Ara

Yürüyen İnsan, Yazan Kalem: Kendi Sâ‘y’inin Peşinde

Yürüyen İnsan, Yazan Kalem: Kendi Sâ‘y’inin Peşinde

“Doğrusu insana çalışmasından (sâ‘yinden)[1] başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39) 

Ocak ayında takvimden bir yaprak daha düşerken insan, kendi yürüyüşünü ve yazdığı satırları hatırlar. Ömür defterinin sayfaları birer birer eksilir. Her yeni yıl, kalan sayfaların inceldiğini hatırlatan sessiz bir işaret gibidir. İnsan, yürüyüşünün her adımında kendi sâ‘y’ini yazar; kalemiyle ömrünün hikâyesini kaydeder. Yılbaşı, bu yürüyüşün muhasebesi için bir duraktır; geride kalan sayfalara bakıp önümüzdeki boş satırları adaletin ışığıyla, merhametin sıcaklığıyla ve iyiliğin izleriyle doldurma niyetiyle yeniden yola koyulma vaktidir. Çünkü insanın yürüyüşü, aslında neyle yaşadığını gösterir. 

Bir insan neyle yaşar?

Kimi zaman bir hayalin peşinde, kimi zaman bir borcun yüküyle, kimi zaman da yalnızca sabahı akşam etmek için yürür durur. Ama her adım, her çaba, her niyet mutlaka bir iz bırakır. Kur’ân’da geçen o kısa ama derin cümle, “İnsanın ancak çalıştığının karşılığı vardır” ayeti aslında hepimizin hayatına yazılmış bir hatırlatmadır. Kimse senin yerine yaşayamaz, kimse senin yerine iyileşemez, kimse senin yerine yürüyemez. Ama bazen biri senin için dua eder, senin adına bir sadaka verir, senin yararına bir kelime yazar. O zaman senin sâ‘y’in, başkasının kaleminden de akmaya başlar. Bu yazı, yürüyen insanın ve yazan kalemin izini sürüyor. 

Yürümek: Hayatın Sessiz İbadeti

Yürümek, sadece bir yerden bir yere gitmek değildir. Bazen bir kararın ardına düşmektir; bazen bir acının içinden geçmektir. İnsan yürüdükçe düşünür; düşündükçe değişir. Ve her yürüyüş, bir sâ‘y’dir. Sabah işe giderken, çocuğunu okula götürürken, bir hastayı ziyarete giderken… Bunların hepsi, görünmeyen bir ibadetin parçasıdır. Çünkü çaba, niyetle birleştiğinde anlam kazanır.

Modern diye adlandırılan, seküler bakışla hayatı yalnızca dünya düzlemine indirgeyen insan, çoğu zaman bu yürüyüşün farkında değildir. Adımlarını otomatik atar, günleri birbirine benzer. Oysa her adım bir iz bırakır; o iz insanın kim olduğunu belirler. İnsan, attığı adımların toplamıdır; seçtiği yön, onun kimliğidir.

Kalem: Sessiz Bir Şahit

Müslüman, ilahî gözetim ve sorumluluk bilinciyle yaşayan insandır. Çünkü hayat yalnızca yaşanan bir süreç değil; aynı zamanda kaydedilen bir hikâyedir. Kur’ân şöyle haber verir:

“İnsanın yanında, yaptıklarını gözetleyen iki melek vardır; sağında ve solunda otururlar. O, hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen ve yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kâf, 50/17–18) 

Bu ayet, insanın her sözünün, her davranışının, hatta niyetinin bile kaydedildiğini bildirir. Buradaki kalem sadece bir yazı aracı değildir; ilahî adaletin sessiz şahididir. İnsan, farkında olsa da olmasa da her an bir kayıt altındadır. Bu kayıt, bir baskı değil; bilakis sorumlulukla özgürlüğün dengesidir. 

İyi bir söz, bir tebessüm, bir yardım… Hepsi yazılır. Fakat aynı şekilde kırıcı bir cümle, bir haksızlık, bir ihmal ve bir zulüm de kayda geçer. İnsan, kendi hayatının yazarı olduğu kadar, bir gün kendi defterinin okuyucusu da olacaktır. O gün defter açıldığında kimse, “Bu benim değil,” diyemeyecektir. Çünkü o defter, insanın kendi sâ‘y’inin izlerini taşır.

Kur’ân bu hakikati şöyle pekiştirir: 

“Kim zerre kadar iyilik yaparsa karşılığını görür. Kim de zerre kadar kötülük yaparsa karşılığını görür.” (Zilzâl, 99/7–8)

Bu ayet, hiçbir şeyin unutulmadığını; hiçbir iyiliğin zayi edilmediğini, hiçbir zulmün cezasız kalmayacağını bildirir.

Bugün Gazze’de, insanlığın en büyük suçlarından biri işleniyor. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar acımasızca öldürülüyor. Her bir kurşun, her bir bomba, her bir sessizlik… hepsi yazılıyor. 

Kalem sessiz olabilir; ama adaletin sesiyle yazıyor. Ve bir gün, o defterler açıldığında; zulmü işleyenler de zulme sessiz kalanlar da mazluma destek olanlar da kendi satırlarıyla yüzleşecek. O gün kimse, “Ben bilmiyordum,” diyemeyecek. Çünkü her şey kaydedildi. Her şey görüldü. Her şey duyuldu.

Başkası için Sâ‘y Etmek

Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve diğer İslâm coğrafyalarında zulme uğrayan mazlumlar için gösterilen dayanışma; onlar adına yapılan dualar ve yardımlar da insanın sâ‘y’ine yazılır. Çünkü mazlumun yanında durmak, insanın kendi yürüyüşüne ahlâkî bir iz bırakır. Bir annenin çocuğu için ettiği dua, bir hastayı ziyaret etmek, bir dostun vefat eden yakını adına verilen sadaka, bir öğretmenin öğrencisi için gösterdiği sabır… Bunların her biri, görünürde başkasına ait olsa da insanın sâ‘y’inin bir parçası olabilir. Zira insan yalnızca eliyle yaptıklarıyla değil; niyetiyle, yönlendirmesiyle ve etkisiyle de iz bırakır. Bu iz bazen bir kalbi iyileştirir, bazen bir hayatı güzelleştirir. 

Ancak sâ‘y yalnızca iyilikle sınırlı değildir. Bir fitneye sebep olmak, bir gönlü kırmak, bir yalanı yaymak, bir zulme sessiz kalmak… Bunlar da insanın çabasıdır; fakat yıkıcı olanıdır. Kimi zaman bir söz, bir davranış, bir ihmal; başkasının hayatında derin yaralar açabilir. Ve insan, bu yaraların da yazıldığı bir deftere sahiptir.

Nitekim bir hadiste bildirildiği üzere, Kâbil öldürme fiilini başlattığı için kıyamete kadar işlenen her cinayetin günahından bir pay ona da yazılmaktadır. Bu, kötülüğün de bulaşıcı olduğunu ve bir kötülük örneği bırakmanın ne denli ağır bir sorumluluk doğurduğunu gösterir. 

Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa karşılığını görür. Kim de zerre kadar bir kötülük yaparsa karşılığını görür.(Zilzâl, 99/7–8)

Bu ayet, insanın en küçük eyleminin bile kayda geçtiğini ve karşılıksız kalmayacağını bildirir. İyilik de yazılır, kötülük de. Ve insan, kendi sâ‘y’inin hem inşa eden hem de yıkan yönüyle yüzleşir.

Belki de insan, kendi çabasının yanında başkalarının onun için gösterdiği sâ‘ylerle tamamlanır. Çünkü iyilik ya da kötülük yalnızca yapanı değil; niyetiyle yaşayanı da kuşatır. Hadislerde bunun örnekleri vardır: Bir kadın çocuğu adına hac yapmak ister ve Hz. Peygamber (sav) ona, Evet, onun için hac; senin için de sevap. buyurur.

Bir adam annesi adına sadaka verir ve bu kabul edilir. Demek ki bazen başkasının kaleminden yazılan bir cümle, senin defterine geçebilir.

Seküler/Modern İnsan İçin Sâ‘y’in Anlamı

Bugünün insanı çoğu zaman kendi çabasını unutmuş gibi yaşıyor. Başarıyı şansa, mutluluğu dış koşullara, huzuru başkalarının onayına bağlamış durumda. Oysa Kur’ân’ın sade ama sarsıcı hatırlatması hâlâ geçerlidir:

İnsan için ancak kendi çalıştığı vardır.(Necm, 53/39)

Bu bir uyarı değil; bir davettir.

Kendi yolunu yürümeye, kendi kalemini oynatmaya, kendi hayatına sahip çıkmaya çağrı.

Sâ‘y yalnızca bir ibadet değil; bir hayat biçimidir. Her sabah uyanmak, bir adım atmak, bir kelime yazmak, bir iyilik yapmak… Bunların hepsi birer sâ‘y’dir. Ve insan, bu çabaların toplamından ibarettir. Ne eksik ne fazla. 

Belki de en büyük sâ‘y, insanın kendini unutmadan yaşamasıdır. Allah’ın bir kulu olduğunu hatırlamak, O’na verdiği kulluk sözünü diri tutmak, yalnızca O’na ibadet etmek üzere yaratıldığını bilmek… Son Peygamber Hz. Muhammed (sav)’in ümmeti olduğunu fark etmek; İslâm’ın ilk neslini, kendilerine nimet verilenleri örnek alarak sırât-ı müstakîm üzere yürümek… Ve bütün bunları, ahirette hesap vereceği bilinciyle yaşamak. 

Çünkü sonunda herkes, kendi yolculuğunun hesabını verecek. 

Ve o gün ne kadar yürüdüğümüzden çok ne için yürüdüğümüz sorulacak.

[1] “Sâ‘y” (سعي) Arapça kökenli bir kelimedir ve çaba, gayret, emek, yöneliş anlamlarına gelir. Dinî ve klasik İslâmî metinlerde çoğunlukla insanın Allah rızası için ortaya koyduğu gayret ve ameller için kullanılır.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak