"Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne onlarla ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın." (Nisâ, 143)
"Saf tuttuklarınızla haşrolursunuz.” uyarısı; insanın yalnızca kişisel tercihlerinden değil, kime yakın durduğundan, kiminle aynı hizada yürüdüğünden de sorumlu olduğunu hatırlatan sarsıcı bir hakikattir. Hayat, tarafsız kalınabilen bir alan değildir. Susarak, görmezden gelerek, “Bana dokunmuyor.” diyerek de saf tutulur. Çünkü saf, sadece omuz omuza dizilen bedenlerle değil; kalplerin ve niyetlerin hizasıyla kurulur.
İnsan çoğu zaman kendini, “Ben kimseye zulmetmedim.” diye temize çıkarmaya çalışır. Hâlbuki soru daha derindir: “Zulmedenlerin safında mı durdun, yoksa mazlumların yanında mı?” Bir haksızlık karşısında sessiz kalmak, zalimin gürültüsünü onaylamaktır. Hakikatin sustuğu yerde, batıl daha rahat konuşur. Saf tutmak bazen bir slogan atmak değil, bir duruş sergilemektir; bazen bir bedel ödemek, bazen yalnız kalmayı göze almaktır.
Tarih boyunca hak ile batıl arasındaki çizgi hep netti, bulanık olan insanın vicdanıydı. Firavun’un sarayında yaşayıp Hz. Musa'nın (as) çağrısını duymayanlar; sarayın gücünü, konforunu saf sandılar. Oysa saf; menfaatle değil, hakikatle belirlenir. Bugün de değişen bir şey yok: Güçlünün yanında durmak “akıllılık”, mazlumun yanında durmak “romantiklik” diye küçümseniyor. Fakat mahşer, bu dünyanın akıllarıyla değil, vicdanlarıyla kurulacak. Haktan yana olmak sadece bir duruş değil, bir vicdan imtihanıdır.
Birlikte saf tutmak, ahirete dair olduğu kadar dünyaya da dairdir. Kuşlar, koyunlar bir arada hareket ediyor. Mümin, müminlerin yanında olur. "V" uçuşundan ayrılıp “Bir kenarda uçarım.” dersen enerjin kalmaz. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Katiller bir arada, hırsızlar bir arada, küfür de bir aradadır. Kurtların arasına girmek istiyorsan sen de kurt olursun. Kiminle yan yana duruyorsan zamanla ona benzersin; sözüne, suskunluğuna, hatta kalbinin katılığına...
Zalimle kurulan her mesafe kısalır, mazlumla kurulan her bağ zayıflarsa fark etmeden safını değiştirmiş olursun. Ve en büyük aldanış da budur: Kendini hâlâ aynı yerde zannetmek.
Birlikte arındığımız zaman üzerimize bereket yağar. Kötülüğü örgütleyenler birlik oluyor, müminler de bir arada olmalıdır. Birlikte saf tutan müminler, birbirine koruyucu kalkandır.
Mahşer günü insanlar, tuttukları safla çağrılacak. Kalabalıklar, alkışlar, unvanlar geride kalacak. O gün tek soru kalacak: Hakkın safında mıydın, yoksa güçlü olanın mı? Çünkü orada mazeretler değil, tercihler konuşacak. Ve herkes, bu dünyada durduğu yerden ayağa kalkacak.
O gün hiç kimse, “Niyetim iyiydi.” diyemeyecek. Niyet, duruşa dönüşmemişse bir savunma sayılmayacak. Saflar yeniden kurulurken, dünyada kaçamak cevaplarla geçiştirilen her tercih tek tek hatırlatılacak. Kiminle güldüğün, kimin acısına sırtını döndüğün, kimin zulmüne sessiz kaldığın… Hepsi bir saf çizgisi olacak. Ve insan, ömrü boyunca alıştığı kalabalığın içinde değil, hakikatte kiminle yan yana durduysa onunla çağrılacak. Çünkü mahşer; tarafsızların değil, safını dünyada belli edenlerin meydanıdır.
Allah’a ve Kur’an’a davet eden; hakkı, sabrı, merhameti, sevgiyi anlatan ve umut aşılayan insanlara çıkardıkları zorluklar, attıkları iftiralar, ettikleri hakaretler, yaptıkları sözlü ve fiilî eziyetler, deccaliyetin safında yer alanlar için utanç vesilesi olacak. Sonları zarar, ziyan, hüsran olacak...
"Asra andolsun ki; Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka." (Asr, 1-3)
Ziyanda olmamak için; dik durmak yerine yengeç gibi yan gidenlerin, direkt söyleyemediğini çakallık yapıp farklı şekilde söyleyen ikiyüzlülerin, kafasında tilki gibi plan kuranların, farklı postlara bürünüp kurtla yiyen ve sonra çobanla ağlayanların, camide saf tutup kilisede mum yakanların, içten pazarlıklı, samimiyetsiz, omurgasızların yanında olmamak lazım. Zalimlerle yol edinmemek lazım. Allah bizi safını doğru belirleyenlerden kılsın.
Ekim 2026, sayfa no:10-11
