Etimolojik olarak Arapça’da "ġarḳad" kelimesi; yeşil, dikenli, gür yapraklı ve sağlam ağaç anlamlarına gelmektedir. Câhiliye dönemi şiirlerinde de geçen bu ağaç, kişiyi ‘dış etkenlere karşı koruyan bir sığınak’ olarak tanımlanmıştır. Bedevî lehçelerinde ve çöl şiirlerinde tuzlu kumlu yaşam alanlarının ve küçük avlanma bölgelerinin bir işâreti olarak geçer. Bazı kaynaklarda, Zebûr’un bu ağaca yazıldığı bile ifâde edilerek, Garkad’ın sağlamlığına dikkat çekilmektedir. Yahudi Ağacı, Sincan Dikeni ve İsâ Dikeni olarak da bilinen ve boyu 3-4 metre arasında olan Garkad Ağacı’nın Latince adı ‘Nitraria Retusa/Ziziphus Spina-christi’dir. Hristiyan geleneğinde bu ağaç, İsa'nın çarmıha gerilmeden önce başına takılan dikenli çalı ile özdeşleştirilmiştir (Matta 27:28-29; Yuhanna 19:5; Markos 15:17). Bilimsel adı (Spina-christi) da buradan gelmektedir. Bazı araştırmacılar Garkad Ağacı’nı, Sidre Ağacı ile karıştırmaktadırlar. Sidre Ağacı, Arabistan kirazı olarak bilinen başka bir ağaç türüdür.
Garkad Ağacı, (Juniperus excelsa), çamgiller (Cupressaceae) familyasına āit iğne yapraklı bir ağaçtır, iklim koşullarına dayanıklı bir türdür ve kuraklık toleransı gösterir. Bu sebeple, özellikle kuru ve sıcak iklim bölgelerinde yetişen bitkiler için önemli bir ekonomik ve ekolojik rol oynayabilir. Kimyasal yapısında, etli yapraklarında yüksek oranda tuz ve mineral biriktirme özelliği ile öne çıkar. Ilıman ve yarı tropik iklimlerde yetişen, kırk türü içeren dikenli çalı veya ağaçlardır. Bahar aylarında beyaz çiçekler açan ve şemsiye şeklinde büyüyen Garkad Ağacı, bozkırlarda ve çöllerde yetişir, yaprakları 2-7 cm uzunluğundadır. Yenilebilir meyveleri 1,5 cm çapında küçük, kırmızı veya siyah, küresel konik şekildedir. Her zaman yeşil kalan ve yaprak döken türleri vardır.
Yahudiler, Garkad Ağacı’nın kabuk, yaprak ve meyvelerini tıbben göz iltihaplarının, hemoroidin, ishalin, yaraların, yanıkların, cilt hastalıkları ve bozukluklarının, akciğer, göğüs ve pektoral problemlerin, saç problemlerinin, soğuk algınlığının, yüksek tansiyonun ve aşırı kilonun tedâvisinde, ağrıları dindirmede ve bağırsak temizliğinde kullanmaktadırlar.
Garkad Ağacı, Filistin’in bulunduğu coğrafyada bilhassâ Kudüs’te, Ürdün Vadisi’nde ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Hacer Dağları’nda yaygındır. Ayrıca Pakistan, Irak, Suriye, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Kuzey Afrika’nın birçok yerinde de yetişmektedir. Meyvesinin içindeki antimikrobiyal özütlerden dolayı tıp çevrelerinde eski zamanlardan beri bilinen bir bitkidir.
Medîne’deki Bakî’ Mezarlığı (Cennetü’l-Bakî‘) vaktiyle Garkad ağaçlarının sıkça olması dolayısıyla Bakî’u’l-Garkad olarak bilinmekte idi. Medîne’ye hicretten sonra Medîne’de ilk vefât eden Es’ad bin Zürâre’dir. Kendisini nereye defnedelim diye Rasûlullâh’a (sav) sorulduğunda, ‘Bakî’u’l-Garkad’a’ cevâbını vermiş, Bakî’u’l-Garkad’a ilk defnedilen sahabe de Es’ad bin Zürâre (ra) olmuştur.
Garkad Ağacı Hadîs-i Şerîfi
Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Müslümanlarla yahudiler çarpışmadıkça kıyâmet kopmayacaktır. Yahudi taşın, ağacın arkasına saklanacak, bunun üzerine o taş, o ağaç yahudiyi kovalayan kimseye: ‘Ey müslüman! Arkamda bir yahudi var, gel onu öldür!’ diyecek. Yalnız Garkad Ağacı bir şey söylemeyecek; çünkü o yahudilerin ağaçlarındandır.” (Buhārî, Cihâd 94, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 82)
Söz konusu hadîs-i şerîf Sahîh-i Buhārî ve Sahîh-i Müslim başta olmak üzere Sünen-i İbn Mâce (Fiten, 33), Müsned-i Ahmed bin Hanbel (No.9398) ve Beyhakî’de (184-185) de yer almakta olup sahîhliğinde hadîs âlimleri ittifak hâlindedir.
Hadîs-i şerîfi açıklayan İmam Nevevî (ö.1277), Garkad Ağacı’nın Beytülmakdis bölgesinde bilinen bir ağaç olduğunu, Deccal ve Yahudilerin öldürülmesinin bu bölgede olacağını ifâde etmektedir. İbn Hacer el-Askalânî (ö.1449), ağacın ve taşın konuşmasının iki ihtimâl taşıdığını, hakîkî mânâda veya mecaz mânâda olabileceğini, daha isâbetli olanın ise hakîkî mânâ olduğunu ve saklanmanın Yahudilere fayda vermeyeceğini belirtmektedir. Ali el-Kārî (ö. 1605) ise Garkad Ağacı’nın Yahudilere isnâd edilmesinin, kişinin mülkü olmayan şeyleri kendisine izâfe etmesi olarak açıklamaktadır. Ayrıca Yahudilerin karakterleri ile Garkad Ağacı’nın karakterlerinin birbirine benzeyebileceğini ve yaratılmış hiçbir ağacın Yahudilere āit olmadığını, bütün ağaçların, kâinâtın yegâne mâliki ve sâhibi Allâhu Teālâ’nın olduğunu beyân etmektedir.
Yahudiler bu hadîs-i şerîfe her ne kadar inanmadıklarını ifâde etseler de yaşadıkları her yere bol miktarda Garkad Ağacı dikmeleri konuya olan hassâsiyetlerini göstermektedir. Şimon Peres İsrail Dışişleri Bakanı iken kendisiyle yapılan bir röportajda, muhabirin her yerde gördüğü bu ağacı sorması üzerine şu cevâbı vermiştir: “Bu bizim ağacımızdır, bizi koruyacak ağaçtır. Müslümanlar bizi öldürmek isteyecekler ve biz bu ağaca saklanacağız.” Duydukları karşısında hayretini gizleyemeyen gazeteci sorar: “Mâdem öyle niçin onlarla sürekli savaşıyorsunuz?” Peres’in cevâbı şudur: “Biz, bize vaad edilen için çalışıyoruz!” Daha sonra İsrail’e başbakan olan Şimon Peres’e “Kur’ân-ı Kerîm, sizin devletinizin yıkılacağından haber veriyor.” diye hatırlattıklarında, Peres şu cevâbı verir: “Kur’ân’ın bahsettiği Müslümanlar gelsin, düşünürüz.” (Tercüman Gazetesi, Ergun Göze, 1986)
Hadîs-i şerîfle ilgili olarak müfessir ve siyâset adamı Konyalı Mehmet Vehbî Efendi’nin şu ifâdeleri oldukça dikkat çekicidir. İsrailli bir diplomat, Konyalı Mehmet Vehbî’ye şöyle der:
“Peygamberiniz: ‘Bir gün gelecek yeryüzünde bir tek Yahudi kalmayacak. Bir ağacın veya taşın arkasına saklansa taş dile gelip haber verecek.’ diyordu. Bak biz yok olmadık. Filistin’de devlet kurduk.”
Konyalı Mehmet Vehbî de: “Ben Buhārî’yi tercüme ederken, o hadîsin tercümesine gelince çok düşündüm. Yâ Rabbi! Senin peygamberin ne söylemişse doğrudur. Ama bu iş çok zor olacak. Yahudiler bütün dünyâya dağılmış durumda. Biz bunları nasıl bulacağız derken, Filistin’de devlet kurulduğunu, dünyânın her tarafına dağılan Yahudilerin Filistin’e göç ettiğini öğrenince seviniverdim.” der.
Büyükelçi: “Niçin sevindiniz?” diye sorunca, Mehmet Vehbî:
“İşimizi kolaylaştırıyorsunuz. Biz Müslümanların bütün dünyâyı dolaşmasını ve birçok cephede savaşa girmesini engelliyorsunuz. Hepiniz bir araya geleceksiniz biz de sizi topluca milletlerin başına belâ olmaktan kurtaracağız.” diye cevap verir.
Yahudi geleneğinde Hz. Mûsâ’nın (as) asâsı Garkad Ağacı’ndandır. Yahudilere göre asâ otorite ve sihirli gücü temsîl eder. Günümüzde sinema ve görsel medyayı bir asâ gibi kullanan yahudilerin, ABD sinema endüstrisini ‘Kutsal Ağaç’ anlamına gelen ‘Hollywood’, veya yine kullandıkları ve aynı amaçlarına hizmet eden diğer sinema endüstrilerini ‘Yeşilçam/Türkiye’, ‘Pinewood/Kanada’ ve ‘Bollywood/Hindistan’ gibi benzer şekilde isimlendirmeleri gāyet mânidardır.
Garkad Ağacı’nın dallarında ok ve mızrağa benzer uzun dikenlerinin olması, Yahudilerin her zaman silahlı güç ve iktidarların arkasına saklanarak ve onları kullanarak katliamlarını ve her mecrâdaki zulümlerini icrâ edeceklerini göstermektedir. Yahudilere kalkan olup onları saklayıp koruyan Garkad Ağaçları!, onların katliamlarını, zālimliklerini, hāinliklerini, kısacası aleyhlerine olan her konuyu gündeme getirenleri dahî susturmaya çalışacaklardır. Ayrıca Garkad Ağacı’nın yenilen ve tıpta kullanılan meyvelerinin ve özelliklerinin olması da, söz konusu silahlı güçlerin Yahudileri saklama dışında onlara yardım ve yataklık yapacağı ve onları besleyeceği, yaralarını saracağı ve tedâvi edeceği anlamlarına da gelebilmektedir.
Kim ki Yahudilerin katliamlarına, zulümlerine karşı olduğu halde! ses çıkarmaz, elinden geleni yapmaz ve tepkisini ortaya koymazsa, o kişi Yahudilerin Garkad Ağacı’dır. Geçmişte birçok devlet ve millet Yahudilere Garkad Ağacı olagelmiştir. Günümüzün tam mânâdaki Garkad Ağacı ise Amerika’dır.
Garkad Ağacı tıynetli kişiler ve bunların kurduğu sistemlerle Garkad Ağacı’na karşı olan kişiler ve sistemler kıyâmete kadar varlığını devâm ettirecek, her türlü renge ve şekle giren küfür ile Allâh’ın adının hâkim olması için yapılagelen îman mücâdelesi, Allâh’ın nûrunu tamamlaması ile netîcelenecektir.
Allâhu Zü’l-celâl şöyle buyurur:
“Ve o kitapta, İsrâil Oğulları’na uyarı amacıyla, ileride meydana gelecek şu olayları bildirmiştik: “Muhakkak ki siz, yeryüzünde iki defa geniş çapta bozgunculuk çıkaracak; sâhip olduğunuz güç ve servetle şımarıp küstahlaşarak aşırı derecede taşkınlıklar yapacaksınız. Fakat yaptığınız her bozgunculuğun ardından, büyük bir felâketle yüz yüze geleceksiniz: Bu çıkaracağınız fesat ve bozgunlardan ilkinin cezâlandırılma zamânı gelince, güçlü kuvvetli ve acımasız kullarımızı üstünüze salacağız; öyle ki bunlar, ülkenizi tamâmen işgāl edip hepinizi kılıçtan geçirecekler, hattâ evlerinizin arasında yakalayıp öldürecekleri bir Yahudi arayacaklar. Şüphesiz bu, gerçekleşmesi kaçınılmaz bir vaaddir.” (İsrâ, 17/4-5)
“Eğer iyilik yaparsanız, aslında kendinize iyilik etmiş olursunuz; kötülük yaptığınız takdirde de, yine ancak kendinize kötülük etmiş olursunuz. Fakat bir süre sonra, bu öğütleri unutacak ve ikinci kez geniş çaplı bir azgınlığa girişeceksiniz. Böylece, ikinci vaadin gerçekleşme zamânı gelince, yine sizi cezâlandırmak için, onurunuzu ayaklar altına alarak yüzünüzü karartacak, daha önceki işgal kuvvetlerinin girdikleri gibi yine Kudüs’e, Mescid-i Aksâ’ya girip tüm kutsal değerlerinizi çiğneyecek ve ele geçirdikleri her şeyi tamâmen kırıp geçirecek güçlü ve acımasız düşmanlar salacağız üzerinize. Fakat her şeye rağmen, yine de tövbe edip kurtulmak için geç kalmış sayılmazsınız: Eğer Son Elçi’ye îmân ederseniz, Rabbinizin size acıyıp merhamet etmesini umabilirsiniz. Fakat inkâr ve azgınlığa geri dönerseniz, Biz de sizi cezâlandırmaya geri döneriz! Gerçekten Biz, cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır!” (İsrâ, 17/6-7)
Mayıs 2026, sayfa no: 76-77-78-79
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak