Ara

Yenidünya: Bir Sevdânın, Bir Emânetin Hikâyesi

Yenidünya: Bir Sevdânın, Bir Emânetin Hikâyesi

Yenidünya Dergisi, Ekim 1993’te ilk sayısıyla okurunun karşısına çıktığından bu yana, sâdece bir yayın değil; aralıksız yürüyen bir hizmet kervânı oldu. Bu yolculuk, takvim yapraklarıyla ölçülen sıradan bir yayıncılık serüveni değil; bir sevdânın istikameti, bir mîrâsın mesûliyeti ve bir emânet bilincinin hikâyesidir.

Kuruluşundan itibâren dergimizin yazı hayâtında en belirgin husus, istikrar ve samîmiyet oldu. Dergimizin kurucusu ve ilk günden itibâren yazarı da olan Üstâzımız, Yenidünya’yı yalnızca bir yayın organı olarak değil, âdetâ kendi evi, kendi evlâdı gibi gördü. Nice mevsimler, nice hastalıklar, nice siyâsî ve ictimâî fırtınalar yaşandı; fakat bu derginin disiplininde en ufak bir gevşeme olmadı. Çünkü bu yolculuğun merkezinde, Allâh’ın (cc) rızâsından başka bir hedef hiç yer almadı.

Yenidünya, daha ilk günlerinden itibâren zor bir dengeyi gözetmeye çalıştı: Entelektüel derinlikten tâviz vermeden, ortalama okuyucunun kalbine dokunabilmek… Hem düşünce dünyâsının derinliklerine inmeyi, hem de gönüllere hitâp etmeyi hedefledi. Bu iki ucu bir arada tutmak kolay değildir; ancak dergimiz, yıllar boyunca bu dengeyi koruyarak yoluna devâm etti. 

20 Mayıs 1993’te, yolun henüz başında olan iki genç… Biri İmam Hatip son sınıf, diğeri İlahiyat son sınıf öğrencisi. Ceplerinde sermâye değil, yüreklerinde sevdâ, dillerinde besmele vardı. Onlara ağır bir sorumluluk emânet edilmişti: Hakîkat ışığını dünyânın dört bir yanına taşıma niyetiyle bir dergi çıkarmak. İlk büroyu tutabilmek için kefil aranan, güven vermeye çalışılan günlerden bugüne gelindi. O iki gencin ve sonrasında bu kervâna katılan yüzlerce emektârın en büyük gücü, sevdâları ve samîmiyetleriydi. 

Yenidünya’nın satırları, aynı sevdâyı taşıyanları aynı iklimde buluşturdu. Hatâlar hoş görüldü, kapılar açık tutuldu, omuzlar birbirine dayandı. Dergi, hakîkat pınarından süzülen güzellikleri okuruna ulaştırdıkça daha çok benimsendi. Çünkü biliyoruz ki yeni dünyâlar inşâ edebilmek için önce zihinleri ve gönülleri inşâ etmek gerekir. Okumak insanı diri tutar; ruh okudukça tâzelenir, insan okudukça insan kalır.

Bu derginin sayfalarına, Üstâzımızın duası, büyüklerimizin himmeti ve câmiâmızın vefâsı sinmiştir. Safa Vakfı’nın kuruluş günlerinden itibâren kamplarla, yaz okullarıyla, yarışmalarla, kütüphanelerle ve okullarla büyüyen hizmet halkasının önemli bir ayağı da Yenidünya oldu. “Bu kervana bir tuğla da dergi olsun” denildi; câmiâmız gönülden tuğla ve harç koydu bu binâya.

Zaman zaman imkânlar daraldı, ekonomik sıkıntılar yaşandı. “Acaba dergiyi kapatsak mı?” sorusunun dillendirildiği anlar da oldu. Fakat o günlerde, “Gerekirse gömleğimi satarım, yine de bu dergiyi kapatmam!” diyen bir kararlılık ortaya çıktı. Bu söz, adanmışlığın ve emânet bilincinin ifâdesiydi. Yenidünya, nice bâdireleri bu ruhla aştı.

Satırların abdestle, İhlâs-ı Şerif’lerle yazıldığı; toplantıların bir yayın kurulundan çok bir dergâh meclisini andırdığı günler yaşandı. Okurlarından bazıları, “Bu dergi evimize girdikten sonra ev halkı tâate başladı” diyerek yaşadıkları değişimi anlattı. Yazandan dizgisine, dağıtandan abone yapana kadar herkesin samîmiyeti nisbetinde derginin bereketi de arttı.

Zamanla Hanımefendi ekiyle evler edep ve nezâket öğrendi; Beyza ile çocuklar zarâfet ve nezâfeti tanıdı; Mavi Yayıncılık ile nice kitap gönülleri ilim ve fazîletle buluşturdu. Yenidünya, bir mektebe, bir üniversiteye dönüştü. Kapak konularıyla araştırmacıların başvurduğu, her sayısında güncel ama kalıcı meseleleri ele alan bir kaynak hâline geldi. 

Bugün Yenidünya, sâdece bir dergi değil; hür tefekkürün kalesidir. Her sayısı, ilk sayı heyecânıyla hazırlanmış; dergiciliğin tüm zorluklarına rağmen, en zahmetli ama en bereketli iş olan “insana yatırım”dan hiç vazgeçilmemiştir. Tasavvuf büyüklerinin hikmetli sözleri, Allah dostlarının hâtıraları, Kur’ân ve Sünnet’in rehberliği; çağımız insanının dertlerine dermân olacak mânevî reçetelerle birlikte sunulmuştur. 

Otuz üç yıl önce gönüllere samîmî dualarla atılan bir tohum, bugün elhamdülillah ağaç olmuş, gölge vermiş, meyve vermiştir. Her ay hasretle beklenen, girdiği hâneyi huzurlandıran bir misâfir hâline gelmiştir. Aynı zamanda çağımızın anlamsızlıklarına karşı, ilim ve gönül ehli kalemlerin rehberliğinde yol gösteren bir “kalp doktoru” gibi vazîfe görmüştür. 

Bu uzun yolculuğun merkezinde iki kelime vardır: Sevdâ ve Samîmiyet.

Yenidünya, fark edilmese bile bir tek insanın gönül dünyâsının aydınlanmasını, dünyânın bütün hazînelerinden daha kıymetli görenlerin dergisi oldu. Dergiciliğin tesiri çoğu zaman yıllar sonra anlaşılır; fakat bugün atılan her adımın, yarın hiç tanımadığımız bir gencin, bir annenin, bir öğretmenin dünyâsını değiştireceğine inanıyoruz.

Her yeni nesil, bu binâya bir tuğla koyma şuuru ile geldi; bizden sonra gelecek olanlar da inşâallah aynı emânet bilinciyle bu yolu sürdürecek. Çünkü bu derginin asıl gücü, okuyucularının vefâsı ve sadâkatidir. 

Yenidünya, geçmişin hâtırasını taşıdığı kadar, geleceğin de umûdudur.

Ve bu umut, Allâh’ın (cc) izniyle, sevdâ ve samîmiyetle yürüyenlerin omuzlarında yaşamaya devâm edecektir.

OCak 2026, sayfa no: 30-31-32

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak