar, Allâh’ın Muhît ilmine delâlet eder. Nitekim Mülk Sûresi 67/14 âyeti bu husûsu şöyle beyân etmektedir:“Yaratan bilmez olur mu? O’nun ilmi herşeyin inceliklerine nüfûz eder ve O herşeyden hakkıyla haberdardır.” İnsana verilen ilim ise okyanusta bir damla; güneş ışığına nisbetle, gecede ateş böceğinin ışığı gibidir.

Allâh’ın muhît ilminin delilleri:

  1. Herşeyde görülen ölçülü düzgünlük. Hiçbir şeyde eksik bir husûsun kalmaması.

Kâinatta güneş sisteminden galaksilere kadar tertip, düzenlilik, bir baharda üçyüz binden ziyâde canlıların organ ve âzâları ve hücreleri ile ölçülü, dengeli yaratılması ihâtalı, muhît, kapsamlı bir ilme delâlettir.

  • Bütün büyük küçük varlıklardaki mütenâsip uygunluk ve mîzânı denge de muhît bir ilmin göstergesidir.

Meselâ bir sineğin, bir insanın âzâları hattâ cesedinin hücreleri o derece hassas bir denge ve ince bir ölçüyle yerleştirilmiştir ki, en ufak bir sapma hayâtı sonlandırır. Meselâ alyuvar ve akyuvarlarda öyle uygunluk ve tenâsüp var ki, nihâyetsiz bir ilme mâlik olmayanın o vaziyeti onlara vermesinin hiçbir cihette imkânı yoktur.

  • Kâinattaki canlıların yaratılma ve faaliyetleri, canlıların gelişim ve değişimleri, her bir tâifeye kastı bilerek fâideleri takmak, vazîfeleri vermek Allâh’ın ihâtalı İlminin göstergesidir.

Meselâ insanın yüz organının bir parçası olan dil organı bir et parçası iken ona, konuşmayı sağlamak, tatları tatmak, yemeye yardımcı olmak gibi işleri gördürmek, nihâyetsiz ilmin işâretidir.

  • Her canlıya âit münâsip inâyetler, şefkatler olması, her canlının ihtiyaçlarını bilen bir Alîm-i Mutlak’ı gösterir.

Evet insanın, husûsan âcizlerin ve yavruların iâşeleri, beslenmeleri, mîdelerden cesedin rızık isteyen âzâ ve hücrelerine münâsip gıda sevki gibi hikmetli işler, İlm-i İlâhî’nin eseridir.

  • Bitkiler, ağaçlar ve hayvanların sanatkârâne yaratılıp onlara tam münâsip mükemmel vücud verilip giydirilmesi, muntazam bir şekil verilmiş olması ancak nihâyetsiz bir ilme işârettir.
  • Varlıkların öldürülüp yaratılmaları bir sonsuz İlmin delâletiyledir. Ölen bir ağacın bir bitkinin çekirdeğini, tohumunu bırakması, bir yavrunun rızkı olan sütün memelerden gelmesi ancak Allâh’ın Muhît İlmi iledir.
  • Canlıların sanatlı yaratılmaları, ezcümle çiçekler, meyveler, kuşcuklar ve sineklerin yaratılmaları, organlarındaki mükemmellik hârika sanatla olması gâyet ihâtalı bir ilmin işidir.
  • Varlıkların, birden, kolaylıkla, karıştırılmadan, düzgün ve ölçülü sanatlı yaratılmaları hadsiz bir ilme işârettir.

Gözümüzle gördüğümüz her canlıyı hassas, noksansız, mükemmel bir ölçü ve mîzanla yapmak, onun her organını ve cihazını takmak ve yüzüne süslü bir sîmâ ve şekil vermek, birbirine aykırı âzâlarını, kol, bacak ve iç organlarını basit, câmid, ölü bir maddeden canlı olarak gâyet sanatlı yaratmak; meselâ insanı ayrı ayrı yüz cihâzâtıyla bir katre sudan îcâd etmek ve bir kuşu pek çok muhtelif ayrı ayrı cihaz ve organlarıyla bir basit yumurtadan inşâ edip mûcizatlı sanatlı yaratmak, ağacı dal, budak ve çeşitli meyveleri ile birlikte bir küçük çekirdekten çıkarmak ve herşeye mükemmel vaziyet verilmesi İlm-i İlâhî’nin delilleri, Allâh’ın İrâdesinin delilleri, hem de her ikisi de Kâdir-i Mutlak olan Allâh’ın Kudret delîlidir.

Bütün mahlûkât, yaratıkların her biri ve hem bütünü o kudretin büyük delîlidir.

Onun için Allah Teâlâ, Lokman Sûresi 31/28. âyetinde “Sizlerin yaratılmanız ve diriltilmeniz bir tek kişinin diriltilmesi gibi, kudretine kolaydır.” buyuruyor. O bir baharı, tek bir çiçek gibi kolay îcâd eder. Gezegenleri, zerreler gibi kolay döndürür, kudrete zıt olan acz,  Allah için muhâldir. O’nun kudretinde mertebeler bulunmaz. O kudrete yıldızlar, zerreler müsâvî, büyük, küçük ve bir fert ve bütün türünün O kudrete karşı farkı yoktur. Bir çekirdeğin koca ağacın, kâinâtın ve insanın, bir nefsin diriltilmesi bütün canlıların diriltilmesi gibi O kudrete kolaydır. Büyük-küçük, az-çok farkı yoktur. Bu gerçeğin misâli ise 400 bin çeşit hayvânât ve nebâtâtın sanatlı, nizamlı, mîzanlı, çoklukla ayırd edici özellikleri ile kolaylık ve süratle örneksiz yaratılmasıdır. (15. Şua)

Mayıs 2020, sayfa no: 56-57-58

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …