Eğitimin İnsana Kattığı Değer

Her insan, kapasitesi doğrultusunda gelişime yatkın olarak yaratılmıştır. Bu gelişim hem maddî hem de mânevî anlamda kendini gösterebilecek niteliktedir. Gelişimi gerçekleştirme noktasında niyet ve istikâmetin önemi yadsınamayacak kadar büyüktür. İnsanı belli bir seviyeden alıp ileri düzeylere taşıyacak olan eğitim ise gelişim için önemli bir unsurdur. Eğitim, hayâtın her alanında gerek örgün gerekse de yaygın olarak varlığını devâm ettirmesi gereken bir olgudur. Bu yönüyle eğitimin insana kattığı değerlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu belirtmemiz gerekir. Eğitim, kaliteli toplumların oluşumunda son derece önemli bir role sâhiptir. Bunun önemini kavrayabilmek için eğitimli bireylerden oluşmuş herhangi bir toplulukla, eğitimsiz bireylerden oluşmuş bir topluluğu çeşitli alanlarda mukâyese yapmamız yeterli olacaktır. Bu gerçek Kur’ân’da; ‘De ki: ‘Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sâhipleri öğüt alırlar’1 ifâdesiyle dile getirilmiştir.

Eğitim, insan hayâtının çok erken dönemlerinde başlayan bir süreçtir. Sabır ve istikrârı eğitim sürecinin en önemli dinamikleri olarak görmemiz mümkündür. Eğitimi çift yönlü olarak ele almamız gerekir. Yâni kişinin dışa dönük yönünü (bedenini) eğitime tâbi tutarken içe dönük yönünü (rûhunu) eğitimden mahrum bırakması büyük bir eksikliği berâberinde getirmektedir. Çünkü insan, beden ve rûhuyla insandır. İslâm, insan terbiyesine/eğitimine son derece önem vermiştir. Kur’ân ve Sünnet ölçüleri içinde eğitilen, ona göre hareket eden insan meleklerden daha üstün olan bir makâma yükselmiş kabûl edilir. İslâm terbiyesinden mahrum olan, nefsine, şehevî duygularına ve maddî menfaatine göre hareket edenler de hayvanlardan daha aşağı olan bir dereceye düşmüş olurlar. Onun için ilk peygamber Hz. Âdem’den (as) son peygamber Hz. Muhammed’e (sav) kadar bütün peygamberlerin ana gâyesi, insanları tevhîd inancı ile terbiye etmek olmuştur. Bu, insanları dâimâ iyi ve güzel şeylere götürmüştür. Burada hedef, insanları iyi ve faydalı olan şeylerle eğitip terbiye etmek olmuştur.2

Bir insanın eğitimi ilk eğitmenleri olan anne ve babasıyla başlar ve bu süreç okulda öğretmenleriyle devâm eder. Bu yönüyle eğitim, nesilden nesile aktarılan bir mirâs mesâbesindedir. Anne-baba çocuğunun ilk eğitimleriyle ne kadar iyi ilgilenirlerse çocuğun eğitim kalitesi o denli iyi olmaktadır. Vaktinde eğitimleriyle iyi ilgilenilmemiş çocukların, ilerleyen yaşlardaki eğitimlerinde de başarılı olmalarının zorlaştığı gözlemlenmektedir. Bu açıdan ebeveynler, eğitebilmek için eğitimli olmaya gayret etmelidirler.

MÂNEVÎ EĞİTİM

Bir kimsenin mânevî eğitimine ‘seyr ü sülûk’ denir. Bu eğitim kitâbî bir eğitim olmayıp tamâmen kalp eğitimidir. Seyr ü sülûk kişinin mânevî eğitimini gerçekleştirmek üzere çıkmış olduğu bir yolculuktur. Lügatte seyr; ‘gezmek, seyr etmek ve yürümek’ anlamlarına gelmektedir. Sülûk ise; ‘gitmek ve yola girmek’ demektir. Tasavvuf ıstılâhında seyr; ‘cehâletten ilme, kötü huylardan güzel ahlâka, kulun fânî varlığından Hakk’ın varlığına yönelmek’tir. Sülûk ise; ‘tasavvuf yoluna girmiş kişiyi Hakk’a vuslata hazırlayan ahlâkî eğitim’dir. Bir başka ifâdeyle seyr ü sülûk, tasavvuf ve tarîkata giren kimsenin mânevî makamları tamamlayıncaya kadar geçeceği sahaların adıdır. Seyrin başı sülûk yâni yola girmek, mânevî eğitime tâlip olmak; sonu da vüsûl yâni Hakk’a vuslat, Allâh’ı (cc) görüyormuş gibi kulluk (ihsan) şuuruna ermek, dâimâ Hakk ile birlikte/berâber bulunduğu bilincini yakalamak, O’na teslim olup O’ndan râzı olmaktır. Her iş ve fiilin gerçek fâilinin Allah olduğunu kavramak ve varlık iddiasından kurtulup gerçek tevhîde ermektir.3 Bu yönüyle yaratılışımızın asıl gâyesi olan, Allâh’a (cc) lâyık bir kul olabilmenin eğitiminin tüm eğitim çeşitlerinin en önemlisi olduğunu ifâde edebiliriz.

KALİTELİ EĞİTİM

Kaliteli insanların yetiştirilmesi kaliteli eğitime bağlıdır. Kaliteden eğitim binâlarının, eğitim materyallerinin vs. kaliteli olmasını kasdetmiyoruz. En başta kişinin kendisinin ne olduğu, niçin var olduğu, nereden gelip nereye gittiği konularında temel bir bilinç oluşturmalıdır. Yâni kendisinin yaratılıp başıboş bırakılmadığı gerçeği, eğitimin insana kazandırması gereken en temel konulardan birisi olmalıdır. Sâdece dünyâyı tanıtıp dünyâ işlerinde başarılı olmayı hedef gösteren eğitim, ‘ruh’tan yoksun bir süreci ifâde etmektedir. Ruhsuz eğitim sistemi ise kişiyi maddenin kölesi olmaya sevk etmektedir. Bu açıdan insanın fıtratında da varlığını sürdüren inanma duygusunu Kur’ânî perspektiften yönlendirmek eğitimin temelinde var olması gereken bir husustur. En temel eğitim olarak kişiye İslâm inanç sistemi (akâid) verilmeli, sağlam ehl-i sünnet esasları eğitimin temelinde varlığını sürdürmelidir. Kişi sağlam bir inanç sistemini temin ettikten sonra diğer alanlardaki eğitime devâm etmelidir.

Sonuç Olarak

İnsan, yaratılmışların en şereflisi olduğu konumunun hakkını vermelidir. Diğer mahlûkâta verilmemiş olan akıl nimetini kendisine ve çevresine katkı sağlama aracı olarak değerlendirmelidir. Müsbet olan her alandaki eğitime önem vermeli ve dâimâ çağın ihtiyaçlarını İslâmî bir bakış açısıyla algılayıp, vatan ve millet menfaatleri doğrultusunda gereklerini yerine getirmelidir. Daha bereketli ilmî ortamlar için karma eğitimlere son verilmeli, kız ve erkek eğitimleri ayrı ayrı okullarda gerçekleştirilmelidir. Bu ayrılığı bir ayrımcılık olarak değil insanların yaratılışlarındaki zaafların kötü sonuçlar doğurmasına engel olabilmek şeklinde değerlendirmek daha isâbetli bir yorum olacaktır.

Dipnotlar:

[1] Zümer 39/9.

2 Muhammed Kutup, Menhecu’t-Terbiyeti’l-İslâmiyye, Beyrut 1982, s. 2.

3 H. Kamil Yılmaz, Tasavvufi Hayat, Erkam Yay., İstanbul 2014, s. 47.

İdris Kocabaş

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.