Anasayfa / Genel / Dîn’in Temeli Şefkat ve Merhamettir

Dîn’in Temeli Şefkat ve Merhamettir

Dîn’in Temeli Şefkat ve Merhamettir
Prof. Dr. Ali Çelik

Yüce Rabbimiz mahlûkâta merhametiyle muâmele ettiği gibi, onun fıtratına da sevgi, şefkat ve merhamet duygusunu yerleştirmiştir. Canlı ve cansız tüm varlık âlemini ayakta tutan ve onun devâmını sağlayan şeyin fıtratına yerleştirilen bu duygu olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu duyguya dikkat çekmek ve farkındalık kazandırmak için ulemâmız şöyle bir tesbitte bulunmuşlardır: İslâm, “et-ta’zîmu li-emrillâh ve’ş-şefekâtü alâ mahlûkillâh” “Allâh’ın emrini ta’zîm, O’nun yaratıklarına şefkat ve merhamettir.”

Allâh’ın emrini ta’zîm’den” maksad, O’na karşı kulluk görevini (ubûdiyyeti) eksiksiz yerine getirme bilinci ve gayreti içinde bulunmaktır. Allâh’ın emirleri karşısında hassâsiyet üzere olmaktır. (Ey îmân edenler, Allah’tan hakkıyla ittikâ ediniz! / O’na karşı gerektiği şekilde saygılı olunuz!…) (Âl-i İmrân,102). Abdul­lah b. Mes’ûd (ra) bu ifâdeyi, “Allâh’a âsî olmayıp itâat etmek, nankör olmayıp şük­retmek ve O’nu unutmaksızın hep hatırda tutmak” şeklinde açıklamıştır.1 Tefsirlerde anlatıldığına göre bu âyet indiğinde sahâbîler, Allâh’a karşı gere­ği gibi saygılı olma konusunda endîşeye kapılmışlar, bir yandan hiç kimsenin bu­nu hakkıyla yerine getiremeyeceğini söyleyip bir yandan da kendilerini aşırı dere­cede ibâdete vermişler, bunun üzerine, “Gücünüz yettiğince Allâh’a saygısızlıktan sakının.” (Teğâbun, 16.) meâlindeki âyet inmiştir. Takvâ sâhipleri Kur’ân’da övgüyle anılmışlar ve kendilerine âhirette büyük nîmetler verileceği bildirilmiştir. Buna göre Allah katında en değerli kimseler takvâsâhipleridir. Yüce Allah takvâ sâhiplerinin dostudur. (Hucurât, 13.) Allah onları sever (Câsiye, 19.), onlarla berâberdir. (Âl-İ İmrân, 76.) Onlar için güzel bir gelecek vardır. (Bakara, 194.) Onlar güvenli bir makamda bulunmaktadırlar, cennetler ve her türlü nîmet onlar içindir. (Ra’d, 35; Nebe’, 31-36)”2 Yâni “Allâh’ın emrini ta’zîm”den maksad, Allâh’ın emirleri istikâmetinde yaşamaktır. Helâl kıldığını helâl bilip yapmak; haram kıldığını haram bilip ondan kaçınmaktır. Bu bilince ulaşmak, tam bir teslîmiyet ve engin bir rahmet ve şefkat sâhibi olabilme yolunda gayret sarfetmekle olur. Bu da ancak, “O’nun yaratıklarına şefkat ve merhamet” etmekle gerçekleşir. Bu Allâh’ın Rahmân ve Rahîm ism-i şerifleri olup onun bir tecellîsi olarak, Allah (cc) ondan kulların fıtrat-ı selîmelerine cüz’î miktarda bahşetmiş; kullarından, yaratmış olduğu her varlığa karşı kuşatıcı bir şekilde şefkat ve merhamet üzere olmalarını istemiştir. Kul bu emri yerine getirmek konusunda kendisini öyle bir durumda bulur ki, varlık âlemindeki her bir varlığa karşı şefkat ve merhametle yaklaşırken; aynı şekilde, o varlıkların da kendi aralarında şefkat ve merhamet üzere bir ilişki içinde olduklarını görür ve hisseder. Aradaki fark şudur: İnsan dışındaki varlıkların bu hâl üzere olmaları ızdırârî’dir yâni yaratılışları gereği bunu yaşarlar, insanın durumu ise ihtiyârî’dir yâni onun kendi tercîhi ve istemesine bağlıdır. İşte imtihan da burada başlar. İnsan bu tercîhini Allâh’ın istediği istikâmette kullanır, fıtratında var olan bu yüce duygunun esintileri yönünde tercihte bulunur, varlık âlemine şefkat ve merhamet içinde yaklaşırsa, ilâhî rızâya uygun hareket etmiş olacaktır. Çünkü varlık âleminde her şey yâni mahlûkât, Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatının bir tecellîsi olarak zuhûr etmiştir. Dolayısıyla kul, her hal ve durumda varlık âlemiyle münâsebetinde hep bu tecellîleri görmeye, anlamaya ve idrâk etmeye çalışması oranında Allâh’ı ve O’nun emirlerini ta’zîm etmiş; bunun gereği olarak da mahlûkâta karşı şefkat ve merhamet üzere olma bilincine, dolayısıyla ilâhi rızâya ermiş olur. İşte İslâm’da varlık-insan ilişkisinin özü budur. Yüce Rabbimiz bize bunu emretmiş, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de şefkat ve merhamet eksenli bir hayat yaşamış, ümmetine bu konuda önderlik ve rehberlik etmiştir. “Habîbim, Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107.); “..sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O,size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. (Tevbe, 128.) meâlindeki âyetlerde bu gerçek açık ve net olarak ifâde edilmiştir. Çünkü O, lânetçi değil bir rahmet peygamberiydi.3

Peygamber Efendimiz (sav) bir gün şöyle buyurdu: “Nefsim kudret elinde olan Allâh’a yemîn ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz.” Sahâbîler dediler ki: “Yâ Rasûlallah, her birimiz merhametliyiz.” Rasûlüllah şöyle buyurdu: “Benim kasdettiğim merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhametiniz değil, bilakis bütün yaratılmışlara şâmil olan merhamettir.”4

Rasûlüllah Efendimiz’in (sav) şefkat ve merhameti konu alan hadislerine baktığımız zaman O’nun bu yüce duyguyu bütün topluma yaymak istediğini ve bir şefkat toplumu oluşturmak istediğini görüyoruz. Merhamet ve şefkat, sorumluluk duygusuyla iç içedir. Sanki dönüşüm içinde biri diğerinin sebebi ve sonucunu oluşturmaktadır. Sorumluluk duygusu, berâberinde şefkat ve merhameti; şefkat ve merhamet de sorumluluk duygusunu getirmektedir. Merhamet ve şefkat, başkalarının ihtiyaç ve ızdırâbını gönül dünyâmızda hissedebilmek demektir. Bu başkası kendi yakın ve uzak çevremizdeki insanlar olabildiği gibi, içinde yaşadığımız dünyâmız, fizikî ortamımız, bitkiler, hayvanlar, canlı-cansız bütün varlıklar olabilir. Bütün bu varlık âlemininin bizlere bir emânet olduğu bilinci içinde, onlarla olan ilişkimizin şefkat-merhamet merkezli bir ilişki olması gerekmektedir. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde “…yeryüzü bana mescid kılındı”5 buyurmuşlardır. Bunun mânâsı: “Necis olmadığı sürece yeryüzünün her tarafında namaz kılabilirsiniz” demektir. Bir başka anlamı ise: Yeryüzünün her yeri mescid olduğuna göre, mescide karşı gösterdiğiniz nezâfet ve nezâhet hassâsiyetini yeryüzüne -içinde yaşadığınız dünyâya- da aynen gösteriniz demektir. Öyle bir Peygamberin ümmetiyiz ki O (sav) bize tüm varlık âlemine göstermemiz gereken dikkat ve hassâsiyeti en veciz, “cevâmiul-kelîm” üslûbuyla ifâde buyurmuşlardır. Merhamet, tüm canlılar içindir. Koyunu yere yatırıp ayağıyla yüzüne basan ve hayvancağız kendine bakarken bıçağını bileyen bir adama: “-Bıçağını daha önce bilesen olmaz mı? Hayvanı iki defa mı öldürmek istiyorsun?” uyarısında bulunan Peygamberimizin, o adamın şahsında ümmetine verdiği mesaj son derece önemlidir.

İslâm’ın en temel umdesi olan “Allâh’ın emrini ta’zîm, O’nun yaratıklarına şefkat ve merhamet”in ne anlama geldiğini tekrar tekrar düşünmeliyiz. Bize emânet olarak verilen şu varlık âlemine karşı ne derece hassâsiyet içinde olduğumuzun murâkabesini yapmalıyız. Şu muhakkak ki, “her nîmet bir şükür ister, şükredilmeyen nîmet elden gider.”

Bugün insanlığın içinde bulunduğu tüm sıkıntıların temelinde yatan husus, “Allâh’ın emrini ta’zîm, O’nun yaratıklarına şefkat ve merhamet” konusundaki duyarlılığımızı kaybetmiş olmamızdır. Emânete riâyet edememiş olmamız, emânetin hakkını koruma konusundaki zaafımız ya da acziyetimizdir. Varlık âleminde vâr olan her bir yaratılmışın kendi lisân-ı hâliyle Allâh’ı zikrettiğini unutmuş olmamızdır. Her bir varlığın Allâh’ın yüce kudretini bize gösteren ilâhî tecellîlerin mazharı olduğunu göremez, hissedemez hâle gelmiş olmamızdır. Dünyânın zâhirî güzelliklerinin câzibesine kapılarak onları yaratan yüce Rabbimiz’e karşı ta’zimde bulunmak konusunda yetersiz oluşumuzdur.

Yûnus Emre’in sarıçiçekle konuşması, cennetin ırmaklarının Allah Allah diyerek aktığını duyması, öten bülbüllerin zikrullah ile şakıması, varlık âlemine gösterilen şefkatin en bâriz örneğidir. Ne hazindir ki artık Yûnus’un dizelerini duyamaz; duysak da hissedemez olduk.

Nasuh bir tevbe ile yüce Rabbimize ilticâ ederek O’nun Rahmân ve Rahîm ism-i şerîflerinin üzerimizde tecellî etmesin dileyelim. Engin şefkat ve merhamet pınarından kana kana içerek “Allâh’ın emrini ta’zîm, O’nun yaratıklarına şefkat ve merhamet” konusunda Müslüman olma bilincimizi yeniden tâzeleyelim.

Her şey fânî, bâkî olan sâdece ve yalnız Allah’tır.” (Rahmân, 27.)

Dipnotlar:
1 Hâkim, Müstedrek, II, 294
2 Kur’ân Yolu, (Âl-i İmrân,102) tefsirinde.
3 Müslim, fedâil,126
4 Hâkim, Müstedrek,ıv,185,ha.7310
5 Buhârî,(teyemmüm), ha.335

Eylül 2019, sayfa no: 52-53-54

Ayrıca kontrol et

İletişim Dili

İletişim Dili Alemdar İlk insan, ilk peygamber Âdem (as)’dan Efendimiz’e (sav) kadar Rabbimizle iletişim vahy-i …