Anasayfa / Genel / Gerçek Anlamda Hâfız Olmak / Hâfızlığın Hakkını Vermek

Gerçek Anlamda Hâfız Olmak / Hâfızlığın Hakkını Vermek

Gerçek Anlamda Hâfız Olmak / Hâfızlığın Hakkını Vermek

Prof. Dr. Ali Akpınar

Hâfız ve Hafîz, Yüce Rabbimizin isimlerindendir. el-Hafîz, varlıklar âlemini dilediği süre içerisinde, dilediği her türlü şeyden, zevâlden, helâkten, kazâ ve belâdan dilediği gibi koruyan anlamınadır. O, hiçbir şeyi unutmayan, hiçbir şeyde yanılmayan, sâhip olduğu hiçbir şeyi kaybetmeyendir. Bu aslâ O’na zor ve güç gelmez. Bu isim, O’nun Hâfız isminden daha mübâlağalı bir korumayı ifâde eder. “Elbette benim Rabbim her şeyi koruyup kollayandır.1 Âyetlerde O’nun hâfız oluşu da şöyle ifâde edilir: Doğrusu Kitâbı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette biziz.2 Allah en iyi koruyandır, O merhametlilerin merhametlisidir.3

İslâm’ın ilk dönemlerinde Kur’ân’ı ezberleyip onu güzel okuyanlara kaarî deniyordu. Çok miktarda hadis ezberleyenlere de hâfız deniyordu. Ancak sonraları hâfız denince öncelikle Kur’ân’ı ezbere bilenler anlaşılmaya başlandı. Kur’ân hâfızları, Yüce Rabbimiz’in bizzat uhdesine aldığı İlâhî Kelâm’ı koruma işinin aktif elemanları oldukları için bu isimle anılmışlardır. Onlara hâmil-i Kur’ân, Ehl-i Kur’ân, Sâhib-i Kur’ân da denilmiştir. Her müslümanın özellikle namaz sahîh olacak kadar Kur’ân’dan bir miktar ezberlemesi farzdır. Kur’ân’ın tamâmını ezberlemek ise farz değildir. Kültürümüzde Kur’ân’ın ezberlenmesi ve onun kırâatinin en güzel ve ileri seviyede tâliminin yapılabilmesi için Dâru’l-Huffâz ve Dâru’l-Kurrâ gibi özel eğitim merkezleri kurulmuştur. 15 asırlık târihî birikim ile hafızlık için çok özel metodlar geliştirilmiş, çoğu zaman ortalama iki yılda hâfızlık tamamlanırken, iki-üç ay gibi kısa zamanlarda hıfzını tamamlayanlar da olmuştur.

Yüce Rabbimiz’in koruması tüm herşeyde kendini gösterir. Göklerin derinliklerinden yere düşen yağmur damlası bile O’nun korumasıyla yere düşer. O’nun koruması altında olanlara hiçbir kimse ve hiçbir güç en küçük bir zarar veremez. Önemli olan O’nun korumasını hak edebilmek ve O’nun koruması altında olabilmektir. Bu ise, her zaman ve yerde O’nun hukûkunu korumak, O’na teslîm olup isteklerini içtenlikle yerine getirmekle mümkündür. İşte Hâfız unvânını alanlar bu sorumluluğun farkında olmalıdırlar.

Koruyup kollayan anlamına gelen Yüce Rabbimiz’in El-Hâfız ismi, insan için de isim ve sıfat olmuştur. Buna göre bu isim ve sıfatı alanlar Yüce Rabb’in ahlâkıyla ahlâklanmayı düstûr edinmelidirler. Şöyle ki gerçek anlamda hâfız, gönlünü ve tüm âzâlarını haramdan koruyan, dînini hevâ ve hevesine uydurmaktan koruyan, Allâh’ın yüklediği peygamberlik ve tebliğ görevini hakkıyla koruyup gereğini yerine getiren, vahyi olduğu gibi ezberleyip muhâfaza edendir.

Yüce Rabbimiz, herkese güven versin ve dünyâ ve âhirette hep güvende olsun diye el-Mü’min ismini, inanan kullarına vermiştir. Yine O, her zaman ve her şartta hakîkatin şâhitleri olsunlar diye eş-Şehîd ismini, yolunda can verenlere vermiştir. Tıpkı bunun gibi her hâl ü kârda onlar, hakları koruyanlar olsunlar diye Kur’ân hâfızlarına O’nun el-Hâfız ismi verilmiştir. Buna göre Hâfız-ı Kur’ân, Yüce Allâh’ın ismini taşıdığını bilmeli, O’nun kelâmını hem lafzıyla, hem mânâsıyla, hem de hükümleriyle korumalıdır. Onun için hâfızlar, Hâfız-ı Kur’ân, Vâkıf-ı anlam, Muhâfız-ı Ahkâm olmalıdırlar. Kur’ân’ın lafzını korudukları kadar, hükümlerini de korumaya gayret etmelidirler. İşte ancak o zaman Kur’ân’ın şefâatine, Yüce Rabb’in rızâsına ve cennetine nâil olmak onlar için söz konusu olacaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kayıtlarına göre 2016 yılı itibâriyle ülkemizde 126.598 Kur’ân hâfızı bulunmaktadır. Bir önceki yıl 6.500 civârında kardeşimiz hıfzlarını bitirerek hâfızlar kervânına katılmıştır. Kur’ân’ın sâhibine hamdolsun ki, Kur’ân eğitiminin önündeki engellerin büyük ölçüde kaldırılmasıyla her yıl bu katılım artmaktadır.

İslâm ülkelerinde de hafızlık özenilen bir meziyet, hâfızlar da toplumlarının en saygın kişilikleridir. Sözgelimi Pakistan’da hâfız sayısı 7 milyon civârındadır. Somali’de ülke nüfûsunun yarısının hâfız olduğu söylenmektedir. Bu rakamlardan yola çıkarak hâfız sayısının çokluğunun, ülkenin maddî ve mânevî alanlarda gelişmişliği için tek başına yeterli olmadığını söyleyebiliriz.

130 bin kişilik diyanet kadrosunun 30 bin kadarı hâfızlardan oluşuyor. Bu rakamlara göre yüz üç bin hâfızımız diyanet dışında çalışıyor. Yine yapılan tesbitlere göre hâfızlarımız içerisinde hıfzı sağlam olanların oranı % 10’lardadır. Bu ise gerçekten üzücü bir durumdur! Bu rakamlar bize nicelikte iyiye doğru gitsek bile, nitelikte döküldüğümüzü göstermektedir. Bunun için büyük özverili çalışmalarıyla hâfız yetiştiren kurumlarımız, yetiştirdikleri hâfızların hıfzlarını en sağlam şekilde muhafaza etmeleri ve hâfızlıklarını Kur’ân’a hizmet yolunda en güzel şekilde değerlendirmeleri için yönlendirici çalışmalar yapmalıdırlar.

O halde hâfızlarımızla Yüce Allâh’a hamdederken, hıfzlarını koruyamayanlar için de aynı derecede hüzünle estağfirullah dememiz gerekir. Yüce Allah hepimizi affetsin! Kaldı ki Kur’ân’a karşı sorumluluğumuz yalnızca onu yüzünden okumak yâhud ezberlemek değildir. Onu doğru bir şekilde anlamak ve gereklerini yaşamak mü’minler olarak hepimizin üzerine düşen bir görevdir. O halde hâfızlık rütbesine tâlip olan bu ruhla bu rütbeye tâlip olsun, bu rütbenin hakkını versin, hıfzını korusun, çalışanlar da ancak bunun için çalışsın. Çalışsın ki cennet onları özlesin, melekler onlara duâ etsin, Yüce Rabb’in katından rahmet ve sekine onların üzerine insin. Kur’ân ehlini, Yüce Allâh’ın âilesi olarak tanımlayan Peygamberimiz4, bir hadislerinde şöyle buyurur:

Bir topluluk Allâh’ın evlerinden bir evde toplanarak Allâh’ın kitâbını okurlar ve aralarında onu tedrîs ederlerse/ezberlemek ve anlamak için üzerinde çalışırlarsa, onlar üzerine sekîne/vakar ve huzur iner, rahmet onları kuşatır, melekler onları sarar sarmalar, Yüce Allah da onları katında anar/onları över ve sever.5

Hadiste dört müjde yer almaktadır: Huzur, rahmet, meleklerin yardım ve duâsı, Yüce Allâh’ın övgüsü. Bunları hak edebilmek için gerekenler ise şunlardır: Allâh’ın kitâbını okumak, anlamak ve ezberlemek için bir araya gelmek. Nebevî müjdeye erebilmek için bunları yerine getirmek gerekir. Bu müjdeler Kerîm Kitâb’ın bize dünyâdaki ikramları. Onun bir de âhiretin zor zamanlarında ikramları var ki onu da Peygamberimiz bize haber veriyor:

Oruç ve Kur’ân, kıyâmet günü sâhiplerine şefâat edeceklerdir. O gün oruç dile gelip şöyle diyecektir: Rabbim ben bu kulunu gündüz yeme içme ve şehevî arzularından alıkoydum, bana bu konuda ona şefâat etme izni ver. Kur’ân da dile gelip şöyle diyecektir: Rabbim, ben bu kulunu gece uykularından alıkoydum, bana bu konuda ona şefâat etme izni ver. Her ikisine de bu yetki verilir.6

O halde gücümüz yettiğince Kur’ân ile olalım, onun nurlu mesajlarıyla dolalım, onun rehberliğinde bir hayâtın adamı olalım ki, o gün onunla el ele tutuşup cennete konalım.

Dipnotlar:

1 11 Hûd 57, 34 Sebe’ 21.

2 15 Hıcr 9.

3 12 Yûsuf 64.

4 İbn Mâce, Dârimî, Ahmed b. Hanbel.

5 Müslim, Ebû Davûd, İbn Mâce, Dârimî, Ahmed b. Hanbel.

6 Ahmed b. Hanbel.

Ayrıca kontrol et

O Hz. Sâmî (ks)

O Hz. Sâmî (ks) Alemdar Sâmî Efendi’yi anlatmak, onun şahsında evliyâdan bahsetmek, kişinin kendi vüs’atine …