Anasayfa / Genel / Çanakkale Destanı

Çanakkale Destanı

Çanakkale Destanı
Hamdi Hatipoğlu

“Allâh’a ve Rasûlü’ne itâat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle berâberdir.” (Enfâl 8/46)

Târih sayfalarını karıştırdığımızda Müslüman Türk’ün târihinde savaşsız uzun bir sürenin yer aldığını görmek mümkün değildir. Bu bakımdan savaşla yoğrulmuş tek milletin Türkler olduğunu söylersek mübâlağa olmaz sanıyorum. Yakın târihimizin en şerefli mücâdelesi 18 Mart 1915 târihinde Çanakkale’de vahşetle birleşen düşmana karşı verilmiştir. Bu savaş her Türk âilesinin yuvasında mutlakâ bir iz bırakmıştır. Çünkü iki yüz bini aşkın vatan evlâdı Çanakkale’de ya şehit olmuş ya da yaralanarak gâzîlik unvânı kazanmıştır. Şahsen ne zaman Çanakkale zaferinden söz açılırsa, rahmetli dedelerimiz ve onların anlattıkları gözlerimizin önüne gelir.

Evet, Çanakkale’deki mücâdeleye yalın bir savaş gibi bakmamak gerekir. Meselenin ruh köküne inerek genç nesillere gerçekleri anlatmak gerekir. O gün Çanakkale boğazındaki saldırıların altında yatan gerçek bugün cephe düzeyinden çıkarak, sosyal yapımıza ve genç evlatlarımıza yönelmiştir. Ekonomik ve sosyal savaşların içindeyiz. Nitekim o zaman Çanakkale’de Türkün îmânını, nâmusunu ve özgürlüğünü, bayrağını, vatanını ve bütün kutsal değerlerini korumak için canını ve kanını veren İslâm toplumu bugün birbirlerine düşman kesilmiştir. Çanakkale savaşı, ne sâdece silahların ve ne de süflî menfaatlerin çarpışmasının bir örneğidir. Bu savaş aynı zamanda îmanla küfrün mücâdelesinin en büyük örneğidir. Kendilerinden maddî güç îtibâriyle kat kat büyük olan bir gürûha karşı, maddî güçten hemen hemen yoksun fakat mânevî gücün zirvesinde bulunan Müslüman milletlerin bu başarısı, mânânın maddeye gâlip geleceğinin bir ifâdesidir. Millî Şâirimiz merhum Mehmet Âkif o günün yüksek rûhuyla bu gerçeği şöyle dile getiriyordu:

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından
Alınır kal’a mı göksündeki kat kat îman.

İslâm’ın ilk savaşı Bedir savaşıdır. Hz. Muhammed’in (sav) üçyüz kişilik şanlı ashâbı, kendilerinden üç kat daha fazla olan şirk ordusuyla dövüşmekten çekinmemişler ve bu kutsal mücâdele zaferle sonuçlanmıştır. Çanakkale savaşıyla Bedir Savaşı kemmiyet ve keyfiyet bakımından aynı düzeydedir. Hedef ve dâvâ aynıdır. Âkif Safahat’ında bu gerçeği şöyle ifâde eder:

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi,
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Bedir Savaşı sırf Allâh’ın dînini yeryüzünde hâkim kılmak, İslâm’ı îman gücüyle savunmak sûretiyle kudsiyyet kazanmıştır. Çanakkale Savaşı da sırf Müslüman Türk’ün harim-i ismetini çiğnetmemek, hak ideali savunmak, küfrün muhtemel tasallutunu bertarâf etmek bakımından son derece kudsiyyet ifâde eder. Bedir’deki samîmiyetle Çanakkale’deki saflık, Bedir’deki maddî mahrûmiyetle Çanakkale’deki maddî yetersizlik, Bedir’deki şahlanış ile Çanakkale’deki inanç coşkusu düşünüldüğünde her iki mübârek savaşın birbirine ne kadar yakın olduğu görülür.

Bu küfür fitnesi durmayacaktır. Hedef Müslümanlar… Bugün Çanakkale savaşı yoktur, ama perdenin arkasında daha beteri işlenmektedir.

Dünyânın neresinde bir savaş varsa orada Müslümanların kanı dökülmektedir. Her gün Müslümanlar birbirlerini yiyip bitirmektedir. Çünkü küfür toplumu kendi elleriyle yapamadıklarını Müslümanlara yaptırıyorlar. Hiçbir küfür devletleri arasında savaş var mı?

Atalarımız “Eski düşmandan dost olmaz, domuz derisinden post olmaz” demişler. Danışıklı dövüşler çoktan başlamıştır. İslâm ülkelerini işgâl etmek bahanesiyle ve petrol çıkarları uğrunda Müslümanları birbirine kırdırıp Ortadoğu’yu silah pazarı hâline getirenler bunlar değil mi?

Dün İran–Irak ve Körfez savaşlarını ve bugün Suriye çıkmazını, PKK, YPG, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütlerini tezgâhlayıp başımıza musallat edenler aynı güçler değil mi? O günün Ebûcehilleri neyse bugünün Siyonistleri de odur. Teknoloji zebûnu olan şımarık süper güçlerin hâin planları bitmez. Onlara alkış tutan iç ve dış düşmanlarımız hazır fırsat bekliyorlar. Batılı emperyalist güçler bizi bizden çok daha iyi bildikleri halde içimizdeki gâfil müslümanların gözlerini taassup bürümüştür. Siyâsî çıkarlar uğruna, memleket dâvâsı parti çıkarlarına fedâ edilmektedir. Bu tür davranışlara muhalefet denilmez, olsa olsa tefrika denilir. Çünkü muhalefetin gerçekte bir payı vardır. Mecliste iyi işler yapılır ve müsbet kararlar alınırsa desteklenir yâhud yanlış işler yapılır yanlış kararlar alınırsa uyarılır. Yoksa iyiye de kötüye de karşı çıkmak akıl işi değildir. Bunun ötesinde ya kör taassup yâhud art niyet vardır.

Bir 18 Mart gününde aziz şehitlerimizi ve gâzilerimizi tekrar minnet ve rahmetle anıyoruz. Allah (c.c.) bu ümmete bir daha böyle bir savaşı yaşatmasın! Düşmanlara bir daha hatırlatalım ki: Çanakkale geçilmez…

Mart 2019, sayfa no: 54-55

Ayrıca kontrol et

Gâlibiyet Îmandadır

Gâlibiyet Îmandadır Alemdar Altı Gün Savaşı, diğer adlarıyla 1967 Arap-İsrail Savaşı, Üçüncü Arap-İsrail Savaşı, Altı …