Ara

Yüce Allâh Yaratan ve Yönetendir!

Prof. Dr. Ali Akpınar  Yüce Allâh, âlemi ve insanı yarattı. İnsanı, âleme ve insanın kendisine bırakmadı. Bıraksaydı insan kaybolur gider, yoldan çıkar sapardı. O, insanı kâinâtın en şerefli varlığı kıldı ve yeryüzünü îmâr için onu görevlendirdi. Onu bizzat kendisi eğitti. İlk insan Hz. Âdem’e, tümüyle eşyânın isimlerini ve hakîkatini öğretti. İnsana bilmediklerini öğretti.  Aslında Âdem’in şahsında eğitilen insanlıktı. Dikkat edin yaratma da hükmetme de O'nun hakkıdır. Âlemlerin Rabbi olan Allâh Yüce'dir.[1] Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir.[2] Evet, Yüce Rabbimiz her şeyi yarattı, yarattığı her şeyin yaratılış gâyesini belirledi ve ona göre hareket edilmesini diledi. Herşey ve herkes için maddî ve mânevî rızıkları var etti, onları nasıl alacağını ve nasıl yerli yerince kullanılacağını onlara gösterdi, öğretti. Tüm her şey O’na boyun eğdi. İrâdesiz varlıklar bile isteyerek boyun eğdiler O’na. Yalnızca insanlar ve cinler içerisinde O’na karşı çıkanlar oldu. Oysa onlar, irâdeli ve donanımlı varlıklar olarak herkesten ve her şeyden önce O’na itâat etmeliydiler. Hiç O Rabbe ibâdet ve itâat edilmez mi? İnsan için, önünde iki seçenek vardır: Ya Yüce Allâh’ı tanıyıp O’na ibâdet ve itâat edecek; ya da O’ndan kopup şeytâna ve nefse itâat edecek. Oysa gerçek anlamda Ma’bûd, Cenâb-ı Hak’tır. O, hep kullarının hayrını ister. Aslâ onlara zulmetmek istemez ve kıl kadar haksızlık yapmaz. Kâinâtta her şey O’nundur, O’na bağlıdır ve O’na itâat eder. Gökler ve yer, tüm gök ve yerdekiler, şimşek ve gölgeler, bitkiler ve hayvanlar, canlı cansız her şey O’nundur, O’na boyun eğer, O’nun kendileri için biçtiği görevi yerine getirirler. Kendi dilleriyle ve hâlleriyle O’nu tesbih ederler, O’na boyun eğerler ve O’na itâat ederler. Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça tekrarlanan “yerde ve gökte olan her şeyin O’nun oluşu” tüm her şeyin O’na âit oluşu ve O’nun yasalarına teslim oluşu anlamınadır. Bu hatırlatma ile insana şu mesaj verilir: Ey insan, her şey O’nunken ve O’nun buyruğuna teslim olmuşken, sen kiminsin ve kime teslim olmuşsun? Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin, dedi. İkisi de: İsteyerek geldik/boyun eğdik, dediler.[3] Canlı cansız, düşünen düşünmeyen, konuşan konuşmayan her şey ve herkes böyle diyerek, cân u gönülden itâat kervanına katılmışken… Kâinâtın en şerefli ve en donanımlı varlığı insana itâat etmemek yaraşır mı? Elbette yaraşmaz. İnsana düşen, bu itâat, tesbih ve ibâdet kervânına öncelikle katılmaktır. Zîrâ bu kervâna katılmak, kâinatla uyum içerisinde yaşamak için kaçınılmazdır. Aksi takdirde yeryüzünde fitne ve fesat baş gösterecektir. Bu ise dünyâ ve âhirette insanın aleyhine olacaktır. Bu ibâdet ve tâat korosunu bozmakla insan kendisi kaybedecektir, dünyâda huzur ve mutluluğu kaybedecek, âhirette cennet ve nimeti kaybedecektir. Onun için gerçek müminler, şöyle deyip bu söylediklerinin gereğini yerine getirenlerdir: Rabbimiz! İşittik, itâat ettik, Affını dileriz, dönüş Sanadır.[4] Aralarında hüküm verilmek üzere Allâh'a ve peygambere çağrıldıkları vakit: İşittik, itâat ettik demek, ancak müminlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır. Allâh'a ve Peygambere itâat eden, Allah'tan korkan ve O'ndan sakınan kimseler, işte onlar kurtulanlardır.[5] PEKİ, O’NA İTÂATİN GÖSTERGESİ NEDİR? O’NA NASIL İTÂAT EDİLİR? Öncelikle şunu söyleyelim ki Yüce Allâh’a itâat, pazarlıksızdır. O’na inanan mü’min, kayıtsız ve şartsız O’nun emirlerini yerine getirmeye gayret eder. Elbette, bir adı da Hakîm olan Yüce Yaratıcının her buyruğunda sayısız hikmet vardır. Ancak bize düşen, önce O’nun buyruklarına baş koymak, onların gereklerini yerine getirmek, sonra da onlardaki hikmetleri anlamaya çalışmaktır. Zîrâ gerçek mü’minler herhangi bir karşılık beklemeden, Yüce Allâh’a gerçek Ma’bûd olduğu için ibâdet ederler ve hiçbir emrini sorgulamadan O’na itâat ederler. Bu önemli tespitten sonra şunu diyebiliriz: O’na lâyığı ile itâat için, önce O’nu doğru bir şekilde tanımak gerekir. O’na bütün içtenliği ile bağlanıp inanmak gerekir. O’nun olmak, O’na adanmak, O’nun yoluna baş koymak gerekir. Bu inancın göstergesi olarak O’na yaraşır kulluk gerekir. Kulluk, O’nun ölçülerine göre yaşamakla mümkün olur. O’nun emirlerini tutup yasaklarından kaçmakla gerçekleşir. Bütün bunlar için de O’na çağıran dâvetçi Peygamberin çağrısını duymak ve O’na uymak lazımdır. Ve nihâyet, sürekli O’nun Rızâsına tâlip olmak ve O’nun yolunda olmak ve zamânı gelince de o yolda ölmek lâzımdır. Öyleyse yarışanlar, bunun için yarışsınlar.[6]   [1] 7 A’râf 54. [2] 20 Tahâ 50. [3] 41 Fussılet 11. [4] 2 Bakara 285. [5] 24 Nûr 51-52. [6] 83 Mütaffifîn 26.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak